Mensur Akgün- Referans
Şimdi hiç zamanı değil, biliyorum ama isterse Türkiye Rumlar tarafından temsil edilen Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Dimitri Hristofyas'a yardım edebilir. Eğer BM parametreleri çerçevesinde iki toplumlu, iki kesimli çözüm önemliyse Ankara, pazarlık pozisyonundan taviz vermeden bu çözümü kolaylaştıracak, Hristofyas üstündeki siyasi baskıyı hafifletecek adımlar atabilir.
Mesela şubat ayında Başbakan Erdoğan'ın yaptığı gibi Rum gazetecilerin çoğunlukta olduğu bir gruba Rum kesiminin kaygılarını ve korkularını giderecek açıklamalar yapılabilir. Hatta daha yaratıcı yöntemler bulunup, aralık ayındaki AB Zirvesi öncesinde Türkiye üstüne yoğunlaşması muhtemel baskıları hafifletecek bir teşebbüse geçilebilir. Böylece de Ankara, sadece Rum kesimine değil tüm dünyaya Türkiye'nin çözüm isteyen taraf olduğunu gösterebilir.
* * *
Biliyorum bunları düşünmek için zaman uygun sayılmaz. Siyasetin ve Türkiye'nin gündeminde referandum var. Fakat KKTC'deki gazetelere yansıyan haberlere baktığımızda çözüm umudu ile kendisine bağlandığımız Hristofyas'ın durumunun pek parlak olmadığı anlaşılıyor. Hristofyas içeride de dışarıda da ateş altında. Taviz vermekle ve Türk tarafının tezlerini kabul etmekle suçlanıyor. O da kendisini tutanaklarla, gerçeklerin günün birinde ortaya çıkacağı iddiasıyla savunuyor.
Görünen o ki salı günü Güney Kıbrıs'ta başlayan ve bugün sona erecek olan ‘23. Dış Rumlar Konferansı'nın açılışında Cumhurbaşkanı Hristofyas fena halde eleştirilmiş ve elindeki metinden saparak kendini savunmak zorunda kalmış. Star Kıbrıs'ın haberine göre Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskopos'u II. Hrisostomos, Hristofyas'a esmiş yağmış, AB'deki varlıklarının Türkiye'ye karşı kullanılması gerektiğini söylemiş.
Hrisostomos ayrıca güvenlik çizgisinin aşıldığını, çıkmaz bir sokağa hapis olduklarını, Türklerin istilasını meşrulaştırdıklarını iddia etmiş. BM adına arabuluculuk görevini üstlenmiş olan eski Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander Downer'a da Türk tarafını desteklediği için ateş püskürmüş. Gazetelere yansıdığı kadarıyla hiçbir ptotokol konuşmacısı "Görüşmeler iyi gidiyor, biz bu işi çözeriz" dememiş. Çoğu taviz verdiği için Hristofyas'ı suçlamış.
Yani aslında Rum kesiminde adaya son geldiğim bir aydan bu yana hiçbir şey değişmemiş. Eğer Türkiye müdahale etmezse hiçbir şeyin değişeceği de yok. Onlar AB aracılığı ile Türkiye üstünde baskı oluşturmanın, İsrail ile ilişkileri geliştirip Türkiye'yi köşeye sıkıştırmanın hayali ile yaşayacak. Diyasporaları vasıtasıyla Türkiye'ye ve Türk tarafına karşı son bir siper savaşı daha vermeye çalışacak.
* * *
Böyle giderse Ankara da boş durmayacak ve siper savaşına katılacak. Bir kez daha sorunun çözümünü unutup, aslında iki toplumun bir arada yaşaması için çalışıldığını göz ardı edip propaganda savaşının kendine özgü mantığı içinde kaybolunacak. Oysa barışa hep birlikte bir şans daha tanımamız, eğer başarısız olursak iki devletli çözümü hayata geçirmek için Kosova başta olmak üzere dünyadaki emsallerden yararlanmaya başlamamız gerekiyor.









