Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 6 Eylül 2008’deki Erivan ziyareti Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde bir dönüm noktası olarak yorumlanmıştı. Ancak, BM Genel Kurul toplantısı nedeniyle New York’ta bir araya gelen Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan Dışişleri Bakanları toplantısından somut bir sonucun çıkmaması bölge ülkeleri ilişkilerinde yeniden başa mı dönülüyor sorularını gündeme getirdi. Bu bağlamda, üçlü görüşme öncesi gerek Ermeni kamuoyunda gerekse Türk kamuoyunda oluşan olumlu havanın yerini ise şu anda bir memnuniyetsizlik ve sessizlik almış bulunuyor.
Gül’ün Ziyareti Neden Önemliydi?
Cumhurbaşkanı Gül’ün Erivan ziyareti, bölge ülkeleri arasındaki sorunların barışçıl yollarla çözümü ve Türkiye’nin komşu ülkelere yönelik izlemekte olduğu iyi komşuluk politikası kapsamında atılmış bir adımdı. Bu iyi niyet girişiminin kısa vadede somut sonuçlar doğurması beklenmemekle beraber, bazı olumlu gelişmelere yol açması umuluyordu. Bu çerçevede umutlar ilk olarak Türk tarafının Ermenistan ve Azerbaycan liderleri ile bazı temaslarda bulunması ve ardından üç ülke dış işleri bakanlarının New York’ta bir araya gelerek kendi öncelikli sorunlarını masaya yatırmalarına bağlanmıştı. Görüşmeler ayrıca hem uluslararası hem de bölge ülkelerinin kamuoylarında bazı beklentilere de neden olmuştu. Ancak New York görüşmelerinden, gerek Azerbaycan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerek görüşmelerde Rusya’nın aktif rolünün olmayışı nedeniyle somut bir sonuç çıkmayacağı gayet açıktı. Zaten 16 yıldır AGİT Minsk Grubu’nun girişimleri çerçevesinde çözülemeyen Karabağ meselesi ve 90 yıllık soykırım iddiaları gibi uzun ve tarihsel geçmişe sahip sorunların kısa vadede çözüme kavuşturulması da beklenen bir sonuç değildi.
Azerbaycan ve Ermenistan Kamuoyundaki Değişimin Nedenleri
Üç ülke liderleri arasında yürütülen diplomasi trafiğinin ardından tam da suların durulmaya başlandığı bir dönemde Ermeni basınında Türkiye’nin Karabağ sorununun çözümü konusunda arabulucu olamayacağına dair yer alan haberler, görüşmelerden Ermeni tarafının pek de memnun kalmadığı izlenimini uyandırıyor. Bu bağlamda Ermenistan Dışişleri Bakanı Oskanyan’ın “Ermenistan'ın, hiçbir zaman Türkiye'yi arabulucu olarak kabul etmeyeceğini düşünüyorum” ifadelerini kullanması Türkiye’nin yer almadığı bir çözüm modelinin de gündemde olabileceğini düşündürüyor. Bu konuda Ermenistan’ın, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Aliyev ile 16 Eylül’de gerçekleştirdiği görüşmede gündeme gelen üçlü alternatif önerisini değerlendirdiği düşünülebilir. Rusya’nın Azerbaycan’dan özellikle, bölgedeki enerji yatırımlarında Moskova’yı devre dışı bırakmayacak politikalar izlemesini istemesi ve bunun karşılılığında da Karabağ konusunda yürütülecek barış görüşmelerini destekleme sözü vermesi bu ihtimalleri doğruluyor. Ermeni kamuoyunda ayrıca Türkiye’nin Karabağ sorunu konusunda tarafsız bir politika izlemeyeceği gerekçesiyle de görüşmelerden bir sonuç çıkmayacağı öne sürülüyor.
Öte yandan Azerbaycan kamuoyunda da Ermenistan’la benzer şekilde bir havanın hâkim olduğunu söylemek mümkün. Azerbaycan kamuoyunda Ermenistan’ın Karabağ sorununun çözümü konusunda Türkiye’nin arabuluculuğunu kabul etmeyeceği, Ermenistan kamuoyunda ise Türkiye’nin, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunları kendi lehine değerlendireceği yorumları yapılıyor. Ermeni kamuoyunda Sarkisyan’ın, Şubat ayında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından olumsuz etkilenen ülkenin imajını düzeltmek için böyle bir adım attığı da iddia ediliyor. Dolayısıyla Sarkisyan’ın uzun vadede gerek muhalefetin görüşlerini gerekse de diasporayı bir kenara bırakarak Türkiye ile ilişkileri normalleştirme yolunda radikal adımlar atamayacağı öne sürülüyor.
Azerbaycan kamuoyunda Türkiye’nin Erivan ziyaretiyle büyük oranda Karabağ sorununu bir kenara bıraktığını ve Azerbaycan’ı devre dışı bırakarak Ermenistan’la yakınlaşma çabası içinde olduğunu düşünen büyük bir muhalif kesim bulunuyor. Bu düşüncenin oluşumunda Erivan ziyaretiyle birlikte Azerbaycan’da oluşan kırgınlığın da büyük oranda etkisi bulunuyor olsa da Azeri tarafının artık Karabağ sorununun çözümü konusunda Türkiye’nin inandırıcılığını sorguladığını ve dolayısıyla görüşmelerden somut bir çözüm beklentisi taşımadıklarını söyleyebiliriz.
Ermeni ve Azeri kamuoyunun Türkiye’nin önderliğinde Karabağ sorununun çözüme kavuşturulamayacağı yönünde vardıkları bu kararda büyük oranda Rus etkisi olduğunu söylemek mümkün. Nitekim Rusya’nın Gürcistan’la yaşadığı krizin ardından bölge ülkeleri benzer sorunlarla karşı karşıya kalmamak adına Türkiye’den ziyade Rusya’nın daha fazla desteklediği Minsk grubunun ancak Karabağ sorununun çözümünde bir neticeye varabileceğini düşündüğü anlaşılıyor.
Somut Adımlar Neden Atılamıyor?
Yaklaşan seçimler nedeniyle Azerbaycan kamuoyunda Türkiye’ye yönelik oluşan tepkilerin önüne geçebilmek için Aliyev’in zaten BM toplantısı öncesi ve sonrasında herhangi somut bir adım atması beklenmiyor. Ancak Aliyev’in seçimleri kazanarak yeniden görevinin başına gelmesi halinde ise üçlü görüşmelerden somut sonuçlar alınabilir. Azerbaycan seçimlerinin ardından 2009 Türkiye yerel seçimlerinin de sona ermesiyle Nisan-Mayıs aylarında Türkiye Ermenistan ilişkileri açısından yeni bir dönüm noktasına gelinmesi ve Türkiye-Ermenistan sınır kapısının açılması konusunun gündeme gelmesi ihtimali bulunuyor. Bu konuyla ilgili olarak Ermenistan’ın Karabağ dışında kalan Azerbaycan topraklarından ilke olarak çekilmeyi kabul ettiği yönünde haberler de bulunuyor. Ermenistan’ın bu tutumu karşısında Azerbaycan’ın da görüşmeleri devam ettirmesi bekleniyor.
Sonuç olarak Kafkasya krizinin bölge ülkeleri üzerinde dondurulmuş sorunların çözümü konusunda önemli bir etkiye sahip olduğunu söylemek mümkündür. Kafkas Platformu çerçevesinde Türkiye’nin başlatmış olduğu girişimin Türkiye açısından önemli kazanımları bulunuyor. Bunlar arasında Türkiye’nin uluslararası arenadaki prestiji ilk sırada yer alıyor. Yine bölgede söz sahibi bir aktör hâline gelmesi ve kendisinin önderliğinde bölge sorunlarının masaya yatırılması da Türkiye için önemli bir kazanım olmuştur. Bir diğer boyutu ise sorunların diyalogla çözümü konusunda tarafların geç de olsa bir araya gelmeyi kabul etmiş olmalarıdır. Ayrıca ilerleyen dönemlerde yeni ülke parlamentolarının soykırım konusunda olası bir karar alma sürecinde de Türkiye’nin Ermenistan’a uzattığı barış elinin göz önünde bulundurulması beklenebilir. Gelişmelere Rusya açısından bakıldığında ise, Gürcistan’daki son krizin ardından özellikle Ermenistan ve Azerbaycan’ı yakın markaja alan Rusya’nın böylelikle NABUCCO projesini tamamen devre dışı bırakmayı hedeflediğini söyleyebiliriz. ABD’nin Kafkasya’daki son gelişmeleri fırsat olarak değerlendirmesine Rusya’nın izin vermeyeceği göz önünde bulundurulduğunda, Rusya’nın Azerbaycan ve Ermenistan’ın da kendi güdümünden çıkmasını engellemek için bazı ödünler vermesi söz konusu olabilir. Bu bağlamda Rusya’nın kendi önderliğinde Karabağ sorununun çözümüne yeşil ışık yakacağı anlaşılıyor. 










