Türkiye'nin terörle mücadelesinde en önemli eksik, Avrupa'nın bu konuda Ankara'ya yeteri kadar destek olmamasıdır. Avrupa Birliği ülkelerinin pek çoğu, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla hareket ediyor ve hatta belirli kesimler tarafından, Türkiye'nin "gücünü azaltan" bu konu, zamanı gelince "kullanılıyor".
Önceleri konuya "etnik sorun" olarak bakan ve Türkiye'yi acımasızca eleştiren Batı dünyası, 11 Eylül sonrasında Türkiye kökenli terör örgütlerini "AB terör örgütleri listesi"ne dahil etti. Çünkü terörün gölgesi görünmüş ve vurduğu zaman ne büyük acılar çekildiği hissedilmişti. PKK, DHKP-C ve Hizbullah gibi örgütler terör örgütü listesine dahil edildiler. Ancak bu kararın eylemi eksik kaldı. Bu adımın "göstermelik" olduğu izlenimi doğdu. Bu örgütlerin para kaynaklarının kurutulması, arananların yakalanarak Türkiye'ye iadesi, faaliyetlerinin kesinlikle yasaklanması gibi adımlar atılmadı. Liste yazıldığıyla kaldı.
Kazanan ve kaybeden
Halbuki bakarsanız, bu örgütlerin faaliyetlerinden "mustarip" olan da kendileri. Terör, Türkiye'nin olduğu kadar Batı'nın da çıkarlarını hedef alıyor. Enerji güvenliği konusunda bir tehdit oluşturan etnik terör, bu konuda Rusya'ya bağımlı hale gelen Avrupa'nın geleceğini karartıyor. İnsan ve uyuşturucu ticaretiyle beslenen terör örgütleri, bu alanda en büyük zararı Avrupalıya veriyor. Kazanan uyuşturucu şebekeleri ve "mafya örgütleri", kaybeden ise Avrupa halkı oluyor. Bu açıdan bakarsanız, etnik kökenli terör örgütleri ile mücadele etmenin, aslında Avrupa'nın da çıkarına olduğunu rahatlıkla görürsünüz.
Çıkarlar örtüşüyor
Türkiye, hem Avrupa Konseyi hem AGİT ve hem de NATO üyesi. Ve de 2005'ten beri de AB'ye tam üyelik için müzakerelere başlamış bir ülke. Sonuçta, Avrupa'nın dışında olmayan ve aile fertlerinden biri. Türkiye'deki her türlü istikrarsızlık, gelip eninde sonunda Batı Avrupa'yı da derinden etkiliyor. Ancak Avrupa'da bu duyarlılığın var olduğunu söylemek ve bu konudaki politikaların "ufka bakarak" saptandığını gözlemlemek çok zor. Halbuki Türkiye, çoğu komşusunun aksine coğrafyasında "haydut" ülke olmadı. Güvenlik ve istikrarı sağlamaya yönelik çabalarını, Afganistan'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da ve Ortadoğu'da artırdı. Özellikle enerji güvenliği konusunda istikrarın sağlanması amacıyla yoğun çaba gösterdi. Türkiye'nin bu politikaları, Batılı devletlerin ve Avrupa Birliği'nin çıkarlarıyla örtüşüyor, hatta bu çıkarlar bizzat Türkiye tarafından korunuyor.
Hoşgörü ve zafiyet
Bundan birkaç hafta önce terör örgütleri konusunda "hoşgörülü" tavrıyla bilinen Belçika'nın, içişleri, adalet ve dışişleri bakanları Türkiye'ye gittiler. Türk meslektaşlarıyla "altılı zirve" toplantısı yaptılar. Bu zirvede konuşulanları tahmin etmek güç değil. Ancak ne gibi bir "işbirliği" içine girdikleri ve de bunun için nasıl bir "eylem planı" hazırladıklarını bilemiyoruz ama Belçika gibi bir ülkenin böyle bir adım atmasını çok önemsiyorum. İki ülke arasında "terör ve güvenlik" konusunda bir adımın atılması dahi son derece önemli.
Yine birkaç hafta, terörle mücadele konusunda "zafiyet" gösteren İsviçre'nin, PKK faaliyetlerine ciddi darbe getirecek bir adım attığını duyduk. Bu örgütün, "yasaklılar listesi"ne dahil edildiği açıklandı. Sonucu görülecek. Ancak bir adım atıldı.
Avrupa eğer, Türkiye'nin terörle mücadelesine verdiği desteğin, aynı zamanda kendi geleceğini ve istikrarına hizmet edeceğinin bilincine varırsa önemli bir adım atılmış olur. Avrupa'nın, bugüne kadar olduğu gibi "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığını bir kenara bırakması ve "müttefiki", "aile ferdi" olan Türkiye'nin mücadelesine destek olması gerekiyor. Çünkü bu destek, bizzat kendi çıkarınadır.











