Logo EurActiv.com.tr

AB ve Türkiye'den karşılıklı mesajlar

Bookmark and Share
AB ve Türkiye bayrakları

20.05.2009
Türkiye ve AB arasındaki en üst düzeydeki karar organı olan Ortaklık Konseyi'nin 47. toplantısına katılmak için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı ile Başmüzakereci Egemen Bağış dün (19 Mayıs) Brüksel'e bir ziyaret gerçekleştirdi.

Haber

Toplantı ardından basına konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Avrupa Birliği'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararını Aralık 2004'te aldığını hatırlatarak, hala Türkiye'nin AB üyeliğini sorgulayanlara "AB süreci tek yönlü, ne geri dönüşü ne sağa ve sola çıkışı var" mesajını verdi.

"Artık Türkiye'nin AB süreciyle ilgili mahiyet tartışmaları bir kenara bırakılmalıdır. Bunun sonunda ulaşılacak hedef konusundaki tartışmalar da bir kenara bırakılmalıdır. Bu mesele 2004 Aralıkta çetin müzakereler sonunda karara bağlanmıştır" diyen Davutoğlu, "Bu kararın tekrar tekrar tartışılması, yeni alternatifler gündeme getirilmesi hem ahde vefa ilkesine aykırıdır, hem de hiçbir faydası olmayan zihni bir egzersizden ibarettir. Kimse bizi bu zihni eksersizinin içine çekemeyecek. Bunun herkes tarafından bilinmesinde fayda var" diye konuştu.

Bakan Davutoğlu, "Düşünce kuruluşları bunu konuşabilirler. Entelektüeller bunları tartışabilirler. Bu fikir özgürlüğüyle ilgili bir şeydir. Ama ciddiyetine inandığımız Avrupa'nın büyük devletlerinin zihni egzersiz gibi mütalaa edilmesi gereken konuları siyasi tartışma konuları haline getirmeyeceğini ümit ediyoruz" uyarısında bulundu.

"Hepimiz öncelikle şu konuda anlaşmış olmamız gerekir ki artık Türkiye'nin AB süreci, müzakerelerle birlikte yürüyen ve tek yönlü bir süreçtir. Ne geri dönüşü, ne sağa veya sola çıkışı vardır" diyen Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bir bilim adamı olarak şunu söyleyeyim; istatistiksel veriler bizim için en önemli bilimsel dayanaklardır. Bir ülkenin kendi iradesiyle üyeliği kabul etmemesi dışında şu ana kadar (AB tarihinde) sağa sola çıkışı olmuş ya da geriye dönmüş süreçler yok. O ülke iradesini sürdürdükçe tam üyelik dışında herhangi bir alternatif düşünülmemiştir, geri dönüşü de söz konusu olmamıştır. Türkiye'nin de farklı bir seyir takip etmeyeceğine inancımız tamdır. Bunun için AB'den temel talebimiz taahhütlere sadakat ve Türkiye-AB ilişkilerinin iç siyasi tartışma konusu yapılmaması yönünde prensipte mutabakat. AB'nin bu iki unsuru gerçekleştirmesi durumunda biz de zaten bunlardan bağımsız olarak yürütmeye devam ettiğimiz AB sürecine ivme kazandırma çabalarımıza büyük bir hız vereceğiz."

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Türkiye-AB ilişkilerinin, (müzakere süreci) teknik olmakla birlikte kendisinin doğası gereği teknik olmadığı kanaatindeyiz. Türkiye-AB ilişkileri, Türkiye'nin uzun reform sürecinin en önemli aşamalarından birini oluşturuyor. Teknik süreçle bu stratejik algılamayı birlikte değerlendirmemizde fayda var. Yani Türkiye'nin taa 19. yüzyıldan itibaren başlayan reform çabalarında geldiğimiz aşamayı yansıtıyor bu durum. Bunun için de teknik süreç dışında siyasi reformları ikinci unsur olarak bu sürecin doğal parçası gibi görüyoruz. Sadece teknik bir süreç değil, siyasi reformlarla birlikte yürüyen stratejik bir süreçle karşı karşıyayız ve bu anlamda biz AB'yi stratejik bir tercih olarak görüyoruz ve stratejik bir vizyon çerçevesinde değerlendirilmesi gerekiyor." 

Hükümetin AB reformları konusundaki iradesinden kimsenin şüphe duymamasını isteyen Davutoğlu, bunun tek başına yeterli olmadığını belirterek, sivil toplum örgütleri ve medya başta olmak üzere toplumsal motivasyonun gereğine işaret etti. 

Davutoğlu, "Biz önümüzdeki dönemde Kıbrıs'la ilgili konuların getirebileceği muhtemel gelişmeleri de göz önünde bulundurarak yılın sonuna kadar mümkün olduğunca AB sürecine ivme katmaya kararlıyız. Bu yasama dönemi içinde bu konuda ciddi mesafeler alacağımızı ümit ediyoruz" dedi.

Bakan Davutoğlu, TBMM'deki siyasi partilerin liderleriyle ve temsilcileriyle cuma günü yapacağı görüşmelerde en önemli gündem maddesinin AB olacağını ve reformlarla ilgili yasama sürecinin hızlandırılmasını talep edeceğini bildirdi.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ise "19 Mayıs sabahı Atatürk Samsun'a çıktığında bir gün bir cumhuriyet kuracağını ve kurduğu cumhuriyetin dünyanın 17. en büyük ekonomisi olacağını söyleseydi birçok kişi inanmakta zorlanırdı" dedi.

Türkiye'nin 1959'da başlayan inişli çıkışlı AB sürecinde de bir gün hak ettiği noktaya geleceğine inanarak azim ve kararlılıkla üyelik müzakerelerini sürdüreceklerini belirten Bağış, şunları kaydetti:

"Siyasi irade konusunda bir sıkıntı yok. Türkiye'de Cumhurbaşkanı'ndan mahalle muhtarına kadar herkes AB sürecinde Türkiye'nin daha çağdaş, daha demokratik, daha müreffeh bir ülke olacağı konusunda ortak kanaate sahip. Türkiye'de hangi kesimi ele alacaksak alalım, işçilerde de memurlarda da, Alevilerde de Sünnilerde de, asker kesiminde de sivil kesiminde de, doğulularda da batılılarda da, Müslümanlarda da gayri Müslimlerde de, hangi sektöre, hangi gruba hangi iş koluna bakarsak bakalım, AB konusunda bir heyecan görüyoruz." 

Bu heyecanın canlı tutulmasının ve doğru yönetilmesinin herkesin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Bağış, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Şu konuda sizlerin hassasiyetini istiyorum. Türkiye'nin müzakere fasıllarını açıp açmaması sadece kendisine bağlı bir konu değil. Hepinizin yakından takip ettiği gibi birçok siyasi faktör bunda rol oynuyor. O yüzden Türkiye'nin AB üyeliği yolundaki kararlılığının veya başarısının göstergesi açılan fasıl sayısı değil, Türkiye'nin yapmış olduğu reformlar olmalıdır."

Türkiye'nin AB sürecini sorgulayan Almanya ve Fransa'nın Brüksel'de aldıkları karara sahip çıkmalarını isteyen Bağış, Avrupa'da yaşayan Türklerin de Türkiye'nin fahri elçileri olarak vatandaşı oldukları ülkelerde edindikleri hakları iyi araştırarak kullanmalarını talep etti.

Bu arada Bağış ve Davutoğlu, Ortaklık Konseyi toplantısından önce AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'le görüştü.

AB'den mesajlar

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn, Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Brüksel’de görüşmelerinin ardından yaptığı açıklamada, Türkiye ile süren müzakerelerin hedefinin tam üyelik olduğunu söyledi. Rehn, “Avrupa Komisyonu olarak, 2005 yılı Ekim ayında AB ülkeleri tarafından kabul edilen müzakere çerçevesi temelinde, Türkiye’nin katılım sürecine olan bağlılığımızı sürdürüyoruz” dedi.

Türkiye’nin AB üyeliğinin uzun ve zor bir süreç olduğunu ifade eden Rehn, Türkiye’nin tam üyeliğinin “AB’nin temel çıkarlarından” biri olduğunu ifade etti.

AB Dönem Başkanı Çek Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı Jan Kohout, Türkiye’nin sürecine destek açıklarken, Haziran ayında yeni bir başlıkta daha müzakereleri açmak istediklerini dile getirdi. Bakan, vergi alanında müzakerelerin açılması için çalışmaların sürdüğünü dile getirdi.

AB Dönem Başkanı ve Komisyon’dan Türkiye’nin üyelik sürecine verilen güçlü destek mesajlarının zamanlaması dikkat çekti. Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile Almanya Başbakanı Angela Merkel, geçen hafta Berlin’de katıldıkları bir etkinlikte, Türkiye’nin tam üyeliğine karşı çıkmış ve “imtiyazlı ortaklık” önerilerini yinelemişti.

İsveç’in önceliği Kıbrıs

AB Dönem Başkanlığı'nı Temmuz ayında devralacak olan İsveç’in Dışişleri Bakanı Carl Bildt de Türkiye’nin AB üyelik sürecine desteğini vurgularken, bu yılın en önemli olayının Kıbrıs barış müzakereleri olacağını söyledi.

Kıbrıs'taki BM öncülüğündeki kapsamlı çözüm müzakerelerinin, yeni AB anayasası Lizbon Anlaşması'nın yürürlüğe girebilmesi için İrlanda'da bu yıl içinde düzenlenecek referandumdan da önemli olduğunu vurgulayan Bildt, "Berlin Duvarı'nın yıkılışının 20 yıl ardından bugün Avrupa'da hala bölünmüş bir başkentin bulunması çok yazık" dedi.

"Kıbrıs'ta çözüm sağlarsak müthiş bir stratejik etkisi olacak" diyen Bildt, bu yılın ikinci yarısında üstlenecekleri AB Dönem Başkanlığı görevinde çözüm için "kolaylaştırıcı rolü" oynayabileceklerini kaydetti.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics