Logo EurActiv.com.tr

Avrupa Komisyonu: "Türkiye'de siyasi liderlik ve toplumsal iletişim eksik"

Bookmark and Share
AB ve Türkiye bayrakları

06.11.2008
Avrupa Komisyonu bugün AB’nin genişleme politikasına ilişkin yıllık strateji belgesini kabul etti. Belge, AB genişleme politikasının Birliğin istikrar ve güvenlik ile çatışmanın önlenmesi konusundaki stratejik hedefleri açısından oynadığı rolü vurguluyor.

Haber

Özet olarak rapor gösteriyor ki; Türkiye her ne kadar AB’ye tam üye olmayı hedeflese de ilerleme kaydedilmesi taahhüt edilen alanlarda kapsamlı çalışmalar yapılmıyor. Bunun temel nedenleri ise, siyasal liderlik, bürokratik disiplin ve toplumsal iletişim yetersizlik olarak belirtiliyor.

Daha ayrıntılı olarak ise;

Türkiye’nin son bir yılının değerlendirildiği Raporda, Türkiye’de anayasal değişimin şart olduğu vurgulanıyor ve bugüne kadar herhangi bir çalışmanın yapılmamış olması eleştiriliyor.

Rapor aynı zamanda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Eylül’de ayın gerçekleştirdiği Ermenistan ziyaretinden memnuniyetle bahsediyor ve  "siyasi aktörler ve sivil toplumla ilgili uzlaştırıcı bir misyon üstlenme çabası, hükümetle iyi çalışma ilişkisi kurması, AB’yle ilgili reformların hızlandırılması
çağrılarını sürdürmesi ve dış politikada aktif bir rol oynayarak dış ziyaretleri sıklaştırması" övülüyor.

İlerleme Raporu siyasi partiler arasındaki gerilime de yer veriyor ve CHP’nin 2008 yılında, AB’yle ilgili demokratikleşme reformları dahil 16 yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmasını belirterek partiler arası uzlaşı sağlanması amacıyla diyaloğun artırılması gerektiği vurgulanıyor.

 

Kamu yönetiminde bürokratik hantallığın ortadan kaldırılması için çaba harcanması gerektiği bildirilen raporda, ayrıca üst düzey atamalardaki siyasileşmenin göze çarptığı belirtiliyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülkenin Güney Doğusundaki olaylara karşı tutumu iç güvenliğin sağlanması adına doğru karşılanıyor ancak silahlı kuvvetlerin siyasetteki etkisinin hala sürdüğü belirtilerek; örnek olarak üst düzey komutanların "Kıbrıs, Güneydoğu, laiklik ve siyasi partiler gibi yetkilerini aşan iç ve dış politika konularında görüş bildirmesi veriliyor. Ayrıca bütçedeki askeri ve güvenliğe ilişkin harcamaların azaltılmamış olması eleştiriliyor.

Raporun ifade özgürlükleriyle ile ilgili bölümünde basında ifade özgürlüğü kısıtlamalarına yer veriliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin "hala bazı gazeteci ve medya kuruluşlarının resepsiyonlara ve brifinglere katılmasına izin vermediği" belirtilen raporda, "basın özgürlüğüne tam saygı gösterilmesi" isteniyor. Raporda ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesinde yapılan değişikliğin bazı olumlu sonuçlar doğursa da "metnin büyük ölçüde korunduğu ve dava açılmasında Adalet Bakanı’na tanınan yetkiyle siyasallaşma ihtimaline kapı aralandığı" eleştirisi yapılıyor.

 

Raporda  “yargı bağımsızlığı” konusunda da eleştiriler yöneltiliyor.

Yargının bağımsızlığına ilişkin kaygıların sürdüğü belirtilirken, “Yargının üst düzey üyeleri, kamuoyuna, gelecekteki yargılamalarda bağımsızlıklarını tehlikeye düşürebilecek yorumlarda bulundu” deniliyor. Raporda ayrıca “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı konusunda ilerleme olmadı” savına da  yer veriliyor.

Yolsuzlukla mücadelede de başarılı bir stratejinin benimsenmemiş olması eleştirilirken, bu strateji için gerekli siyasi irade ve desteğin ülke içinde yaratılamamış olmasına dikkat çekiliyor. Deniz Feneri Davası örnek gösteriliyor. Hükümetin, Avrupa Konseyi bünyesinde yer alan ve yolsuzlukla mücadele amaçlı GRECO’nun 2005’te yaptığı tavsiyelerin üçte birini uyguladığının, ancak bazı önemli alanlarda adım atılmadığının dile getirildiği belgede, “Hükümet kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele stratejisi hazırlayamadı. Yolsuzluk yaygın olmayı sürdürüyor” denildi.

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin’in gözaltında işkence sonucu ölen Engin Çeber için özür dilemesinin not edildiği taslakta, güvenlik birimlerinin “cezadan muaf olmalarının” endişe nedeni olmayı sürdürdüğü belirtiliyor ve işkence şikâyetlerindeki artışa dikkat çekiliyor. Polisin 1 Mayıs’ta aşırı güç kullandığının vurgulandığı belgede, 301. maddenin değişmesinden memnuniyet duyulsa da içeriğinin hemen hemen aynı olmasından yakınılıyor.

Bu seneki belgede daha önceki raporlara ek olarak, içeriğine Türkiye’de ifade özgürlüğü tartışmalarının en büyük odağı haline gelen konulardan biri olan YouTube gibi websitesi yasaklarına da yer veriliyor.

Azınlık hakları kapsamında “farklı kimliklere özel hak” yaklaşımı korunuyor. Aile içi şiddet ve namus cinayetleri ciddi sorun olarak görülüyor.

Dini özgürlükler başlığı altında gayrimüslim ve Alevilere değinilen raporda, Şubat 2008’de kabul edilen Vakıflar Kanunu’yla gayrimüslim azınlıkların mülk edinme sorununun çözümü başta olmak üzere birçok konuda iyileşme sağlandığı belirtiliyor.

Türkiye’de bir önceki yıl yüzde 24,9 olan işgücüne katılan kadın oranının 2007’de yüzde 24,8’e gerilediği ve bunun AB ve OECD üyeleri arasında en düşük değer olduğu bildiriliyor. Kadınların siyasette yeterince temsil edilmediği, aile içi şiddetin, namus cinayetlerinin ve kız çocuklarının erken yaşta zorla evlendirilmesinin hala ciddi bir sorun teşkil ettiği anlatılan raporda, cinsiyet eşitliği konusunun Türkiye’nin en önemli sorunları arasında bulunduğu ifade ediliyor.

Kültürel Haklar konusunda rapor, TRT’ye Türkçe dışındaki dillerde yayın yetkisi ve Muş FM’e Kürtçe yayın izni verilmekle birlikte Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) getirdiği kısıtlamalar nedeniyle Türkçe dışındaki yayınların "işlevsiz olduğu ve ticari açıdan uygulanabilirliği bulunmadığı" iddia ediliyor. Raporda "Türkçe konuşamayanların kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak için hiçbir önlem alınmaması" eleştiriliyor.

Hükümetin Güneydoğunun kalkınması için Mayıs 2008’de 14 milyar avroluk kaynak ayırarak 2012 yılına kadar GAP’ı bitirmeyi hedeflemesine yer verilen raporda, bölgenin ekonomik ve sosyal sorunlarını çözmeyi amaçlayan bu girişimin halkın hak ve özgürlüklerden tam faydalanabilmesine yönelik yeni adımlarla desteklenmesi isteniyor.

Kıbrıs konusunda Türkiye'nin Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen görüşmelerde kapsamlı çözüm bulunması taahhüdüne bağlılığını koruduğu, Eylül ayında adada iki toplum liderleri arasında başlayan kapsamlı müzakereleri memnuniyetle karşıladığı not ediliyor. Türkiye’nin Ek Protokolü eksiksiz uygulama ve Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkileri normalleştirme yönünde herhangi bir adım atmayarak Rum yönetiminin uluslararası örgütlere ve sözleşmelere katılmasını veto etmeyi sürdürdüğü bildiriliyor. Raporda, Türkiye’nin kapsamlı çözüm konusundaki iyimser havaya somut adımlarla katkı sağlaması talep ediliyor.

Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan, Türk-İtalya Forumu’nun yapıldığı Cipolla Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında kendisine yöneltilen bir soru üzerine, İlerleme Raporu’nun nihai şeklini henüz okumadığını belirterek, "İlerleme Raporu’nu detaylı biçimde inceleyeceğiz. Ancak taslaklardan hareketle raporu dengeli buluyoruz. Tabii katılmadığımız unsurlar da var" dedi.

TÜSİAD AB Temsilcisi Dr Bahadır Kaleağası Avrupa Komisyonu'nun 2008 Türkiye raporuna ilişkin bir değerlendirme yaptı.  Kaleağası’na göre önümüzde iki soru var:

“ Birincisi Avrupa Komisyonu raporu Türkiye için neden olumlu bir tablo çizmiyor. İkincisi ise ABD Başkanlık seçilerinde kaybeden aday McCain ve yeni başkan seçilen Obama'nın konuşmalarını dinledik.Neden Türkiye'de benzer üstün niteliklere sahip siyasetçiler yok. Bu sorulara çözüm aranması gerek” açıklamasında bulundu.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics