Haber
Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Newsweek dergisine verdiği bir mülakatta, Türkiye'nin geleceğine ilişkin tartışmalara değindi. Davutoğlu şunları söyledi: "Biz kendimizi Batı'nın bir parçası olarak hissediyoruz. Eğer Batı bizi harici olarak görüyor, kazanılacak veya kaybedilecek bir ülke olarak kabul ediyorsa hatalı bir mantık izlemektedir. Diğer tüm ülkeler gibi bizim de NATO'da konuşma hakkımız var. Hiç kimsenin Batı ittifakını kendi özel alanı olarak kabul etme ve kimin girmesi kimin bunun dışında kalması gerektiğine karar verme hakkı yoktur. Şayet Batı'nın değerleri 'soft power', karşılıklı ekonomik bağlılık, insan hakları ise biz bunları savunuyoruz. Her hâlükârda bugün zorlu bir sınavla karşı karşıyayız. (Filo olayına atıfta bulunuyor) Açık denizde 9 sivil öldürüldü. İnsan hakları bazı Doğulu ya da Müslüman ülkeler tarafından ihlal edildiği zaman itiraz edip bunu İsrail yaptığı zaman susmaya razı mı olacağız? Eğer 'iki tartı', 'iki ölçü' sistemi Batı için bir değerse biz bunu kabul edemeyiz."
Türkiye'ye verilen ancak bazı AB üye ülkeleri tarafından inkâr edilen vaatler, kendi politikalarını saptamak için bizzat Türkiye içinde verilen savaşlar, Amerikan politikasının kamuoyu tarafından algılanışı, bunların her biri, git gide daha "Batı" karşıtı hâle gelen bu yaklaşımın bariz göstergesidir. Bu şartlarda, AB'nin kendi içine baktığı ve Türkiye'nin iç gelişmeleri üzerindeki AB etkisinin tarihin en düşük seviyelerinde olduğu bir anda, Türkiye'nin Batı ile olan ilişkileri öncelikli olarak ABD ile ilişkilere indirgeniyor. Bu bakış açısından, Amerika'nın görevden ayrılan Büyükelçisi James Jeffrey verdiği bir mülakatta, Türkiye'nin dış politikasında yakın zaman içerisinde kaydedilen gelişmelere ilişkin ABD yönetiminin görüşlerine açıklık getirdi.
Jeffrey şunları savundu: "Türkiye'nin yön meselesi, 60'lı yıllarda De Gaulle'ün Fransası için de öne sürülebilirdi. O dönem hiç kimse Fransa'nın Batı'nın parçası olup olmadığı konusunda şüphe ortaya atmadı ve pek çok Türk bundan rahatsızlık duydu. Bu, onların hakkı. Dolayısıyla genel anlamda bu ortamdan endişe duymayalım ama belli bir hükûmet altındaki Türkiye'nin spesifik politik tercihlerinden endişe duyalım: Bu tercihlerle kimi zaman hem fikiriz kimi zaman değiliz."
Görevine başladığı andan itibaren Türkiye ile aralarındaki iş birliği ilişkilerini daha yoğun hâle getirmeye çalışan Başkan Obama da İtalyan Corriere della Sera gazetesine verdiği bir mülakatta aynı meselelere değindi. Filo olayı ve İran seçimlerinin neden olduğu çifte krizden başlamak üzere Obama yönetimi, tavrını ve Türkiye'yi dâhil etme iradesini çok açık şekilde ortaya koydu. PKK ile mücadelede Ankara'ya yardım etmek için ABD'nin elinden gelen her şeyi yapmadığını savunan Başbakan Erdoğan'ın şikâyetlerine cevap olarak ve PKK'nın kimliği tam olarak saptanamayan bir varlığın (Türklerin kulağında bu, İsrail ve ABD de dâhil olmak üzere Batılı müttefikler olabilir) taşeronu olduğuna dair Erdoğan'ın kinayelerine rağmen ABD yönetimi, PKK'ya karşı mücadelede Ankara'ya sunduğu yardımların seviyesini artırmakta.
AK Partinin dış politikasının başlıca hedefi, Türkiye'yi küresel meselelerde söz sahibi olan bölgesel bir güç hâline getirmek. Bu amaçla her zaman ABD ile sıkı ve sürekli iş birliği içinde çaba göstermeye ve Washington'un iyiliklerini asla kaybetmemeye çalıştı. Filo felaketini ve İran seçimlerini takiben her iki taraf bir kez daha ihtiyatla durumu analiz etmekte.
ABD, enerji meselelerinin ötesinde, Irak ve Afganistan nedeniyle de Türkiye ile iş birliği yapmaya niyetli ve buna ihtiyacı var. Hayal kırıklığına rağmen Washington, PKK'yı Kuzey Irak'tan kökünden sökmeye yönelik çabasına yeni bir ivme katmak suretiyle yakın geçmişte yaşanan bu son gelişmelere cevap verdi ve İsrail'in filo saldırısı vakasıyla ilgili soruşturma yapmakla görevli uluslararası bir komisyon oluşturmakta kullanılacak bir formülü de hâlâ bulabilir. Bu hamle, İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliği gevşetebileceği gibi iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin geleceği konusunda Ankara'nın kararını da erteletebilir.
AK Partiye gelince, AK Partinin yol haritası, dış politika hedefleriyle icraatını iç düzeydeki tartışmayla eş zamanlı kılmaktan oluşuyor. Bu, hem tartışma ve müttefiklerle koordinede farklı bir kriteri hem de ABD'ye ilişkin yaklaşımın yeniden formüle edilmesini gerektiriyor.
Bir başka deyişle sorunlarının pek çoğunu çözmekte Amerika'nın yardımını arayan ve talep eden bir hükûmet, her şeyden evvel ülkedeki Amerikan karşıtı hislerin başlıca kışkırtıcısı olmaya son vermelidir.











