Haber
Erçakıca'nın konuya ilişkin açıklaması şu şekilde:
"Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşmeler, yarın saat 10:00’da AB konuları ile devam edecektir. Geçen hafta mülkiyet konusundaki görüşmelerin tamamlanmasından sonra, AB ile ilgili konuların görüşülmesinin süratle tamamlanmasını bekliyoruz ve Kıbrıs Türk tarafı olarak bu doğrultuda çalışmaya kararlıyız.
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çabaları devam ederken, Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofias’ın seçilişinin birinci yıldönümünde düzenliği basın toplantısında söyledikleri de değerlendirilmeye değerdir.
Hristofias’ın çözümün gerekliliğine vurgu yapması; zamanın akıp gitmesinden endişe duyması ve görüşme sürecinde enseklik gösterebileceklerinden söz etmesi olumlu bir unsur olarak kaydedilmelidir.
Ne var ki, Hristofias çözüm için Türk tarafının pozisyon değiştirmesi ve Cumhurbaşkanımızın Türkiye tarafından serbest bırakılması gerektiği gibi alışılagelen söylemlerini de tekrarlamıştır.
Cumhurbaşkanımızın, görüşme sürecinde Türkiye ile tam bir işbirliği yaptığı ve Türk tarafının bir bütün olarak görüş birliği içinde olduğu defalarca ifade edilmiş, yapılan çalışmalarla ve ortaya konan tutumla kanıtlanmıştır. Buna karşın, Hristofias’ın seçildiği günden beri tekrar ettiği ama ne demek istediğini izah etmekte zorlandığı tezlerini bir yıl sonra da yinelemiş olması görüşme sürecinin verimli bir şekilde ilerlemesine yardımcı olmamakta, tam tersine kamuoyunu yanılmayı hedefleyen bir girişim olarak değerlendirilip görüşme sürecine zarar vermektedir.
Hristofias’ın, Cumhurbaşkanımızın görüşme zemini konusunda tutarlı olduğunu ifade ederken, iki lider tarafından yapılan ortak açıklamalarla netlik kazandırılmış bulunan bu zemini çarpıtmaya devam etmesi ve eşit statüye sahip kurucu devletler konusundaki anlayış birliğini gözardı etmeye çalışması da dikkat çekicidir. 23 Mayıs 2008 tarihli ortak açıklamada, iki liderin çözüm vizyonu olarak “İki kesimli, iki toplumlu ve ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle siyasi eşitlik temelinde bir federasyona bağlı olduklarını yeniden teyit etmişlerdir. Bu ortaklığın, tek uluslararası kimliğe sahip bir Federal Hükümetinin yanı sıra eşit statüye sahip bir Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve bir Kıbrıs Rum Kurucu Devleti olacaktır” denildiğini bu vesile ile bir kez daha hatırlatmak isteriz.
Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofias’ın basın toplantısında dikkat çeken başlıca unsurlardan biri de, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda doğal zaman sınırlamaların bulunduğunu kabul etmesi olmuştur. Ne var ki, Hristofias, doğal zaman sınırlarını kabul ettiği halde, Kıbrıs sorununun bu sınırlara varmadan çözülmesi konusunda sorumluluk üstlenmekten kaçınmıştır. Ortada çözüme ulaşmamızı zorunlu kılan doğal sınırlar varsa, hepimizin bu gerçekliğe uygun davranması, sürecin hızlı ilerlemesi konusunda üzerimize düşeni yapmamız ve bunun için sorumluluk almamız gerekir. Hristofias’ın sorumluluğu tümüyle Türk tarafına yüklemeye çalışması elbette kabul edilemezdir ve çözüm çabalarının akıbeti konusunda endişe duymamıza neden olmaktadır.
Kıbrıs Rum tarafında en önemli sorunlardan birinin, çözüm için esneklik gösterilmesini engelleyenin siyasi iktidar yapısı olduğu, Kıbrıslı Rum lider Hristofias’ın basın toplantısında söyledikleri ve daha sonra yaşanan tartışmalarla ortaya çıkmıştır. Hritofias, tüm çabasının selefleri tarafından önceden yapılanları iyleştirmek olduğunu söyleyerek, kendisini eleştirenler karşısında üstünlük elde etme gayretine girmiştir. Bu açıklamasıyla Hristofyas, müzakere sürecinde taviz verilmesinden yana olmadığını da anlatmaya çalışmıştır.
Müzakere sürecinde taviz verilmeden ilerlenemeyeceği bir gerçektir. Hristofias, Kıbrıs sorununun çözümüne katkı yapmak istiyorsa, görüşme sürecinde enseklik göstermesini engelleyecek söylemlerden kaçınmalıdır.
Hristofyas, müzakerelerde arabulucu istemediğini söylerken uluslararası toplumun ve özellikle BM’nin, Kıbrıs sorununu ajandalarının en üst sırasında bulundurmaları için çalışacağının sözünü vermiş ve Avrupa Komisyonu Başkanı’nın Kıbrıs sorunu ile ilgili bir izleme grubu kurmasını memnuniyetle karşılamıştır. Müzakerelere arabulucu istemeyen tarafın, BM’den ve AB’den maksimum ilgi beklemesinin yarattığı çelişkiye ve şaşırtıcılığına da kamuoyunun dikkatini çekmek istiyoruz."









