Logo EurActiv.com.tr

Lagendijk: Avrupa minimalist takılıyor

Bookmark and Share

23.11.2009
Radikal'de Joost Lagendijk AB'de yeni yönetim seçimini yorumluyor.

Joost Lagendijk/Radikal

Kimse için sürpriz olmadı. Ama yine de AB üyesi 27 ülkenin liderinin Belçika Başbakanı Herman van Rompuy’u ilk AB Başkanlığı’na, AB’nin ticaretten sorumlu Britanyalı komisyon üyesi Catherine Ashton’ı da yeni Avrupa Dışişleri Bakanlığı’na atama kararı bende hayal kırıklığı yarattı. Nispeten tanınmayan bu iki ismin tercih edilmesini ‘minimalist’ diye niteleyen İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’le hemfikirim.
10 yıldan bu yana AB’nin daha demokratik ve etkin bir şekilde nasıl örgütleneceği üzerine, bazen epey canlılık da kazanan tartışmalar yapılıyor. Birçoklarına göre AB’nin, bilhassa 2004 ve 2007’deki iki genişleme dalgasında 12 yeni üyenin katılmasından sonra, yeni bir başlangıca ihtiyacı vardı. Bütün bu tartışmaların, özel zirvelerin ve karmaşık uzlaşmaların sonucu, kısa süre sonra yürürlüğe girecek olan Lizbon Anlaşması’ydı. Bu yeni kurallar silsilesinin bir parçası, AB’ye dünya sahnesinde daha fazla itibar ve nüfuz kazandıracak iki yeni makamın oluşturulmasıydı. Fakat bu haftaki karar, en azından şu an için, açıkça gösterdi ki, AB üyesi ülkelerin Brüksel’de üst düzey yeni görevler oluşturmak konusunda zerre arzusu yok. Financial Times’ın da yazdığı gibi: “Avrupa liderleri ulus-devletin üstünlüğünü gözetti: yeni başkan ve dış politika şefi efendi değil, ulusal başkentlerin hizmetçisi olacak.” Paris, Berlin ve Londra’nın Washington ve Pekin’le doğrudan ilişki yürütme hırsı berdevam. Kendilerinin yerine geçip ABD ve Çin’le anlaşmalar yapan güçlü bir Avrupa başkanlığı istemiyorlar. Bu yüzden de netice, en büyük özellikleri ara bulmak için elinden geleni yapmak olan bu iki isim oldu. İki küçük ego, hoş ve ehil insanlar. Ancak kuşkucu Avrupa kitlesini, ekonomik bir süpergücün kısa süre içinde diğer alanlarda da büyük bir küresel aktör haline gelmesini öngören bir vizyonla kazanmaya muktedir ve istekli liderler değiller.
Peki bütün bunlar Türkiye için ne anlama geliyor? Yeni AB Başkanı’nın 2004’te yaptığı Türkiye karşıtı konuşma hakkında epey yazılıp çizilmişti. Muhtemelen bu, Sarkozy ve Merkel’in Belçikalı muhafazakârı desteklemesinde ilave bir sebep oldu. Fakat, söylediklerine hiç katılmasam da, Van Rompuy’un görüşlerinin AB politikaları üzerinde etkisi olacağına dair ciddi bir endişe duymuyorum. Herman van Rompuy, başkan sıfatıyla görevinin 27 üye ülkenin hepsinin desteğini alan bir Türkiye politikası inşa etmek olduğunun gayet farkında, ki üye ülkelerin büyük kısmı da Türkiye’nin üyeliğinden yana. Zaten tam da bu gibi uzlaşmaları sağlamakta iyi olduğu düşünüldüğü için seçildi. İlk basın toplantısında ifade ettikleri son derece açıktı: “Şu andan itibaren benim ne düşündüğümün en ufak bir ehemmiyeti yok.” Bence Leydi Ashton’a daha fazla odaklanmak lazım. AB’nin büyük aktörlerinin nefesini ensesinde hissetmeden inisiyatif almak konusunda daha fazla özgürlüğe sahip ve hepsinden önemlisi, multimilyarlık bir bütçeyle yeni AB diplomatlarından oluşan devasa bir ekibin desteği de arkasında olacak.
AB’nin yeni Dışişleri Bakanı’yla geçen yıl İstanbul’daki Boğaziçi Konferansı’nda, AB’nin ticaret sorumluluğunu Peter Mandelson’dan devralmasından hemen önce tanıştım. Gerçekten de hoş, ayakları yere basan ve tecrübesiz biri. Türkiye’ye dair görüşlerinden ise kuşku duymaya mahal yok. AB’nin demokratik ve laik bir Türkiye’yi alması gerektiği yönündeki iyi bilinen Britanya tutumunu yansıtıyor.
Bırakalım yeni başkan, Avrupa’nın büyük egosunu masasında idare etmek gibi zor ve vakit tüketici bir işle boğuşsun. Biz yeni dış politika şefini, cazibesini ve fikirlerini kendi mütevazı, fakat etki yaratma potansiyeline sahip üslubuyla, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemek yönünde kullanması için teşvik edelim. Brüksel’de, Türkiye’de ve dünyanın geri kalanında.

 

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics