Haber
AB liderler sınırlı bir güce sahip olmalarına rağmen Lizbon Anlaşması’nın İrlanda, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’daki oylamalarda gelinen son safhada uygulanacak taktikleri tartışıyor.
Bu tür tartışmaların ana noktası AB reformunun en kötü senaryoya göre daha uzun yıllar gerçekleşmeyeceği üzerinde dönüp duruyor.
B planı yok
Avrupa Politika Çalışmaları Merkezi (CEPS)ve Avrupa Strateji Forumu başkanı Peter Ludlow “B planı yok” şeklinde konuştu. Ludlow’a göre AB liderleri Lizbon Anlaşması’nın onaylanmasındaki gecikmeden dolayı kaygı duyduklarını belirtirken bir B planı üzerinde konuşmadıklarını kaydediyor.
“Perşembe günü olağanüstü konsey toplantısında Antici Grubu’nda tutulan zabıtlara bakacak olursanız, konunun devlet ve hükümet başkanları tarafından tartışıldığını ancak bir B planının söz konusu olmadığını görürsünüz” diyen Ludlow, “Herkesin bir fikri var ama herkesin spekülasyonda bulunması çok komik olur. Şu andaki tutum 29 Eylül’de Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus’un Anayasa Mahkemesinin temyizle ilgili kararı açıklanıncaya dek anlaşması imzalamayacağı yönünde.” demişti.
Lizbon Anlaşması’nın Çek Anayasa’sına uygun olmadığında ısrar eden Klaus’a yakın bir grup senatör anlaşmanın onaylanmasını engellediler. Uzmanlar onay sürecinin altı ay daha uzayabileceğini söylüyor.
Ludlow, “Mahkeme başkanı mevzuat esasına göre konuşuyor ve sürecin en az üç ay alabileceğini ama bu sürenin altı ay da olabileceğini söylüyor” derken bu şekilde İngiltere’de yapılacak seçim sürecine kadar beklenmiş olacağını kaydediyor. İngiliz muhafazakar lider David Cameron ise anlaşmayı referanduma götürerek reddedilmesini sağlamayı planlıyor.
CEPS’te görevli araştırmacı Marco Incerti bir B planı olmadığını belirterek İrlanda referandumundan olumlu sonuç elde edilebilirse AB’nin Klaus’a baskı yapması gerektiğini ileri sürüyor.
Klaus asıl risk faktörü
EurActiv’e konuşan İncerti Klaus’un Lizbon Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi önündeki başlıca risk faktörü olduğunu söyledi.
“Klaus sorun yaratmak istediğini ve buna hazırlıklı olduğunu söyledi. Polonya’da ise Cumhurbaşkanı Lech Kaczyński düşük bir profil çiziyor ve ülkede siyasi istikrar söz konusu. Çek Cumhuriyeti’nde ise Klaus daha güçlü çünkü son dönemlerde geçici hükümetler kuruluyor. Önümüzdeki Cuma günü Lizbon Anlaşması’nın İrlanda’da kabulü gerçekleşirse Klaus’u köşeye sıkıştırmanın ve ona Avrupa’da yalnız kalabileceğini göstermenin bir yolu var.”
Ancak İncerti bunun fiziksel anlamda veya hemen gerçekleşmesinin mümkün olmadığını ve asıl baskının Çek toplumundan gelmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Yasal mekanizmalar söz konusu olduğunda ise İncerti anlaşmalarda bir ülkenin bir anlaşmayı imzalaması için cumhurbaşkanı metni imzalasa bile baskı oluşturmanın yolu olmadığını kaydetti.
“Bununla ilgili olarak belirtilen tek şey Viyana Anlaşmalar Yasası’nda bir anlaşmayı imzalamanız halinde bu anlaşmanın kabulü için elinizden geleni yapmanız gerektiğidir.”
İncerti AB’nin bütünleşmesine taraf olan üye devletler arasında bir “çekirdek Avrupa” oluşturma fikrine katılmadığını belirterek “İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’nin ve kendisinden öncekilerin önerdiği gibi alternatif bir çekirdek Avrupa oluşturulması fikri yeterince ilgi çekmiyor” dedi.
Arka plan:
Lizbon Anlaşması’yla ilgili belirsizlik İrlandalı seçmenin Haziran 2008 referandumunda anlaşmayı reddetmesiyle birlikte baş gösterdi. Ancak İrlanda hükümeti AB liderlerinden elde ettiği bir takım tavizler sonucu 2 Ekim 2009’da ikinci bir halk oylaması yapılması taahhüdünde bulundu. Ve tüm dikkatler Çek Cumhuriyeti’ne çevrildi.
Çek Parlamentosu anlaşmayı şubatta onayladı ancak Senato Amerikan füze savunma kalkanı projesi nedeniyle nihai oylamayı sürekli erteledi.
İktidar partisinde anlaşmayla ilgili derin görüş ayrılıkları sonucunda Çek hükümeti görevden ayrılmak zorunda kaldı. Yılın ilk yarısında AB’nin dönem başkanlığını yürütmekte olan ülke için utanç verici bir durum ortaya çıktı.
Çek senatörler arasında Lizbon Anlaşması’na karşı çıkanlar 2008’de Anayasa Mahkemesi’ne gittiler. Geçen kasımda mahkeme anlaşmanın Çek anayasasına ters düşmediğine hükmetti. 6 Mayıs’ta Çek Senatosu Lizbon anlaşmasını büyük bir oy farkıyla kabul etti ve ülkede anlaşma için nihai oylamanın yolu açılmış oldu.
Ancak anlaşmanın anayasaya uygun olup olmadığını bir kez daha sorgulayan bir grup senatör tekrar Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular. Mahkemenin şimdi temyiz işlemlerini başlatıp başlatmayacağı merakla bekleniyor.











