Haber
Türkiye 2009 yılı başında Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın Soysal-Savatlı kararı ile sevindi. Böylece hizmet almak ve sunmak amacıyla Avrupa ülkelerine giderken vize uygulamasının olmaması gerekiyordu. Bu kararın ardından iki Türk iş adamının İngiltere'de iş kurmak amacıyla Türkiye'den yaptığı başvurunun kabul edilmesi ve ülkeye vizesiz giriş yapmaları da büyük sevinç yarattı.
Ancak tüm bu kararlara rağmen uygulamada hala sorunlar yaşanıyor ve Türk vatandaşları konsolosluklarda mağdur oluyor.
Hürriyet gazetesindan Oktay Ekşi bugünkü (6 Eylül) köşe yazısında bu konuya değiniyor. Ekşi'nin yazısı şu şekilde:
DIŞİŞLERI Bakanımıza sorarsanız, Türkiye öyle böyle bir memleket değildir. Nitekim Sayın Bakan daha dört gün önce “Dolayısıyla düzen kurma misyonu bizimdir” diyordu. İyi de... Biz öyle güçlü isek, vatandaşlarımız -aslında- “vize” almadan gitmeleri gereken Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin konsolosluk kapılarında neden çile dolduruyorlar?
Doğrusunu söylemek gerekirse son olarak 20 Ağustos 2009 tarihli Hürriyet’teki “Türklerin AB’de iş kurmasına olanak veren Ankara Anlaşması’ndan yararlanan iki Türk işadamı, İngiltere’ye vizesiz girdi” diyen haber üzerine, bizim Dışişleri Bakanlığı’nınzahmet edip bu ülkenin vatandaşlarına 1963 Ankara Anlaşması ve 1970 tarihli Katma Protokol’le tanınan haklara sahip çıkacağını bekliyorduk.
Çünkü hadi bir defa, iki defa, üç defa görmediler diyelim. Daha doğrusu her defasında gördüklerini bile bile sesimizi çıkartmayalım.
Ama yedi cihanı ayağa kaldıracak kadar yayına konu olan bir Mehmet Soysal, Cengiz Salkım ve İbrahim Savatlı olayı var ki, onu duymamış olmaları imkânsız idi.
Soysal ve arkadaşları olayı -ihtimal biliyorsunuzdur- bir Alman taşımacılık firmasında çalışan bu TIR sürücüsü üç Türk’ün, Avrupa Birliği Adalet Divanı’na (ATAD) başvurarak, kendilerine vize vermeyen Alman makamlarını mahkûm ettirmeleridir.
Bu mahkûmiyet üzerine artık AB ülkelerinin oralarda iş kuracak veya hizmet alıp, hizmet sunacak Türklere hiçbir engel çıkarmaması gerekiyordu.
Ama olmadı. Çünkü bu haklarımıza kendi hükümetimiz sahip çıkmadı.
Bu konular üzerinde yıllardır çalışan Prof. Dr. Harun Gümrükçü’nün yazdığına göre meğerSoysal ve arkadaşları’ndan önce de ATAD aynı şekilde kendilerinden gereksiz yere vize istenen vatandaşlarımızın açtığı 47 davada, bizimkileri haklı bulmuş.
Ama ilginçtir... Aynen son olarak İngiltere’de işyeri açmasına engel olunmak istenen iki vatandaşımız gibi onların da bu hukuk zaferi, dünyaya nizamat veren Dışişlerimiz dahil bizim hiçbir makamın yahut yetkilinin dikkatini çekmemiş.
Sadece o mahkeme kararları değil, -mutad üzere- bu konuda yazılanlar çizilenler de bizim“büyük”lerimizi harekete geçirmedi.
Çünkü nedense bizim büyüklerimiz, kendi vatandaşlarının haklarını korumaktan (belki kendi vatandaşlarından) utanıyorlar. Onların taa 1963’ten beri göz göre göre yenen haklarına sahip çıkmıyorlar. Hatta bu konuda ilgili hükümetlere bir “nota” bile vermiyorlar.
Hadi bizimkilere bel bağlamanın pek de akıllıca olmadığını bunca yılın deneyiminden sonra kabul edelim. Peki ama ikide bir bize “hukukun üstünlüğü” dersi veren Avrupa Birliği’ne ne diyelim?
Avrupa Birliği’nin her yıl verdiği “İlerleme Raporu”nda “Bu yıl da şu şu konularda dersinizi yapmamışsınız” dedikleri zaman, “Önce ATAD’ın kararlarını siz AB üyesi ülkelerde uygulatın, bize laf etme hakkını sonra kullanın” diyecek bir yetkilimiz yok mu?











