Logo EurActiv.com.tr

Reklam

'Türkiye, elini ayağını Kıbrıs'tan çekerse, denizlere açık bir ülke olmaktan çıkar'

Prof. Dr. Ali Bozer ve KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş

12.05.2008
KKTC 1. Cumhurbaikanı Rauf Denktaş, 9 Mayıs Avrupa günü dolayısıyla düzenlenen ''AB'nin Kıbrıs Sorunu'' konulu konferansta yaptığı konuşmada, AB'nin Kıbrıs meselesinde izlediği yolun kendi ilkelerine ve demokrasiye aykırı olduğunu söyledi.

Reklam

Haber

Kadir Has Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, üniversitenin Avrupa Birliği Araştırma ve Uygulama Merkezi, Türkiye-Avrupa Vakfı ve Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi tarafından 9 Mayıs Avrupa günü dolayısıyla düzenlenen ''AB'nin Kıbrıs Sorunu'' konulu bir konferans, Kadir Has Üniversitesi'nin Cibali Merkez Kampusunda gerçekleştirildi.

Konferansın açılışında konuşan KKTC 1. Cumhurbaikanı Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesinde AB'nin izlediği yolun kendi ilkelerine de demokrasiye de aykırı olduğunu ve bunları hayretler içinde takip ettikleri söyledi.

Kıbrıs’ta Türk-Yunan Dengesi çok önemlidir.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, 1960'ta Türk-Yunan dengesi üzerine kurulduğunu, Lozan dengesinin Kıbrıs'a getirildiğini anlatan Denktaş, bunun yıkılmaması için de Kıbrıs'ın bağımsızlığının kısıtlandığını, her adımında Türk-Yunan dengesinin arandığını kaydetti. ''Denge Yunanistan lehine bozulduğunda, Kıbrıs Yunanistan'a gider. 3-5-10 senede de olsa gider. Onun için Türk-Yunan dengesi çok önemlidir'' dedi.

'Türkiye, elini ayağını Kıbrıs'tan çekerse, denizlere açık bir ülke olmaktan çıkar'

Denktaş, Kıbrıs Rumlarının, bu dengeleri yıkmak için iç savaş başlattığını hatırlattı. ''Türkiye niye bize yardıma koştu?'' soran Denktaş şöyle devam etti:
''Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, 'Türkiye, elini ayağını Kıbrıs'tan çekerse, denizlere açık bir ülke olmaktan çıkar' dedi. Türkiye'nin bu ilgisi, çıkarı olmasaydı Kıbrıs meselesini halletmek çok kolaydı. 'Buyurun Anadolu'ya gelin' denilirdi, biz de koşarak gelirdik. Ama 'Kalın, vatan müdafaası' denildi. İnönü, 1965'te, 'Paşam dayanamıyoruz artık, bir aya kadar gelir kurtarırsanız bizi ya da teslim olacağız, başka çaremiz kalmadı' diyen Kıbrıs Türkü'ne şunu söyledi. 'Vatan müdafaasındasınız. Size elimizden gelen yardımı yapıyoruz. Dava Türklük davasıdır, Türkiye'nin de davasıdır. Türk'ün sabrı vatan müdafaasında tükendiği yerde yeniden başlar. Türk iseniz sabredeceksiniz.' Kıbrıslı kardeşleriniz de 1965-2008 sabrediyorlar. Niçin sabrediyorlar? Türklük davası, Türkiye'nin milli şeref davası, stratejik güvenliği ile ilgili bir dava olduğu için. Suç mu işliyoruz? Hayır.''

“Kıbrıs'ta iki eşit halk vardır, iki egemenlik vardır, iki demokrasi vardır”

AB'nin, Türkiye'nin, üye olmak istiyorsa, Kıbrıs'ta tek hükümet ve tek halk olduğunu kabul etmesi ve askerini çekmesi gerektiğini söylediğini anlatan Denktaş, ''Bununla karşı karşıyayız. Bunları kabul etmek daha kolaydır ve kabul edenler çok. Türkiye'de mega basın, Kıbrıs meselesinde pembe resimler çizmekle meşgul. Ama biz Milli Güvenlik Kurulu ve TBMM'de alınan kararlara bakıyoruz ve diyoruz ki; Kıbrıs'ta iki eşit halk vardır, iki egemenlik vardır, iki demokrasi vardır, Türkiye'nin garantörlük hakları vardır, Lozan dengesi vardır. Bunlara sahip çıktığımız sürece Türkiye Kıbrıs’tan elini ayağını çekmez, kimse de çektiremez. Yeter ki sahip çıkalım.'' dedi.
AB'nin, Türkiye'nin, üye olmak istiyorsa, Kıbrıs'ta tek hükümet ve tek halk olduğunu kabul etmesi ve askerini çekmesi gerektiğini söylediğini anlatan Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bununla karşı karşıyayız. Bunları kabul etmek daha kolaydır ve kabul edenler çok. Türkiye'de mega basın, Kıbrıs meselesinde pembe resimler çizmekle meşgul. Ama biz Milli Güvenlik Kurulu ve TBMM'de alınan kararlara bakıyoruz ve diyoruz ki; Kıbrıs'ta iki eşit halk vardır, iki egemenlik vardır, iki demokrasi vardır, Türkiye'nin garantörlük hakları vardır, Lozan dengesi vardır. Bunlara sahip çıktığımız sürece Türkiye Kıbrıs'tan elini ayağını çekmez, kimse de çektiremez. Yeter ki sahip çıkalım.''

AB'nin, Türkiye'ye ''Kıbrıs'ı tanı'' demesine karşılık, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin ''Kıbrıs üye oldu biz ne yapacağız?'' diye elini ovuşturmasının çok yanlış olduğunu ifade eden Denktaş, ''Söylenecek söz şudur: 'Kıbrıs üye olmamıştır ve Kıbrıs'ın tümünü üye yapmış değilsiniz. Aklınızı başınıza alın. Türkiye'nin üye olmadığı bir yere Kıbrıs giremez.' AB'ye girme isteği zorlukla karşılaşır diye bu müdafaa yapılmazsa, tabiatıyla bu baskılar Türkiye üzerinde gittikçe artacaktır ve artmıştır'' diye konuştu.

Kıbrıs'ın federe devlet haline dönüştürülmesi ve serbest dolaşım hakkı verilmesi çabaları olduğunu da anlatan Denktaş, ''Serbest dolaşımla bütün Rumlar istedikleri yere yerleşecek. Yani 3-5 yılda bizi Kıbrıs'tan, Girit'te olduğu gibi yavaş yavaş çıkaracaklar. Kıbrıs elden gider ve Girit gibi arkasından ağlarsınız. Bazıları da kamburdan kurtulduk' der'' dedi.

“Annan Planı'na ''evet'' denilmesi çabalarını hala anlayamıyorum”
 
Türk hükümetinin, Annan Planı'na ''evet'' denilmesi çabalarını hala anlayamadığını, bunun büyük bir taviz olduğunu ifade eden Denktaş, bunun Türkiye'nin Kıbrıs'tan elini ayağını çekmiş olmasının başlangıcı olduğunu söyledi.

Denktaş, KKTC Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'nın Kıbrıs için büyük bir çaba harcadığını ve Türkiye'ye yardımcı olmak için bir an evvel Rum tarafı ile birleşerek AB'ye girmeye çalıştıklarını ifade ederek, şunları kaydetti:

''Aman efendim, 70 milyonun bizim desteğimize ihtiyacı yok. Bu akıldan vazgeçilmeli. Türkiye pazarlığını şöyle yapmalıdır: 'Kıbrıs'ı almadınız, ben tam üye oluncaya kadar da KKTC'yi alamazsınız. Ancak o zaman eş değer, eş zamanda girebiliriz.' Bizim de bunu gönülden desteklememiz lazım.''

Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, AB üyelerinin kendisini ziyaretinde Kıbrıs'ın neden önemli olduğunu sorduğunu belirten Denktaş, şunları söyledi:

''Onlar da 'Etrafında kökten dinci idareler bulunan petrol kuyuları var, bunları kontrol etmek için Kıbrıs en uygun yer' dediler. Ben de 'Türkiye'nin stratejik hakları var. Türkiye sizin müttefikiniz. Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkarmak için niye uğraşıyorsunuz' diye sordum. Duyduğum cevap korkunçtu. 'Türkiye de gün gele kökten dinci bir idareye dönüşebilir. Türkiye'yi de buradan kontrol edeceğiz' dediler. Kıbrıs'ı, Hıristiyan kulesi yapacaklar, Türkiye dahil İslam alemini kontrol etsinler.''

Türkiye'nin, Kıbrıs meselesinde teslim olmamasını isteyen Denktaş, şu görüşleri dile getirdi:

''Kıbrıs meselesinde teslim olursanız, Fransa, Ermeni meselesini hazırlamıştır. Kürt meselesi vardır. Azınlık olmayanlara azınlık hakları verilmesi vardır. 'Vilayetlere özerklik verin, federal bir şekle gidin' denilmektedir. 'Atatürk'ün üniter devletinden, Misak-ı Milli sınırlarından vazgeçin' denilmektedir ve Sevr haritası da dolaştırılmaya başlanmıştır. Neticeyi size bırakıyoruz. İlkelerinize sahip çıkın ve dünyaya, barışa örnek olun, demokrasiyi koruyun.''

''KKTC, Türkiye'nin alt kuruluşudur'' diye karar çıkartıldığını ve Kıbrıs'ta kuş uçsa Türkiye'nin sorumlu tutulduğunu kaydeden Denktaş, ''Türkiye'den tazminat talep edilmektedir, 'bize yapılanlar, bizim alacaklarımız' deyince de geç kaldınız diyorlar. AB bu ise Türkiye karar versin, buna hakikaten ihtiyacı var mı? yoksa AB'nin o çağdaş ilkelerini kendi halkına kendiliğinden verebilir mi? Verebilir, vermelidir. Atatürk'ün yolunda ise Türkiye zaten o ilkeler çoktan verilmeliydi'' diye konuştu.

“Türkiye’siz Avrupa ve Avrupasız da Türkiye düşünülemeyeceğini resmen kabul ve tescil etmiştir”

Konferans açılışında Rauf Denktaş’tan önce söz alan eski Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ali Bozer de  “Schumann Deklarasyonu Avupa devletlerinin demokratik bir biçimde yönetilmesi şartıyla kurulan örgüte üye olabileceklerini açıkca ilan ettiğini söyledi.

Bu hükmün Roma Antlaşması’nda da yerini aldığını hatırlatan Bozer, sözlerine şöyle devam etti:

“ Türkiye’nin tam üyelik için başvurduğu sırada bu başvurunun Konsey’den Komisyon’a geçmesi dolayısıyla uzun tartışmalara sebeb olmuştur. Başka bir deyişle Türkiye’nin bir Avrupa devleti olup olmadığı tartışma konusu yapılmıştır. AB üst düzey temsilceleri Türkiye’nin önce Avrupalı olmadığı savını ileri sürmüşler. Ve bu iddialarının esasını da daha ziyade coğrafi kritere bağlamışlardır. O zamanki heyetimiz bu savı Avrupa birliği’ne tam üye olabilmek için esas olanın aynı değerleri paylaşmak olduğunu ve Türkiye’nin önemli bir bölümünün de Avrupa coğrafyasında bulunduğunu ileri sürmüş ve daha sonra Konsey’de kararında Türkiye’nin Avrupa’da olduğunu, Türkiye’siz Avrupa ve Avrupasız da Türkiye düşünülemeyeceğini resmen kabul ve tescil etmiştir.”

“Maalesef  Venedik Komisyonu’nun çalışmaları hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz”

Bugün bazı AB liderlerinin Türkiye’nin bir islam ülkesi olduğu gerekçesiyle AB’ye üye olamayacağı iddiasını ileri sürmek suretiyle kendi hukularını ve kuruluş felsefelerini inkar etmek cesaretini gösterdiklerini ileri süren Bozer,  “Son dönemde Türkiye’yi ziyaret eden Avrupa Komisyonu Başkanı, evrensel hukuku inkar eden ve Venedik Komisyonu çalışmaları ile varılan sonuçları hiçe sayan beyanlarını siaysilarimiz iel bir kısım medyanın bu beyanları alkış tutmuş olmalarını üzüntüyle karşılıyorum. Maalesef  Venedik Komisyonu’nun çalışmaları hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan siyasiler ve basın mensupları bu çalışmaları inkar eden açıklamaları adeta ayakta alkışmamışlardır.” dedi.

Venedik Komisyonu’nun AB üyesi bütün ülkelere parti kapatma hususundaki mevzuat ve uygulamalarını sorduğunu hatırlatan Bozer şöyle devam etti:

“Tüm cevaplar anketlerde toplanmış ve komisyon huzuruna gelmiştir. Komisyonun vardığı sonuç şudur; parti kapatma keyfiyeti demokrasinin yahut AB üyesi ülkeleri ortak bir yaklaşımı sonucu değildir. Başka bir deyimle bu konuda ülkeler farklı bir mevzuat içindedirler. Venedik komisyonu çalışmalarında parti kapatılmayacağına dair bir kanıt yoktur. Tersine parti kapatılacağına işaret edilmiştir. Ancak bunun şartları ileri sürülmüştür. Yine bu Komisykon çalışmalarına göre ortak hükümler şunlardan ibarettir. Zenofobi (yabancı korkusu), ırkçılık, anaysal düzeni değiştirmek, şiddete başvurmak gibi sebeblerle parti kapatılabilir. Anayasal düzeni değiştirmek nedir? Komisyon çalışmaları AİHM’nin vermiş olduğu kararı, refah Partisi ile ilgili vermiş oldupğu kararı dikkate almadan değerlendirmek mümkün değildir. AİHM’si şeriat düzenine dayalı bir gidişatın demokrasi ile bağdaşmayacağı, demokratik düzeni altüst edeceği kanaatine varmıştır.”

“Kıbrıs sorunu dolayısıyla da çok iç açıcı bir manzara ile karşı karşıya değiliz”

Kıbrıs sorunu dolayısıyla da çok iç açıcı bir manzara ile karşı karşıya olmadığımızı belirten Bozer, AB, bir çok ülkenin bölünmesinde zaman zaman etkili bir rol oynayarak; bu bölünme sonucunda ortaya çıkan devatleri tanırken, KKTC’yi tanımamakta ısrar etmekte ve hatta Kıbrıs’ı sadece Rum kesiminin temsil ettiğine ilişkin politikasını sinsice sürdürmektedir” dedi.

Bu polititakının sonucu olarak AB’nin Kıbrıs Rum Kesimi’nin yanında yer aldığını söyleyen Bozer görüşlerini şu şekilde ifade etti:

“AB, Kıbrıs’ta Annan planı öncesi referandumda “evet” çıkması halinde yapmayı taahhüt ettiklerini yerine getirmemiştir. Bu çerçevede 259 milyon euro’dan maliye yardım tüzüğünün geç yürürlüğe girmesi nedeniyle ancak 139 milyon euro serbest bırakılmış ve bakiye KKTC yararlandırılmamıştır. Kıbrıs Rum Kesimi’nde referanduma “hayır” çıkması karşısında hiçbir yaptırım uygulanmamış. Hatta tavizde dahi bulunulmuştur. Ancak Kıbrıs konusunda Türk hükümetleri tarafından yapılan hatlarda oldu. Bu hatalardan biri, Gümrük Birliği müzakereleri sırasında o zamanki hükümetimiz Güney Kıbrıs’ın AB tam üyeliğine karşı yeterince üstelememiştir. Bu bir hatadır. Güney Kıbrıs’ın AB’ye üye olması bizim AB’ye tam üye olabilmemizin başlıca engelini oluşturur. Ayrıca Güney Kıbrıs AB’ye tam üye olarak kabulü ile Yunanistan’ın bu AB içindeki oyuda ikiye katlanmıştır. AB’nin bu politikasını değerlendirirken , AB’nin iyi niyetli davrandığını ilerde Türkiye için doğacak sakıncaları öngöremediğini düşünmek gerçek anlamda saflık olur. AB bu politikasını bilinçli olarak yürütmüş. Ve bunun sonucu olarak Türkiye’nin AB’ye üyeliği ciddi suretle zorlaşmıştır. Özet olarak Kıbrıs sorunu bize özgü bir şekilde yaratılmış olup. AB’nin çifte standart uygulamalarının somut bir örneğidir. Keza Kıbrıs sorunu BM’ye havale edilmişken AB’nin bunu kendi sorunu olarak görerek müdahalede bulunması sorunun çözümünü daha da güçleştirmiştir.”

Türk limanlarının ve hava sahalarının Kıbrıs Rum bandıralı gemilere ve uçaklara açılamasının bir diğer sorun olduğunu vurgulayan Bozer, Bir başka sorunda Kıbrıs Rum Kesimi’nin Türkiye tarafından tanınması ile ilgili olduğunu söyledi.

Bozer “Bu tanınma keyfiyeti olsa olsa Kıbrıs’ta iki toplumlu, kalıcı ve adil bir oluşumun gerçekleşmesi ve Türkiye’nin eş zamanlı üyeliği ile mümkün olmalıdır.” dedi.

KKTC ve Türkiye’nin KKTC dolayısıyla karşılaşacağı ve çözüme muhtaç önemli sorunları olduğunu belirten Bozer, görülerini şu şekilde ifade etti:

“Bu sorunların bir diğeri de bakanlar kurulundan geçmiş fakat TBMM’nin onayına sunulmamış olan ek protokoldür. Ek protokolün Güney Kıbrıs’ı tanıma anlamına geleceği gerekçesiyle bu protokol TBMM’nin onayından geçirilmemiştir. Bu sebeble ve bunun yanında limanlarla ve havaalanlarının Güney Kıbrıs bandıralı gemi ve uçaklara açılmaması, keza Güney Kıbrıs’ın tanınmaması gibi sebeblerle müzakereler 8 başlıkta dondurulmuş. Ve diğer başlıklarında kapatılmaması yoluna gidilmiştir. Başka bir deyişle müzakerelerde gereken seyiri takip etmemekte ve AB ve devamlı suretle Türkiye’den tek taraflı taleblerde bulunmakta ve bunun karşısında AB’nin ana kriterleri dışında sebebler ileri sürerek AB’nin temel ilkelerini gözardı etmekte bu suretle müzakereleri de yavaşlatmaktadır. Biz de bu konuda kusurluyuz.”

Müzakerelerin başlamış olmasına rağmen AB’nin diğer üye ülkelerle olan ilişkilerinin aksine tam üyelik müracatının otomatik olarak olumlu bir sonuca ulaşamayacağının da herkes tarafından biline bir gerçek olduğunu ileri süren Bozer, “AB, burada Türkiye’ye karşı farklı bir politika izlemiştir. Bugüne kadar müzakerelere başlamış bütün aday ülkeler AB’nin tam üyesi olmuşlardır. Ayrıca Türkiye’nin tam üyeliğinin Fransa ve Hollanda’da yapılacak referandumlar sonucunda gerçekleşeceği hususu Türkiye’nin tam üyelik müracatını ayrı bir maceraya dönüştürmüştür. Bu onuda AB ile çok bağlı olan arkadaşlarımız son derece iyimser yorumlar getiriyor. Ama aşhsen bu iyimser yorumlara katılamadığımı belirtiyorum. Bütün bunlar AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak kabul etmek hususunda siyasi iradesinin oluşmadığını gösteriyor. Türkiye’nin AB ile müzakereleri yürütürken çok dikkatli davranması ve AB’nin talepleri karşısında Kopenhag Kriterleri dışına çıkmaması gerektiğini vurgulamak istiyorum.” dedi.

“Ümidimi samimi olarak muhafaza ediyorum”


Bozer konuşmasını şu şeklide son verdi:

 “Bu açıklamalar karşısında AB ile ilişkilerimizi kesmek, AB’den uzaklaşmak şeklinde bir anlayışa sahip olduğumu lütfen zannetmeyiniz. Tersine AB ile olan ilişkilerimize bilinçli bir şekilde devam etmek durumundayız. Çünkü AB, önemli bir medeniyet projesidir. AB’nin şu anki yöneticilerinin sahip olduğu tutumlar geçicidir. Yarın yeni bir yönetici kadrosuyla AB’nin kuruluş felsefesine uygun bir tutum sergilenmesi ihtimali çok kuvvetlidir. Ben bu ümidimi samimi olarak muhafaza ediyorum.”

Kadir Has Üniversitesi Rektörü Yücel Yılmaz da dünyanın hızlı değiştiğini ve bu değişime ekonomik anlamada globalleşme dendiğini söyledi. Yımaz şöyle devam etti:

 “Globelleşme büyük ekonomik güçlerişn dünyanın her yerindeki ekonomiyi denetlemeye başladığının önemli ipuçlarını bize veriyor. İkincisi toplumsal siyasal açıdan dünya büyük bir köy haline geldi. Herkes birbirinden haberdar. Sadece bilgi sahibi olmakla kalmıyor. O da etkisi az ya da çok tepki gösteren çok sesli bir dünya haline geldi. Yani teknolijiyi üreten güçler dünyada odak haline geldiler. Biri batıda biri doğuda. Bu hızla gelişen teknoloji içinde Avrupa varlığını koruyabilmek için ortak bir menfaat paydası içinde bir araya gelmeyi tek kurtuluş yolu olarak gördü. Hızla çizgisinden çıkmaya zorlanan değerler sistemimizin belirli bir referans içinde tutulması için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne bir şekilde entegre olması yaşamsaldır. Ancak bunu önceliklerimizden ve onurumuzdan taviz vermeksizin halledilebilmesi akılcı alternatif politikalar üreterek mümkün olacaktır.”

Konuşmaların ardından Rektör Prof. Dr. Yücel Yılmaz, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile eski TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Ali Bozer'e birer plaket sundu.

Konferansın ikinci bölümünde de Türkiye Avrupa Vakfı Başskanı Maliye Eski Bakanı Ziya Müezzinoğlu, Giresun Üniversitesi Rektörü Prof.Dr Osman Metin Öztürk
Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Dışişleri Eski Bakanı Prof.Dr. Mümtaz Soysal
İstanbul Üniversitesi SBF Öğretim Üyesi Prof.Dr. Faruk Sönemzoğlu, Kocaeli Üniversitesi Rektör Yardımcısı Doç.Dr. Hasret Çomak, Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Hasan Koni’nin katılımlarıys bir panel düzenlendi.
 



© EurActiv 2007-2008. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM