Logo EurActiv.com.tr

Venedik Komisyonu Kriterleri: Parti kapatmada evrensel ilkeler neler?

20.03.2008
Militan demokrasi olarak adlandırılan ve demokrasinin kendisini yıkıcı akımlara karşı korumak durumunda olduğunu ve bu nedenle de totaliter düşünce sahiplerinin kimi özgürlüklerden faydalanamayacağını savunan görüş, Türkiye'de, özellikle 1990'lı yıllarda çok yoğun biçimde gündemdeydi.

Arka Plan:

Bu konu yine bir anda ülke gündemini meşgul etmeye başladı. Üstelik, şimdi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Anayasa Mahkemesi'nden kapatılmasını talep ettiği siyasal parti, son seçimde yüzde 47 oy almış ve beş yıldan daha uzun süredir iktidarda bulunmaktadır. Ayrıca bu partinin kapatılması noktasında gerekçe olarak gösterilen dayanaklar, demokratik bir ülkede, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ile ilgili olarak yoğun biçimde ülke gündemini meşgul eden konularla ilgili kabul edilebilecek nitelikteki ifadelerden oluşmaktadır.

Türkiye'de bazı hukukçu, yazar ve politikacılar, adeta kendi algıladığı şekliyle demokrasi ve onun gerekleri dışındaki tüm farklı görüş ve düşünceleri ve bunların örgütlenmesini yasaklamak için çok sıkı biçimde "can simidi" olarak gördükleri militan demokrasi kavramına sarılmaktadırlar. Bu görüştekilere göre, militan demokrasi, ilk olarak kendisini Batılı demokrasilerde gösteren bir kavram olarak, demokrasinin kendisini koruması için fevkalade gereklidir. Hakkında doktora çalışması yaptığım militan demokrasi anlayışı ile ilgili bazı hususların açıklığa kavuşturulması ve bu konudaki Türkiye'nin temel yanlışının ne olduğunun ortaya konulması durumunda, bu konuda daha sağlıklı değerlendirme zemini oluşturulabileceği kanaatindeyim.

Gerçekten Batılı demokrasilerde, özellikle, faşizm, nasyonal sosyalizm ve komünizm gibi özgürlükçü demokrasileri temelden tehdit eden veya ortadan kaldırmayı amaçlayan totaliter akımlar ve şiddeti siyasal bir yöntem olarak benimseyen siyasal hareketler karşısında, bu görüş sahiplerinin düşünce ve örgütlenme özgürlüklerini yasaklamayı amaçlayan ve militan demokrasi olarak adlandırılan anlayıştan, 1930'lardan sonra bahsedilmeye başlanmıştır. (Bkz.: Yusuf Şevki Hakyemez, Militan Demokrasi Anlayışı ve 1982 Anayasası, Seçkin Yay., Ankara, 2000, s. 33-34.) Bu anlayış doğrultusunda totaliter ideolojileri savunan siyasal partilerin yasaklanması, II. Dünya Savaşı sonrasında hazırlanan bazı anayasalarda benimsenmiştir. Somut örnek olarak, 1947 tarihli İtalya Anayasası'nın "Geçici ve Son Hükümler" başlığı altında, kapatılmış faşist partinin yeniden kurulması yasaklanmıştır. 1949 tarihli Federal Alman Anayasası'nın 21. maddesinde, amaçları ve taraftarlarının tutumlarına göre, özgür ve demokratik temel düzeni zedelemek ya da ortadan kaldırmak ve Federal Alman Cumhuriyeti'nin varlığını tehlikeye atmak eğiliminde olan siyasal partilerin kapatılabileceği öngörülmüştür. Bu doğrultuda Federal Alman Anayasa Mahkemesi tarafından, 1952 yılında Sosyalist Reich Partisi ve 1956 yılında Alman Komünist Partisi kapatılmıştır. O tarihten bugüne, 2000'li yıllardaki, İspanya'daki ETA terörü ile olan organik bağı bulunan Herri Batasuna hariç, Batılı demokrasilerin hiçbirisinde siyasal parti yasaklamasına rastlamak mümkün değildir.

Bu bağlamda günümüz Avrupa'sında siyasal parti yasaklamalarının temel standardını oluşturmaya çalışan Venedik Komisyonu'nun ilkeleri, dikkate alınması gereken ideal ölçütler içermektedir. Bu ilkelerin ortaya konulması, bir anlamda Türkiye'deki siyasal parti kapatma konusuna ışık tutabilecektir.

Venedik Komisyonu nedir?

Venedik Komisyonu, Avrupa Konseyi'nin anayasa hukuku konularındaki danışma organı konumundadır ve aynı zamanda "Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu" olarak da zikredilmektedir. Türkiye'nin de içinde bulunduğu 51 devletin temsilcisi bulunan Komisyon, 1990 yılında kurulmuştur. Üyeler, anayasa hukuku ve uluslararası hukuk alanında uzmanlaşmış akademisyenler, yüksek mahkeme ya da anayasa mahkemesi üyeleri ve ulusal parlamentolardaki milletvekillerinden oluşmaktadır. Anayasa hukuku alanında çok değişik konularda hazırladığı raporlarla Venedik Komisyonu, uluslararası alanda hukuk konularında bağımsız bir "think tank" kuruluşu olarak kabul edilmektedir ve Komisyon, özellikle anayasa reformu içerisinde bulunan ülkelerde, Avrupa'nın anayasacılık tecrübesinden hareketle oluşturulan temel standartların içerisinde yer aldığı anayasa metinlerinin kabulünde önemli rol oynamıştır. Ek olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de siyasal parti özgürlüğü ve yasaklama rejimi konusunda Venedik Komisyonu'nun aşağıda yer verilecek olan standardına paralel içtihat oluşturmaya özen göstermektedir.

Venedik Komisyonu'nun hazırladığı raporlar içerisinde önemli bir tanesi, siyasal partilerin yasaklanması, kapatılması ve benzeri tedbirlerin alınması ile ilgilidir. Tüm Avrupa kıtasında geçerli olmak üzere, hukuk devleti ve demokrasi standardını yükseltecek, insan haklarını koruyacak ve demokratik güvenliği daha fazla sağlayacak biçimde, Komisyon'un 11 Aralık 1999 tarihinde kabul ettiği ve 10 Ocak 2000 tarihinde deklare ettiği metne göre, örgütlenme özgürlüğünün temel hak ve özgürlükler içerisindeki ayrıcalıklı konumunu da dikkate alarak, siyasal partilerin yasaklanması ve kapatılması konusundaki standart şu şekilde ortaya konulmuştur:

Siyasal partilerin yasaklanması veya kapatılması, sadece partilerin şiddeti siyasal bir araç olarak kullanmaları veya anayasada güvence altına alınan hak ve özgürlükleri yok etmek ve demokratik anayasal düzeni yıkmak için şiddet kullanmayı savunmaları durumunda haklı görülebilir. Siyasal partilerin anayasada barışçıl değişiklikleri savunması ise, yasaklanmaları veya kapatılmaları için asla tek başına yeterli delil olarak kabul edilemez.

Bir siyasal parti, bir bütün olarak, üyelerinin, partinin izin vermediği biçimdeki bireysel eylemlerinden dolayı sorumlu tutulamaz.

Siyasal parti yasaklama veya kapatma biçimindeki yaptırım, en son çare olarak, istisnai bir tedbir biçiminde kullanılmalıdır. Yetkili yargı merciine kapatma talebiyle ilgili başvuru yapılmadan önce, kapatma talebinde bulunacak olan hükümet veya diğer devlet organı, ülkenin durumu, siyasal partinin özgür ve demokratik siyasal düzen veya başkalarının hakları için açık bir tehlike teşkil edip etmediği hususunu da dikkate alarak, kapatma dışında daha hafif tedbirlerle bu tehlikeden kurtulma biçimindeki çözümleri dikkate almak zorundadır.

Siyasal parti kapatılmasına Anayasa Mahkemesi ya da başka uygun bir yargı mercii, hukuka uygun usullerin tümünün sağlandığı bir hukuksal süreçte, açık ve adil bir yargılamanın sonucunda karar vermelidir.

Batılı demokrasilerde, siyasal partilerin kapatılması ve yasaklanması konusunda, açıkça Venedik Komisyonu'nun ortaya koyduğu bu standart benimsenmiş durumdadır. Nitekim, günümüzde İtalya'da, sistem karşıtı olarak nitelendirilebilecek olan Komünist Partisi siyasal alanda faaliyette bulunmakta, hatta bazı koalisyon hükümetlerine de ortak olmaktadır. İtalya'da ayrıca, anayasanın geçici maddesindeki yasaktan kurtulmak için, eski faşist partinin devamı olduğunu ifade etmemekle birlikte, neo faşist bir parti siyasal alanda yer almaktadır. Federal Almanya'da ise 1956 yılından bu yana hiçbir siyasal parti yasaklanmamıştır. Aksine, aşırı sağcı görüşleri ile tanınan NPD hakkında kapatma davası açılması ve kapatma yönünde kamuoyundaki büyük beklentiye rağmen, Federal Alman Anayasa Mahkemesi 2003 yılında bu partinin kapatılması talebini reddetmiştir.

Kapatmanın kesin çözüm olmadığı hususu bir yana, bu bağlamdaki temel sorun, Türkiye'nin siyasal parti kapatma konusuna yaklaşımının yanlışlığından kaynaklanmaktadır. Şimdiye kadar kapatılan siyasal partilerin önemli bir kısmında, ne şiddeti bir yöntem olarak benimseme durumu söz konusudur, ne de özgürlükçü demokratik temel düzeni yıkmaya yönelik bir amaç bulunmaktadır. Türkiye'de kapatılan siyasal partilerin çoğunun, aslında tüzük, program ve faaliyetlerinde, mevcut Anayasa ve kanunlarda öngörülen demokrasi ve onun icaplarını kendi anlayışı doğrultusunda değiştirip geliştirme amacı yer almaktadır. Şiddeti tasvip etme durumu hariç, kapatmaya dayanak olarak kabul edilen gerekçelerin, demokrasi ve insan hakları modelini yıkmak veya içini boşaltmak biçiminde bir amacı bulunmamaktadır. Aksine, parti politikalarının Türkiye'deki demokratik rejimi ideale yaklaştırma doğrultusundaki demokratik talepler olması da bu siyasal partileri kapatmaktan kurtaramamıştır.

Bu kadar çok siyasi partiye ihtiyaç var mı?

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, özellikle Türkiye'nin kapattığı siyasal partilere ilişkin verdiği birçok kararda, kapatılan siyasal partilerin demokratik taleplerinden dolayı yasaklanmasını, Sözleşmenin güvence altına aldığı siyasal parti özgürlüğüne aykırı bulmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında işaret edilen, siyasal parti yasaklama konusundaki Türkiye'nin en önemli yanlışı, Türk Anayasa Mahkemesi'nin siyasal partilerin, Anayasa'nın öngördüğü mevcut hukuksal-siyasal yapılanmayı sorgulayan ve onlara yönelik çözümler öneren farklı siyasal programlarını, demokratik yöntemlerin dışına çıkılmasa bile, kapatma nedeni olarak değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır.

İşte, bu bağlamda, şimdiye kadar kapatılan siyasal partilerle ilgili davaların pek çoğunda ve özellikle somut olarak Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilgili açılan davada, Venedik Komisyonu ilkelerinin dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu nedenle, soruna demokrasilerdeki siyasal partilerin işlevi açısından bakıldığında, Türkiye bağlamında şu hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir: Eğer, sağ veya sol yelpazede yer alan tüm siyasal partiler, bu Anayasa'da öngörüldüğü şekliyle demokrasi ve insan hakları rejimine uymak zorunda iseler, o zaman birden fazla siyasal parti kurulmasının anlamı ne olabilir? Siyasal partiler, toplumsal, ekonomik ve siyasal alanda karşılaşılan ve belki de somut anayasa hükümlerinden kaynaklanan sorunlara çözüm arayamayacaklarsa, böyle bir durumda çok partili siyasal hayatın anlamı kalmayacak; anayasa tüm siyasal partiler için uyulması zorunlu ortak bir program halini alacaktır. Bu durumda tek bir partinin dışındakilerin kurulması ise gereksiz olacaktır.

Avrupa'da, yaklaşık yarım asır önce, totaliter tehdide yönelik olarak özgürlükçü demokratik düzeni koruyucu bir endişe ile gündeme gelen militan demokrasinin, Türkiye'de, rejimin özgürlükçü demokratik niteliğinin önemli ölçüde zedelenmesi ve çoğulculuğun teksesliliğe doğru yönelmesi biçiminde kullanılabildiği görülmektedir. Şu anda ülke gündeminde, yüzde 47 oy almış bir iktidar partisini kapatmaya yönelik bir girişim yanında, daha önce DTP hakkında açılmış bir kapatma davası bulunmaktadır. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kaldırılması noktasında kapatma davası açılan iktidar partisi ile birlikte hareket eden MHP'nin bu politikasının da, siyasal parti özgürlüğü kapsamında şu anda gündemdeki kapatma davasını açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın yorumuna göre hukuken savunulması mümkün olmayan bir faaliyet olarak görüldüğü düşünüldüğünde, geride parlamentodaki tek bir parti grubunun görüşlerinin hukuka uygun olduğu sonucu doğmaktadır. Dolayısıyla, dört siyasal parti grubunun bulunduğu parlamentoda üç tanesinin savunduğu argümanların sakıncalı sayılabildiği bir ülkede, militan demokrasi, bir anlamda aşırı sınırlı bir çok parti rejimi ortaya koymaya çalışmaktadır ki, böylesine sınırlı bir modelde siyasal partilerin gerçek işlevine uygun faaliyette bulunması mümkün değildir.

2008 yılında, hukukunu bu biçimde, farklı görüş ve önerileri ve bunları savunan siyasal partileri yasaklamak için kullanmaya çalışan bir demokrasi olabilir mi? Yüzde 47 oy alan bir iktidar partisi için bile halen ciddi bir kapatma yaptırımı bulunan bir ülke açısından bu biçimdeki siyasal görünüm, uluslararası alanda acaba nasıl değerlendirilmektedir? Bu sorulara cevap aranmalıdır. Böylesine kapatma davalarının gündemde olduğu bir Türkiye'nin AB'ye tam üyelik serüveni halen devam edebilecek midir; yoksa Türkiye, "ulusalcı" kimliği ile sınırlarını dış dünyaya kapatarak, 1930'lu yılların egemenlik ve demokrasi anlayışı ile idare edilmek durumunda kalan bir ülke konumunda mı kalacaktır? Eğer bu ülke, gerçekten Atatürk'ün belirttiği şekilde çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmayı ve çağdaş demokrasiler arasında yerini almayı istiyorsa, siyasal parti yasaklama ve kapatma konusunda, Venedik Komisyonu ilkelerinde belirtilen ölçünün dışına taşmayan çözümleri bir an önce hayata geçirmek zorundadır.
 
DOÇ. DR. YUSUF ŞEVKİ HAKYEMEZ - KTÜ ÖĞRETİM ÜYESİ

© EurActiv 2007-2009. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM