Logo EurActiv.com.tr

Avcı’dan Avrupa vizyonu: Dinci cemaatlere karşı Türkiye'nin kurtuluşu AB'de

Bookmark and Share
Hanefi Avcı

27.08.2010
Yazdığı kitapla Türkiye’yi sarsan ve isteği üzerine görevden alınarak Merkez’e çekilen Hanefi Avcı’nın Avrupa vizyonu dikkat çekiyor. Avcı kitabında Gülen cemaatinin illegal “imam teşkilatlanması” ile Emniyet’i ve diğer devlet kurumlarını ele geçirdğini öne sürüyor. Avcı kitabının bir bölümünde bu tür cemaat örgütlenmelerine karşı tek yolun Türkiye’nin AB normlarını benimsemesi olduğunu söylüyor. Avcı’ya göre cemaat tipi örgütlenmeler ve çetelere karşı Türkiye’nin kurtuluşu AB üyesi olmasında yatıyor.

Euractiv.com.tr

Türkiye’de Hanefi Avcı depremi sürüyor.

Dün NTV’de canlı yayında konuşan Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı yayında merkeze alınma isteğini dile getirdi ve kısa süre sonra Merkez’e alındı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının kitap ve kitaptaki iddialar hakkında başlattığı inceleme ise sürüyor.

Avcı bilindiği gibi kitabında Gülen cemaatinin oluşturduğu “illegal imamlar teşkilatı”nın başta Emniyet olmak üzere çeşitli devlet kurumlarını ele geçirdiğini öne sürüyor.

Hanefi Avcı “Haliç’te Yaşayan Simonlar” başlıklı kitabında hayatını ve Emniyet’teki yıllarını ve deneyimlerini aktarıyor.

Avcı kitabın odak noktasına Gülen cemaatinin devlet içindeki örgütlenmesini oturtuyor.

Gülen cemaatinin “imamlar aracılığı ile” devlette farklı bir hiyerarşik yapıyı egemen kıldığını hemen herkesin telefonunu yasa dışı dinlediğini ve bunları arşivlediğini öne sürüyor.

Bütün bu gelişmeleri Türkiye i çin “çok vahim ve çok tehlikeli” olarak tanımlıyor.

Avcı kitabının 384. sayfasında ilginç bir biçimde bu tür cemaat ve yasadışı örgütlenmelere karşı alternatif ve garanti olarak AB normlarını ve AB üyeliğini savunuyor.

Türkiye’nin ancak AB üyeliği ile bu tür yasadışı cemaat ve çete örgütlenmelerinden kurtulabileceğini öne sürüyor.

İşte Hanefi Avcı’nın kitabında “Avrupa vizyonu”nu anlattığı o satırlar:

Neden AB’ye girmeliyiz?

Bizim gibi ülkelerde ve hatta gelişmişlik düzeyi bizden daha kötü durumda olan Doğu ülkelerinde toplumsal kalkınmayı gerçekleştirmek ve hızlı bir ilerleme sağlamak akla, bilime ve mantığa aykırı mevcut yapılar ve kanaatler nedeniyle çok zordur. Zihniyet değişikliği gerçekleşmediği sürece yalnızca görünür olan yapıyı değiştirmekle hiçbir sorun kalıcı olarak çözümlenemez.

Toplumsal kalkınmada esas olan zihniyetin ve düşünce yapısının değiştirilmesidir; bu şekilde yeni davranış ve tutumlar ortaya çıkacaktır. Düşünce ve davranışlardaki bu değişim iyiye doğruysa toplum kalkınacak, kötüye doğruysa gerilemeye başlayıp eskiyi arar hale gelecektir. Yani her değişim, iyiye doğru olmayacaktır, örneğin krallıktan kurtulmak isteyen Rusya’nın komünizme teslim olması gibi.

Bu bakış açısına göre, ülkedeki her şeyin kötüye gittiği, başta anayasa olmak üzere birçok kurum ve kuruluş ile tüm temel değerlerin mevcut toplumsal yapıya ve zamana uygun olmadığı ortamlarda iyi bir kural ve değeri uygulamaya koymak ve topluma yerleştirmek mümkün değildir.

Üstelik uzun süre bozuk bir yapı içerisinde yaşamış ve eski yanlış sistemin propagandalarına maruz kalmış kitlelerin değişimi istemelerine rağmen içinde buludukları durumdan kurtulmaları ve doğruyu bulmaları da o kadar kolay değildir.

Çünkü mevcut bozuk yapı iyinin içeri girmesine mani olmaktadır. Ayrıca bütün kurallar manzumesi zamana, akla ve bilime uygun olmadığından tek tek bunları ayıklamak ve düzeltmek de uzunca bir süreci gerektirecektir.

Bu tür durumlarda en kolay ve en etkin yöntem, insanlığın o güne kadarki akıl bilim süzgecinden geçirip bulduğu ve başka toplumlarda başarılı bir biçimde uygulamış olan kuralları alıp, kendi ülkenize uygulamaktır. Tutucu ve bağnaz çevreler denenmiş ve başarılı olmuş yöntemlere karşı fazla direniş gösteremeyeceklerinden bu yöntem en hızlı ve en güvenilir yöntemdir.

Doğrunun arayışıyla yola çıkan, bugüne kadar bütün insanlığın yaşadığı ağır deneylerden dersler çıkararak akıl ve bilimle bulduğu, toplumsal yaşamın her sahasını bireyin huzuru için düzenleyen kurallar bütünü günümüzde AB normları olarak adlandırılmaktadır. AB normları yalnızca AB üyesi ülkelerin tarihsel tecrübelerinin ışığında oluşturulmamıştır. Bunlar evrensel değerlerdir; dolayısıyla yalnızca AB ülkeleri değil, İsviçre, Japonya, Amerika gibi AB üyesi olmayan kalkınmış pek çok ülke bu kuralları ve benzerlerini uygulamaktadır. Bizim için önemli olan hareket noktamızın doğru olmasıdır.

AB normları sadece sosyal konularda konulmuş kurallardan ibaret değlidir. Fertlerin ve toplumların huzur ve mutluluğu için üretim, tüketim, ticaret, çevre ve kültür alanlarında konulan kuralları da kapsamaktadır.

Örneğin, üretilecek herhangi bir malın insan sağlığına hiçbir şekilde zarar vermeyecek ölçülerde denenmiş olması ve bu malın hatalı üretiminden dolayı alıcının zararlarına karşı üreticinin sorumlu olması kuralına kim itiraz edebilir ki? Ama kolay ve kısa yoldan çok para kazanmak isteyen üreticiler, üretimle ilgili hususları düzenleyen yasanın bu kısmını değil de, başka yerlerindeki diğer konuları istismar ederek bu kuralın uygulanmasına karşı çıkacaklardır. Bu yasanın AB’nin yerli sanayimizi baltalamak için kurduğu bir tuzak olduğunu söyleyecek, şoven duygularla bu kurala karşı toplumsal muhalefet oluşturacaktır.

Aynı şekilde fertlerin, devlet veya diğer gruplar tarafından rahatsız edilmemesi, devletin yetkileri, görevleri ve surumlulukları konusunda konan ve temel amacı kişilerin huzur ve mutluluğunu korumak olan kurallara karşı çıkmak mümkün müdür?

Ayrıca fertlerin din, dil ve etnik kimliklerini özgürce yaşamaları adına konan kurallara itiraz edilebilir mi?

Bazı çevreler bu kurallara karşı çıkıp ülke bölünecek yaygarası yaparak kuralların tümü hakkında kitleleri olumsuz etkileyecektir.

AB normları bir kurallar bütünüdür, bu nedenle birini alıp birini almamak doğru ve akılcı bir yaklaşım olmayacaktır.

Zaten bunlar birbiriyle bağlantılı, biri olmadan diğerinin hayata geçirilmesinin eksik kalacağı değerlerdir. Dolayısıyla bizim gibi ülkelerde fertlerin ve grupların huzur ve refah içinde yaşaması için gerekli yapıyı yaratan, devlet organlarının işleyişini evrensel değerler bağlamında belirleyen bu kuralların toplu olarak alınıp uygulanması en makul ve tek yoldur. Aksi halde makul yolun bulunması oldukça zordur.

Bundan dolayı AB’ye girmek ve AB normlarını almaya mecburuz. Bu ülke menfaatlerine olacaktır, aksi takdirde ülkemizde kısa sürede reformların devamı mümkün görünmemektedir. (Haliç’te Yaşayan Simonlar. S.384-86)

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics