EurActiv Almanya Genel Yayın Yönetmeni Ewald König, Türkiye-AB ilişkilerini ve Türk dış politikasını TÜBİTAK projesi kapsamında Yrd. Doç. Dr. Veysel Ayhan ve Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dalar için Berlin’de değerlendirdi.
König, “Türkiye, AB’nin Ortadoğu, Kafkasya ve Balkan ülkeleriyle olan ilişkilerinde siyasal, kültürel, ekonomik ve tarihsel köprü durumundadır. AB’nin bu ülkelerle iyi ilişkiler içinde olması açısından Türkiye’nin ciddi bir önemi vardır” dedi.
Bolu'daki Abant İzzet Baysal Üniversitesi'nden ve Ankara'daki ORSAM'dan geliyoruz. TUBITAK tarafından desteklenen Türkiye-AB ilişkisi konulu bir proje yürütmekteyiz. Dilerseniz Türkiye-AB ilişkisini değerlendirerek başlayalım, Türkiye-AB ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz
Güncel durum hakkındaki görüşlerim mi?
Bu konuyla ilgili sizin bakış açınızı öğrenmek istiyoruz, örneğin, Türkiye-AB ilişkisini 10 yıl önceki ve şimdiki haliyle karşılaştırabilir misiniz, ilişki aynı seyrine devam mı ediyor, yoksa değişen bir şeyler var mı?
Yani, bana kalırsa bu süre zarfında çok fazla ilerleme kaydedilmedi, yani demek oluyor ki bu 10 yıl içerisinde daha iyi bir ilerleme kaydedilebilinirdi. Belki ileriye yönelik adım atılacağı yerde geriye doğru bazı adımlar atıldı. Bu 10 yıllık süre zarfında daha fazla bir ilerleme yaşanacağını beklerdim, çünkü 10 yıl önce de Türkiye'nin AB'ye katılımını tartışıyorduk, ayrıca Türk Dış Politikası da AB’ye yönelik olarak şimdiye dek gerçek bir başarı yakalayamadı ve bence önümüzdeki yıllarda olumlu bir diyalog kurulması oldukça zor olacak.
Ama neden bu şekilde düşünüyorsunuz, zira başka kesimlerle yaptığımız görüşmelerde Türkiye'nin Ortadoğu ve diğer bölgelere yönelik dış politikasının değiştiğini söylüyorlar ve bu değişimin de Avrupa için de yararlı olduğunu belirtmektedirler.
Bu tabii ki doğru, ben başta Almanya olmak üzere AB'ye yönelik dış politikayı düşünmüştüm. Örneğin Yunanistan konusunda birçok noktada büyük ilerleme kaydedilmiş durumda, gördüğüm kadarıyla Yunanistan'la ilgili konular ve ilişkilerde çok fazla gelişmeler yaşandı ve Yunanistan da Türkiye'nin AB'ye katılmasına olumlu bakan birçok ülkeden biri gibi görünüyor. Aynı zamanda Türkiye'nin bugüne kadarki İsrail'le özel ilişkisi konusunda da şimdi nasıl bir gelişme yaşanacak bilmiyoruz; aynı zamanda İran ve Irak'la olan özel ilişkiyi de anlıyorum, dolayısıyla bu durum AB için çok önemli bir husus; ancak AB içinde bu sorun teşkil eden bir statüko, yoksa Nicolas Sarkozy'nin yorumlarını ve Almanya'nın sözde imtiyazlı ortaklığını işitmeyecektiniz, bu durum da Türkiye'nin AB dış politikası konusunda pek bir ilerleme kaydetmediğine işaret eder. Daha iyi olabilirdi.
Sizce Türkiye'ye yönelik AB politikası nasıl olmalı? İki taraf arasındaki ilişkide yer alan artılar ve eksik noktalar neler?
Tartışmaya oldukça açık bir konu ama belli ki bu bile zor. Hızlı bir gelişme kaydeden ve Avrupa bakışına sahip Türkiye ile aramızdaki farkı kapatmalıyız. Gördüğüm kadarıyla, ekonomi oldukça ilerlemekle birlikte AB yanlısı bir bakışı da içinde barındırıyor ve genellikle hükümet çizgisinin dışında yer alıyor. Dolayısıyla bence Avrupa bakışına sahip bu insanlar fikirlerine yön verecek olurlarsa Avrupa 'nın Türkiye'yi AB'ye kabul etme konusunda bir sıkıntısı olmayacaktır, fakat başta Almanya olmak üzere AB ülkelerine sorunlu olarak görünen Türkiye'ye ilişkin daha birçok kısım bulunmaktadır. Bunun nedeni üzerine bir çok tartışma yapılabilir? Belki de özellikle Berlin'deki Türkler olmak üzere Almanya'da ikamet eden Türk nüfusu yüzündendir. Zira özellikle Berlin yaşayan Türklerin Türkiye üzerine olumlu bir izlenim vermediğini belirtmek gerekir. Berlin’de eğitim seviyesi düşük oldukça fazla sayıda Türk bulunmaktadır. Ayrıca işsizlik oranları Türklerde oldukça yüksek bir seviyede seyretmektedir. Almanca konuşma konusunda ciddi sorunlar bulunmaktadır. Ülkeye uyum sağlamada sorunlar yaşanmaktadır. Tüm bunların üstüne bir de Almanya’da dahi sözde töre cinayeti heaberleriyle karşılaşabilir veya kızların Alman erkeklerle tanışmalarının yasaklandığına dair gazete haberleri görebilirsiniz. Dolayısıyla görünüşe bakılırsa buradaki insanlar Alman topluma oldukça farklı bir ülkeden geldikleri izlenimi vermekteler.
Ama öte yandan da Yeşiller Partisi eş başkanı Cem Özdemir gibi örnekler var. Yani yirmi sene önceki Türk toplumuyla kıyasladığımızda Alman toplumuna uyum sağlayabilmiş bir Türk toplumu görmekteyiz. Belki ilk ve ikinci neslin uyum sağlayamadığını söyleyebiliriz ancak üçüncü ve dördüncü nesiller Alman toplumuna uyum sağlamaya başladılar. Alman halkının diğer Avrupa ülkelerinden farklı olduğunu düşünüyoruz çünkü onlar büyük bir Türk toplumuyla bir arada yaşıyorlar. Bu çerçevede Türkiye'nin Avrupa'ya entegrasoyunu konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Türklerin Alman toplumuna entegrasonu Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılımı açısından çok yararlı olabilir; fakat bunun ne yazık ki şu an için mümkün olduğunu sanmıyorum. Bugün Almanya'da oldukça iyi bir yaşam süren ve başarılı birçok Türk olduğuda bir gerçektir. Ancak geri kalan kısmın enregrasyounu sorununun da yalnızca Türkiye'yi suçlamak doğru değildir. Aynı zamanda o büyük potansiyelini kullanarak Türklerin entegre olmasına yardımcı olmayan Almanları da suçluyorum, ülkede bu şekilde çok fazla insan var ve bu insanlar Almanya için oldukça faydalı olabilirler.
Genel olarak bakıldığında Almanya'da yaklaşık 4 milyon Türk yaşamaktadır. Bu insanlar önemli bir kısmı gençlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla önemli bir genç nüfusun Almanya'nın iyiliği için çalışıtığını ifade edebiliriz.
Evet, ve Almanya'nın demokratik piramitlerini biliyorsunuz, Alman halkının bunlara ve bu potansiyele ihtiyacı var, ve Alman halkı buradaki Türklerin daha fazla eğitim alıp, daha iyi iş bulmalarına yardımcı olması gerektiğini belirtmekteyim. Buna gerçekten ihtiyaçları var. Ayrıca bu kişiler Türkiye ile de iyi bir bağ kurma görevi üstlenebilirler ama işin gerçeği bu şu anda olabilecek bir şey değil. Umarım belki önümüzdeki 15 yıl içerisinde bu yeni, yani dördüncü neslin entegrasyonu mümkün olacak ancak şu an için bu düşüncenin başarıya ulaşacağına dair şüphelerim var, hem Türkler hem de Almanların değiştirmeleri gereken birçok şey var.
Her iki tarafın da, AB ve Türkiye arasındaki işbirlikler bağlamında düşünüldüğünde örneğin İran, İsrail ve diğer bölgesel meseleler vs. gibi konuların iki taraflı ilişkilere etkisi nasıl olabilir? Ortak çıkarlar bakımından ilişkilerimizi nasıl güçlendirebiliriz?
Bu, AB-Türkiye arasında çok ciddi bir işbirliğinde çok önemli bir mesele, ve AB'ye girmek için çok iyi bir kapı olabilir; zira Türkiye AB ve bu ülkeler için çok önemli olmakla beraber, yine bu ülkelerle iyi ilişkileri olması açısından da ciddi bir önemi vardır. Ve aynı zamanda sadece bahsettiğiniz o büyük bölgeler değil yerel bölgeler, daha küçük olan mikro bölgelere de girilecek ve ülkesel değil bölgesel işbirliği sağlayacak başka bir kapı olabilir. Ayrıca bazı AB ülkeleri olduğu kadar Birlik'e üye olmak isteyen ancak olmayan bazı ülkeler ile Birlik dışında ortaklık anlaşması kurulan ülkeler de Türkiye'nin AB'ye katılmasını destekliyorlar, bununla ilgili hiçbir sorunları bulunmamaktadır. Buradaki Ofisimizde görüşmelerde bulduğumuz değerli büyükelçilerimiz var, örneğin size Ukrayna büyükelçisi veya Baltık ya da bazı İskandinav ülkelerinin büyükelçilerini örnek gösterebilirim. Anladığım kadarıyla bu ülkelerin Türkiye'nin AB'ye girmesiyle ilgili olarak hiçbir problemleri bulunmamaktadır. Özellikle Almanya ve Avusturya'nın ise bu konuda sıkıntıları olduğu ise bilinmektedir.
Peki neden bu ülkelerin sıkıntıları var, bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
Bu ülkeler, coğrafi ve kültürel anlamda AB’nin sınırın nerede olduğuna ilişkin sorular yöneltiyorlar. Bildiğiniz gibi birçok Alman ve Avusturyalı ya Katolik ya Hıristiyan. Ve birçok kişi de, AB'nin Irak gibi oldukça sorunlu olan bir bölgeyle sınır komşusu olmasına karşı çıkmakta ya da doğrudan çekinmektedir.
Türkiye AB'ye katılırsa diye yaşanan tüm bu kaygılar ve tartışmaların temelinde hem Türkiye’nin hem de Türkiye’nin bazı önemli komşularının İslam veya farklı bir kimliğe sahip olmasından da mı kaynaklanmakta mıdır? Diğer bir deyişle Avrupa ve Türkiye arasında bir medeniyet tartışması var mı?
Almanya'da önemli sayıda Müslüman nüfusun bulunmasına ve Almanlar bu kesimlerle birlikte yalamaya alışmış durumda olmalarına rağmen bu az çok onlar için sorun teşkil edebilmektedir. Bazen çok büyük bir caminin varlığı veya inşası ya da eğitim veren dini merkezler yerel seviyede bir kimlik tartışmasının yaşanmasına yol açabilmektedir. Genel olarak Almanlardan bahsedecek olursak kişisel olarak Almanların Müslümanlarla birlikte yaşamaya alışmış durumda olduğunu ve ortada bir sorun olmadığına inanmaktayım. Ayrıca nüfusunun çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bir ülkenin, AB'nin bir parçası olması benim açımdan hiçbir sorun teşkil etmemektedir. Zira, bazı küçük Balkan ülkeleri de Müslüman bir kimliğe sahil olduğunu bilmekteyiz. Öte yandan bir diğer önemli konu ise ekonomik alanla ilişkilidir. Zira Türkiye ciddi anlamda büyük bir ülke dolayısıyla birçok ülke Türkiye gibi büyük bir rakipleri olmasından çekinmektedir. Ancak diğer yandan ben de diyorum ki; Türkiye Avrupa Birliği için büyük bir pazardır. Maalesef Avrupalıların son yıllarda Türkiye'deki ekonomik değerlerin çok iyi şekilde arttığının farkına vardıklarını sanmıyorum ve belli ki bu büyük ekonomik krizden o kadar etkilenmediniz ve Avrupa Türkiye'den bu konuda bir şeyler öğrenebilir. Yani ekonomik anlamda çok güçlü bir partnerden korkacak değilim ve sizin de gördüğünüz gibi AB'nin tüm yeni üyelerinin az çok birer ekonomik hikâyesi bulunmaktadır. Son katılanlardan Bulgaristan ve Romanya ise buna örnek verilebilir. Ne var ki öte yandan bu ülkeler üzerinde baskı yaratmak şart ve bu ülkeler de reform yapmak için gerçekten çaba harcıyorlar.
Size göre AB kimlik itibariyle düşünüldüğünde ne anlama geliyor? Hıristiyanlar ve dinlerle ilgili söylediğinizden hareket edilirse dini bir bir proje mi olarak görülmelidir, yoksa büyük pazarla ilgili söyledikleriniz gibi bir ekonomi projesi mi, yoksa yalnızca barış için, AB bölgesine barışı getirmek için ortaya atılmış siyasi bir proje midir?
Bence en önemli ikisi siyaset ve ekonomi yönüdür. Dış politikada birliktelik ve bölgeye barış getirmek. Bir gün Türkiye için de bu açılardan konuşmalıyız ancak sürecin en başından beri büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Fakat Türkiye'yi de kapsayan ortak bir AB dış politikası harika olurdu ve ekonomi konusu da büyük bir önem taşırdı.
Peki 10 yıl sonrasında Türkiye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Evet, bence birçok insan AB'nin politikalarından dolayı hayal kırıklığına uğramış durumda. Bu sebepten ekonomi kollarındaki birçok insanın AB'ye katılım fikrine elveda dediğini ve AB'nin Türkiye'yi gerçek anlamda üye ülke olarak kabul etme niyetinde olmadığını düşündüklerini duydum. Ve bence bu tarih açısından, uzun bir tarih boyunca gözden kaçırılmış olabilen tarihi bir nokta. Türkiye'nin AB'ye katılmaması halinde alternatif ne olurdu bilmiyorum. İslami etki artsa Türkiye isteyerek Avrupalılarla işbirliği yapmak yerine diğer tarafa yönelse, bence çok önemli bir tarihi nokta atlanmış olabilir.
Belki Avrupa ile özel bir ilişki kurabiliriz ama AB'ye katılmayız; bu mümkün mü, değil mi?
Yani mümkün, biliyorum ki Türk halkının çoğu bu fikirden hoşlanmayacak ve şahsen ben de şimdi değil, 10 yıl sonra da değil ama bir gün Türkiye'yi tam üye olarak görmeyi tercih ederim. Türkiye'de ve AB'de yapılması gereken birçok şey var ve aynı zamanda AB'nin de bunun için hazır olması gerekiyor ama bence bazı özel, imtiyazlı ortaklık ilişkisi kurmak da yararlı olacaktır; bu hem ekonomik anlamda, çok yakın bir işbirliği içerisinde çok iyi işleyebilir.
Örneğin iki ay önce Umman'daydım, ve Türkiye’nin buradaki yatırımının sadece birkaç yılda 6 milyar doları bulduğunu gördüm; Katar, Kuveyt ve diğer ülkeler de ise bu rakam oldukça yüksek düzeylerde. AB'deki ekonomik duruma baktığımda ise o kadar da iyi olmadığını fark ettim, örneğin bazı çalışanlara günde ne kadar kazandıklarını sordum ve aldığım cevaplardan söz konusu kişilerin aynı çalışma koşularında Türkiye'dekiyle aynı miktarda bir gelir elde ettiklerini fark ettim. Türkiye ve AB'yi kıyasladığınızda Türkiye'nin büyümeye başlarken, Avrupa'daki ekonomik ve siyasi durumun ise krize sürüklendiğini görüyoruz: Misal, Yunanistan krizi veya AB bölgesindeki diğer ekonomik ve siyasal krizler gibi. Belki 10 yıl sonra Avrupa, büyük bir pazar veya en güçlü siyasi aktör olmayacak; ama Türkiye iyi bir konuma geliyor ve ayrıca büyük bir market olduğu kadar etkilide bir siyasi aktör. O zaman neden AB'nin büyük sorunları varken AB'ye katılmak isteyelim? Ekonomik ve siyasi bakımdan her iki taraftaki gelişmelere baktığımızda, bir değişim olacak diyebilir miyiz? Ne dersiniz?
Evet katılıyorum. Bunun Avrupalılar açısından çok önemli bir mesele olacağını ve bunu takip etmeleri gerektiğini düşünmekteyim.
Sizce bugün Türkiye'nin dış politikasına yönelik AB kamuoyunun görüşleri nelerdir? Türkiye'nin Balkanlara, Ortadoğu'ya vs. yönelik dış politikası konusunda Almanya ve Avrupa'nın diğer kamuoyları ne düşünüyorlar?
Ne yazık ki halkın önemli bir kısmı, Türkiye ile ilişkilerin bu ülkelere ve Avrupa'ya faydasının farkında değil. Bu halkın genelinin, Türkiye'nin bu ülkeler için çok önemli bir aktör olduğunu ve Türk halkının bu ülkelerce kabul edildiği takdirde Avrupa'nın, sorunlu ülkelerle ilişkilerinde Türkiye'nin önemli bir yere sahip olacağının farkında olduklarını sanmıyorum. Yani Almanya'daki halkın genelinin de, bu durumun Avrupa için büyük bir avantaj olacağını bildiklerine dair şüphelerim var. Türk dış politikasının imajı daha ziyade Kıbrıs, ve Yunanistan (geçmişten, çünkü Yunanistan silah satın alıyor ve Almanya da bundan kazanç sağlıyor. Ama Yunanlılar hala bu silahları satın alma nedeni olarak Türkiye'yi gösteriyorlar) gibi sorunlu konulara indirgenmekte. Dolayısıyla bunlar halkın geneli tarafından algılanan Türk dış politikası temel noktaları: Kıbrıs sorunu, Yunanistan sorunu.
Sizce Türk dış politikası değişti mi? Bugünlerde bazı uzmanlar ve gazeteciler Türkiye'nin rotasını AB'den Ortadoğu'ya doğru çevirdiğini düşünüyor ve söylüyorlar. Bu düşünceler hakkındaki fikirleriniz neler?
Daha önce de bahsettiğim gibi, bence bu Avrupalılar için biraz tehlikeli, zira çok yakın bir işbirliği veya gerçek bir tam üyelik için tarihi bir noktayı atlarsanız, o zaman Türkler bu bakımdan hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Ya da diğer ülkeler, İslam ülkeleri daha fazla etkiye sahip olduklarında Türkiye yüzünü daha çok doğuya, Ortadoğu'ya dönecek; dolayısıyla Avrupa kendi topluluğunda çok önemli bir aktörü kaybedecektir. Avrupalılar için Türkiye'yi kaybetmek çok tehlikeli olabilir.
Balkan devletlerinin medeniyet sürecine bakarsak, bu bölgelerde birçok Müslüman ve Hıristiyan halk bir arada yaşıyor. Müslüman halkın yaşadığı Kosova gibi; farklı kimlikleri olduğu için AB Müslüman bir Balkan topluluğunun AB'ye entegrasyonunu nasıl sağlayabilir?
Kosova ve Balkan Devletleri ile coğrafi bir sorun söz konusu değildir. O kadar zorlu ve kanlı bir geçmişleri vardı ki, Balkan ülkeleri için bu durum, Avrupa ailesine üye olmaları ve artık savaşmamaları açısından büyük bir şans. Son savaşın 10 veya 20 yıl önce gerçekleştiğine bakacak olursak, Avrupa'nın yardımı ve AB'nin baskısıyla bu süre zarfındaki ilerlemenin ne kadar büyük olduğunu görmek inanılmaz bir şey. Dolayısıyla, sanırım çoğunluğu Kosova'da bulunan Müslümanlarla ilgili sorunlar sürmektedir. Önemli oranda genç bir nüfusa sahip olan Balkanlarda işsizlik oranları da yüksektir. Avrupa bu konuda bir şey yapmalı, buna meydan okuyup, gerçekten bu kişilerin AB'ye entegrasyonunu sağlamalı, çünkü bu her iki taraf için de bir sorun demek. Yani bu Balkan ülkelerindeki Müslüman nüfus, her ne kadar çok daha büyük olsa da Türkiye'deki Müslüman topluma alışma açısından güzel bir örnek olabilir.
Mecazi olarak kapı ve köprü kavramlarından söz ediyorsunuz. Avrupa ülkeleri için köprü ne anlama geliyor? Bildiğimiz kadarıyla AB'nin bir enerji sorunu var ve AB enerji politikasına baktığınızda da bunun, kültür ve diğer güvenlik sorunlarını da içeren çok önemli bir husus olduğu çok açık. Avrupa ülkeleri için köprünün ne demek olduğunu bilmek istiyorum, Türkiye doğu ve batı arasında bir köprü diyorsunuz; ama bu köprü neyi ifade ediyor?
Bu çok zor bir soru. Bence enerji sorunu çok önemli bir sorun çünkü bu işbirliği açısından yeni bir kapı, ve Türkiye de enerjiyi uzakdoğudan, Rusya'dan ve Ukrayna'dan ya da ne bileyim hangi ülkelerin boru hatları Türkiye'den geçiyorsa o ülkelerden korumak için Avrupa için çok iyi bir köprü olabilir.
Bildiğiniz gibi Nabucco projesinden bahsediyoruz ve bu AB için çok önemli.
Türkiye bu konuda gerçekten kilit bir öneme sahip ve hem Türkiye hem de Avrupalılar açısından Türkiye'nin bu kilit rolünün ne kadar önemli olduğunun farkına varmak oldukça büyük bir avantaj. Dolayısıyla enerji sorununa uyarlayacak olursak, köprünün işlevi, bu ülkelerin dış politikaları, bu ülkelerle iyi ilişkiler ve yine bu ülkelere aracı olmak açısından iyi bir anlam taşımaktadır. Türkiye AB'yi yaklaşan sorunlar hakkında bilgilendirebilir. Hal-i hazırda ve gelecek yıllarda bir başarı hikâyesi yaratma şansımız olacak ancak bunun için iki tarafın da çok çalışması lazım.
AB'nin Türkiye'ye yönelik yanlış bir politika yürüttüğüne veya geçtiğimiz 15 yıl içerisinde Türkiye’ye yönelik yanlış anlama olduğuna inanıyor musunuz?
Evet, bence yanlış adımlar atıldı; belki bir vaatte bulunmak çok erkendi sonrasında fasıllara başlamak yeterince dürüstçe bir davranış değildi ve de sonrasında da fasıllar durduruldu. Yani belki de yanlış adım AB ülkelerinin kendi nüfusunu, kendi vatandaşlarını Türkiye hakkında yeterince bilgilendirmemek oldu. Belki Türkiye üzerine biraz olumlu baskı uygulamak ve Almanya'daki veya diğer ülkelerdeki bazı siyasetçilerin çok kötü sözler sarf etmeleri oldu, ki bu da kötü bir ortam yarattı; ama uzun vadede iyimserim. Ama gördüğünüz gibi AB'nin, yeni üyeleriyle iyi geçinmesi şart, çok eski üyelerle bile hala bir sürü sorun yaşanmakta. Şu an bazıları için %100 demokratik denemez. AB'nin çok eski üyelerinin çok büyük ve önemli sorunları var, ve bazı yeni üyeler sorun yaratırken bazıları da git gide daha fazla öz bilinç kazanıyorlar, dolayısıyla AB'nin iyi geçinip, tüm bunlarla başa çıkmayı öğrenmesi gerekir ama bence bu asla söz konusu durumu değiştirmeyecek. Bütün bu farklı ilgi, hedef ve zihniyetleri idare edebilmek için bu gereklidir. 27 ve daha fazla ülke için tek bir homojen politika yürütmek için de aynı şey geçerli, bu değişmeyecek. Her zaman için bir uzlaşma sağlanacak. Ama bence bu, uzun vadede Avrupa'yı bir arada tutmak ve bazı eski sorunların bu AB’ni dağıtmasına izin vermemek için gayet iyi bir yöntem.
Evet haklısınız; çünkü AB bölgesinde yeniden güvenlik ve ekonomi gibi bir takım yeni sorunlar ortaya çıkarsa, bazı AB üyeleri bu entegrasyon sürecine karşı çıkabilirler. Yunanistan krizinin ardından üye ülkelerde bu konuda tartışmalar yaşandı. Ve diğer ülkelerde bazı yeni krizler ortaya çıkacak olursa da, AB üyesi ülkelerde bir çok yeni tartışmanın yaşanacağını düşünmekteyim.
Yunanistan'ı ve Yunan halkını gayet iyi tanır ve severim; ama tabii ki vergileri ödememek bir Avrupa standartı değil. Yunan doktor ve avukatlar tanıyorum ve on bin dolar kazanıp büyük evlerde oturdukarını ve büyük arabaları olduğunu tahmin ediyorum, tabii ki bu şekilde yürümez, değil mi? Dolayısıyla Yunanistan'ın hemen çok radikal bir şekilde iyileşmesini istemek çok zalimce ve Yunan halkı birçok şeyi değiştirmemiz ve aynı şekilde onların da değiştirmesi gerektiğinin farkında olmalılar ve bence farkındalar da. Ve Slovakya'ya sormak gerek, Yunanistan'a yardım ve destek vermeyi reddeden onlardı. Çünkü Yunanistan'dan daha fakir bir durumda olduklarını ve dolayısıyla hayat şartlarının onlar için daha zor olduğunu söylüyorlar. Tabii ki gelecekte bu tip durumlarla karşılaşılacak ama bunlar AB'yi durduramaz. Yani bir sonraki ülke Portekiz olabilir; hatta Avro bölgesinin bir üyesi olmamalarına rağmen Büyük Britanya bile çok büyük sorunlu bir aday olabilir. Aynı zamanda Birleşik Krallık örneği de AB için çok ilginç bir hikaye, her zaman bir ekstraları oluyor, üye aidatları için sözde İngiliz indirimi uyguluyorlar, birçok istisnaları var ama AB'den çok fazla kar elde ediyorlar; yine de işe yarıyor, hala AB ile aynı gemideler. Bu durum aynı zamanda Türkiye ve AB arasındaki ilişkiler için de bir örnek teşkil edebilir, böyle birçok istisna dahi bir gün bir yerden başlamak ve git gide daha da yakınlaşmak için önemlidir.










