Reklam
Röportaj
Eurosphere (Çeşitlilik ve Avrupa Kamusal Alanı: Avrupa Vatandaşına Doğru), 16 Avrupa ülkesinden 17 üniversiteyi bir araya getiriyor. Bergen Üniversitesi’nin proje koordinatörlüğünü üstlendiği projenin ana amacı, Avrupa kamusal alanı doğrultusunda yenilikçi perspektifler ortaya koymak ve Avrupa kamusal alanını içeren tartışmaları öne çıkaran veya zayıflatan durumları belirlemek. Projede Prof. Ayşe Öncü ve Bülent Küçük'ün yanı sıra yine Sabancı Üniversitesi'nden Doç. Ahmet Öncü, Doç. Ayşe Gül Altınay ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Gürcan Korcan görev alıyor.
“Avrupa kamu alanından söz edilecekse sadece Brüksel kaynaklı olmaması gerekiyor”
Projenin teorik bir çıkış yapacağı iddiasının olduğunu vurgulayan Ayşe Öncü, projenin çıkış noktasının Avrupa’da kamu alanı nasıl olabilir sorusu olduğunu söyledi. Avrupa çapındaki kamusal alanın sadece
Eurobarometre ile ölçülen bir kavram olmadığının altını çizen Öncü, projede cevabı aranan soruları şöyle sıraladı:
“Aktif olarak değişik aktörlerin katabileceği bir kamu alanı oluşur mu? Yoksa Avrupa hep ulusal kamu alanlarının birleşimi mi olacak? Şimdiye kadar sorun Avrupa kamu alanı olarak sadece Brüksel’in gündeminin anlaşılmasıydı. Brüksel’in siyasi bir gündemi var. Brüksel’in faaliyetleri var. Ama hiç tabandan gelen bir katılım yok. Buna “demokrasi açığı (democratic deficit)” diyebiliriz”
“Eurosphere projesinin esas ve orijinal iddiasının tabandan muhtelif aktörlerin katılımıyla oluşacak bir kamu alanı gündemi olabilir mi?” sorusunu cevaplamak olduğunu ifade eden Öncü, bugün böyle bir gündemin olmadığını, ileride oluşabileceğini belirtiyor.
Her ülkenin de kendi kamu alanı ve mücadeleleri olduğunun altını çizen Öncü, Brüksel’in gündemiyle de çoğu ülkenin ilgilenmediğini belirtti. Öncü, ayrıca Avrupa kamu alanının sadece Brüksel kaynaklı olmaması gerektiğini de sözlerine ekledi. Öncü, Eurosphere projesi kapsamında Avrupa’daki kamusal alanların inceleme stratejisini ise şöyle anlatıyor:
“Bir takım Avrupa çapında aktörlerin oluştuğu, ilişkilerin, dokuların, ilişki ağlarının oluştuğu bir ya da birkaç, belki parçalı bir kamu alanları dizisi söz konusu olabilir. Oluşuyor mu bu? Biz bu oluşmayı nasıl izleyebiliriz? Tabandan nasıl izleyebiliriz? Bu yüzden her ülkede belli aktörler seçtik. Bunların hem AB gündemleri hem de Avrupa ile bağlantılarını anlamaya çalışıyoruz. Nasıl networklerin parçası bunlar? Bu networkler Brüksel tarafından dikte edilmiyor. Bu networkler belki Brüksel’in siyasi gündeminde yok. Ama bu networkler kanalıyla tabandan taleplerin gündemi gelebileceği forumlar oluşuyor. Projeye dahil olan ülkelerde aynı dört tane aktörümüz var. Her ülkede aynı dört aktör üzerinden çalışıyoruz”
Çeşitlilik ve Kimlik
Kamusal alanda kimlik konusuna değinen Bülent Küçük ise kamusal alan, kimlik ve çeşitlilik (diversity) diyebileceğimiz proje konuları arasında yakın bir bağlantı olduğunu söyledi. Çeşitliliğin zaten Avrupa’da var olduğuna dikkat çeken Küçük, çeşitlilik kavramı çerçevesinde ortak bir referansa gönderme yapabilecek işbirliği nasıl oluşturulabilir sorusunun cevabını aradıklarını vurguladı.
Kimliğin madalyonun diğer ve önemli bir yüzü olduğunu vurgulayan Küçük, çeşitliliğin aktörlerin popüler kamusal alanı olarak tanımlayabileceğimiz bir kavramı da içerdiğinin altını çiziyor. Eurosphere projesi çerçevesinde her memlekette baskın, çarpıcı olan sosyal hareketleri ve sosyal hareketlerin içerisinde de değişik aktörleri incelediklerini anlatan Küçük, inceleme metotlarına kısaca şöyle tarif ediyor:
“Örneğin üç tane sosyal hareket alalım. Bu sosyal hareketlerin içerisinde değişik vizyonları, değişik pozisyonları da hesaba katarak araştırmanın iskeletini kurmaya çalışıyoruz. İçinde siyasal partiler var, medya var. Medyanın içerisinde değişik gazeteler ve televizyonlar var. Düşünce kuruluşları var. Bu aktörler içerisinde AB bağlamında değişik pozisyonlar alan aktörler öne çıkıyor. Dolayısıyla aktör sayısı aslında çok”
Bu aktörler, Avrupa çapında tartışılan konuları ulusal düzeyde nasıl tematize ediyorlar. Bu konulara ulusal düzeyde ne ölçüde yer veriyorlar? Hangi çerçevede ele alıyorlar? Aynı zamanda bu ne kadar karşılaştırılabilir bir veridir? türünde soruların cevap aradıklarını belirten Küçük, projede ele alınan konular arasında anayasa, derinlemesine entegrasyon ve genişleme ile ilgili başlıkların da olduğunu söyledi. Küçük ayrıca “Mültecilik, göçmenlik, vatandaşlık gibi Avrupa’da hakim olan beş altı tane geniş konu etrafında toplanmış aktörler de ona göre seçiliyor. Aktörler, Avrupa’da hakim olan konulara tematik olarak ne ölçüde pozisyon alıyorlar ve ne ölçüde prim veriyorlar” sorusunun önem kazandığını vurguladı.
Medya ve Kamusal alan
Eurosphere kapsamında proje koordinatörleri Mayıs ayı başında Paris’te bir araya gelecek. Küçük, bu toplantının bile kendi başına bir kamusal alan haline dönüştüğünü ama biraz elit bir kesim olduğunu belirtti. Küçük, asıl eksikliğin elit kesim olmadığını insanları alttan kontrol edecek popüler bir temanın eksikliğinin yaşandığını vurguluyor:
“Sosyal hareketlerin öncüleriyle veya gündem belirleyiciler ile konuşacaksak onlar ne kadar halktır tartışılır. Ama medyayı popüler kamusal alanın bir sergi alanı olarak ele alırsak zaten eksik olan Avrupa Birliği’nin veya Avrupalılığın popüler kamusal alanı. Çünkü alttan insanları kontrol edecek popüler bir temanın eksikliği var. Elit olan zaten eksik değildi. Ama biz medyayı aslında en geniş anlamıyla bir Eurosphere olarak aldığımız için böyle bir medya araştırması genel olarak bir popüler kamusal alanın çıkışı için bakılabilir. Ortaya çıkan ölçüde Eurosphere dediğimiz veya kamusal alan türünde bir şeyin 3. bir alan olarak AB’nin bir kamusal alanı veya Avrupalı’nın bir kamusal alanı gibi ortaya çıkma olasılığı zaten yok. Dolayısıyla aslında dönüp dolaşıp geldiğimiz nokta ulusal olan kamusal alanın ne ölçüde Avrupalı konulara alan sağladığı. Birbiri üstüne binen/çakışan ve melez kamusal alandan bahsediyoruz”
Ortak bir noktada birleşmek gibi bir dertlerinin olmadığını vurgulayan Ayşe Öncü ise “Ortak noktada birleşmekten çok, ortak meselelerin tartışılmasına ne kadar katılınıyor. Mutlaka konsensüs gerekmiyor. Ne kadar ortak konu var? BU konular ne sıklıkta gündeme getiriliyor? Bu konulara çerçevesinde hangi fikirler paylaşılıyor? Kamu alanı demek zaten çok-seslilik demek. Bu çok-sesliliği bir şekilde Avrupa’nın bir özelliği, bir parçası olarak kabul etmek. Çeşitliliği kötü bir şey değil, tam tersine demokrasinin bir koşulu olarak görmek. Ve Avrupa’da da ne kadar çok ses katılabiliyor, kendi fikirlerini ifade ediyor ve tartışıyor” dedi.
Brüksel’de şikayetçi
Projenin çeşitliliği gören ve demokraside çok sesliliğinin iyi bir şey olduğundan yola çıkan bir yönü olduğunun altını çizen Öncü ise Brükseli’nde konu hakkında şikayetçi olduğunu vurguladı.
Brüksel’in de kendi dışında nasıl forumlar oluşabileceği veya oluşuyor türünde sorularla ilgilendiğini anlatan Öncü, “Çok alanda çok az etki var. Sadece Türkiye’de değil Avrupa çapında da. Mantar gibi düşünce kuruluşu kuruluyor bugün Türkiye’de. Aynı şey birçok Avrupa ülkesinde de var. Peki, bu düşünce kuruluşları kamusal alanı nasıl şekillendiriyor. Bunlar sadece hükümetlere danışmanlık mı yapıyor yoksa bir takım konuları gündeme mi getiriyorlar? Nasıl getiriyorlar? Düşünce kuruluşlarının birbiriyle bağlantıları ne Avrupa düzeyinde? Çünkü Bugün Türkiye’de düşünce kuruluşu olarak kimi tanımlasak bir Avrupa bağlantısı var” dedi.
Eurosphere projesinden elde edilecek sonuçlar
EurActiv Türkiye ile yapılan röportajın bile Eurosphere projesinin çıktılarından biri olduğunu vurgulayan Küçük, projenin kendi sitesi olduğunu ve orda araştırma metinlerinin yayınlandığını hatırlattı. Ayşe Öncü ise çok iddialı başladıklarını, belki de iddialarına ulaşamayabileceklerini, ama başlangıcı doğru ve farklı sorularla yaptıklarına inandıklarını vurguladı. (EurActvi.com.tr)












