Kerem Çalışkan
Euractiv.com.tr Yayın Yönetmeni
Fenerbahçe’de eksen kayması mı var?
Bana öyle geliyor.
Gazeteci Yalçın Doğan, bir zamanlar Cumhuriyet’te büyük sansasyon yaratan “Fenerbahçe Cumhuriyeti” diye bir dizi yapmıştı. Sonra kitap olarak da yayınlandı.
Burada Türkiye Cumhuriyeti ile Fenerbahçe arasında çeşitli benzerlikler ve paralelliklere de dikkat çekiliyordu.
Şimdi Sevgili Yalçın Doğan’ın benzetmesi yeniden gündemde.
Türkiye Cumhuriyeti için “eksen kayması” tartışmaları yaşanıyor.
Batıya mı, Doğuya mı gittiği tartışılıyor.
Bir de dönüp Fenerbahçe’ye bakıyorsunuz.
Onun ekseni çoktan kaymış!.
Yoksa tarihi paralellik bize alarm mı veriyor?
Kocaman'dan FB'de devrim hedefi
Türkiye tartışmasını bırakalım, Fener’e dönelim.
Sezon başında Köln yenilgisinden sonra Aykut Kocaman TV’lerde naklen yayınlanan uzun bir basın toplantısı yaptı.
Burada Fenerbahçe için uzun soluklu ve “devrim” denebilecek hedefler koydu.
Fenerbahçe’de yıldız sistemi değişecekti.
Oyun sistemi ve sisteme göre değişebilen futbolcu sistemi gelecekti.
Başlıbaşına bu bile yıllardır “star sistemi” üzerine kurulu Fenerbahçe futbol takımı için gerçekten köklü bir devrim demekti.
Basın ve medya Kocaman’ın bu iddialı hedefleri üzerinde çok durmadı.
Daha çok transfer ve geldi-gitti haberlerine ağırlık verdi.
Ama Fenerbahçe Köln maçında verdiği kötü görüntünün dışına çıkamadı.
Young Boys gibi baştan hafife alınan İsviçre’nin kasaba takımına elendi.
Şimdi durum ciddi.
Çünkü ya sabır edilip Kocaman’ın koyduğu hedefler doğrultusunda Fenerbahçe baştan aşağı yenilenecek, bu arada belki bu sezon baştan feda edilip gözden çıkarılacak, ya da sabır gösterilmeyecek.
Sezonun bir yerinde Kocaman gidecek.
Fenerbahçe yeniden teknik direktör ve futbolcu arayışına girecek.
Herkesin gözü Başkan Aziz Yıldırım’da.
Ama Yıldırım’ın “eksen kayması” konusunda ciddi düşündüğünü sanmıyorum.
Çünkü Fenerbahçe’de eksen, tıpkı Türkiye Cumhuriyeti’nde olduğu gibi yavaş yavaş kaydı ve iş işten geçtikten sonra herkes feryat etmeye başladı.
Yıldırım kumarı kaybetti
Fenerbahçe yönetimi, daha doğrusu Aziz Yıldırım, Daum’u getirerek, takımı Brezilyalılar ve Guiza üstüne kurarak riskli ve iddialı bir kumar oynamıştı.
Bu kumarı kaybetti.
Şampiyonluk gitti. Takım dağıldı.
Eksen tümüyle kaydı.
Yani “star sistemi” üstüne kurulu eksene de uygun davranılmadığı, gerçek starlar alınıp ısrar edilmediği için o eksen de kaydı.
Daum star değildi. Hiç olmadı. Vasat veya vasat üstü bir teknik direktördü.
Dahi veya yaratıcı değildi. Hatta kötü bir taktisyendi.
Koşan takımlarda iş yapardı. Ama takımı koşturamazdı!
Kocaman ne yapacak?
Sonunda Fenerbahçe tam anlamıyla bir “enkaz” halinde camianın içinden yetişmiş yetenekli, cesur ve vizyon sahibi Aykut Kocaman’a teslim edildi.
Kocaman ilan ettiği gibi oyun sistemine dayanan bir Fener istiyordu.
Bu sistem değişikliği aslında Yıldırım'ın göze aldığı ikinci kumar niteliğinde.
Sisteme göre oyuncuların değişebileceği. ama sistemin bozulmayacağı bir Fener.
Makine gibi tıkır tıkır oynayan bir Fener.
O mevkideki oyuncu değişse de makine sisteminin bozulmayacağı ve aynen işleyeceği bir Fener.
Barcelona gibi takım ruhu ve takım toplam performansı üzerine oturan bir Fener.
Böyle bir Fener’i kim istemez?
Herkes ister.
Ama böyle bir Fener’i kurmak zor.
Zaman ister, sabır ister.
En az iki, üç yıl iser.
Çünkü önce Fener’in kaymış eksenini yeniden yerine oturtmak gerekiyor.
Aziz Yıldırım eksenin kaydığının farkında mı?
Ali Koç farkında mı?
Ekseni yeniden yerine oturtmanın ne kadar zor olduğunu biliyorlar mı?
Değişimin gerektirdiği zaman faktörünün bilincindeler mi?
Emre faktörü negatif
Üstelik bu tür eksen kayması yaşayan takımların ciddi bir sorunu vardır.
Önce orta sahayı oturtmaları, yani ekseni oluşturan orta alanı güçlü tutmaları gerekir.
Orta saha bir yerde takımın kimliği, ruhu ve efendisidir.
Fenerbahçe’de şimdi bu rol Emre’ye kalmış gözüküyor.
Sevgili Erman Toroğlu, onu “Fener’de yeni horoz” diye tanımladı.
Peki, Fenerbahçe Emre’nin üzerine yeni bir eksen inşa edebilir mi?
Bence edemez.
Emre, hırslı, dar alanda yetenekli ve zaman zaman kurnaz ve atik bir futbolcudur.
Ama Emre negatif bir futbolcudur.
Temel yapısı ve oyun stili, örneğin Fener’in eski orta saha oyuncusu Oğuz gibi, pozitif ve yapıcı bir karaktere sahip değildir.
Emre bilinen bu özellikleriyle Fener’e gelmiştir.
Şimdiye kadar oynadığı futbol, çok koştuğu birkaç maç dışında, Fenerbahçe taraftarında kalıcı bir iz bırakmamıştır.
Zaman zaman seyirci ile atışması, tribünlere hareket çekmesi Emre’nin doğal halleridir.
Kaptan da olsa, çok efendi pozlara da girse, ilerleyen maçların birinde hırçınlaşıp, rakip oyuncularla veya hakemle dalaşıp en kritik anda kırmızı kart görmeyeceğine dair Emre’nin hiçbir garantisi yoktur.
Terim'in Emre efsanesi
Peki bu Emre efsanesi nereden geliyor?
Emre bu yaratılmış efsanesini Fatih Terim’e borçludur.
Terim de bir yanılgıya borçludur.
Terim son dönemde Milli takım’ın eksenini Emre üzerine kurmuştu.
2010 Dünya Kupası’na gidememenin ucunda bu hatalı tercih de vardır.
Emre bugün Fener’i yanılttığı gibi Milli takımı da yanıltmıştır.
Ona emanet edilen orta sahalarla, takımın ekseni kaymıştır.
Peki Terim’in bu Emre yanılgısı nereden geliyor?
Terim’in en başarılı olduğu ve Galatasaray’ın UEFA Kupasını aldığı 2000 yılından geliyor.
Yani 10 sene öncesine ait bir hikayeden...
Evet o dönem Terim’in çalıştırdığı GS’nin efsane bir orta sahası vardı:
Emre-Suat –Okan.
Bu üçlü Galatasaray’ı UEFA şampiyonu yapmış, o dönem milli takımı da sırtlamıştır.
Nasıl?
Çünkü o sırada “genç, hırslı ve arkadaş” olan bu üçlü birbirinin eksiklerini tamamlayan ve dinamo gibi ileri-geri çalışan bir “orta saha timi” olmuştu.
Emre yırtıcı oynuyor, çalım yapıyor, ileri geri mekik gibi çalışıyordu.
Suat ileri geri gidip nefis paslar dağıtıyor, bu üçlünün beyni oluyordu.
Okan gerçek bir dinamo gibi, orta sahayı halı süpürücüsü gibi temizliyordu.
Bu üçlü kendi defansından seken topu alıp hücuma dönüştürürdü.
Bu üçlünün kaptığı top mutlaka rakip kaleye giden bir akın olurdu.
Emre işte bu üçlü içinde parlamıştı.
Tek başına bir değer değil miydi?
Kuşkusuz tek başına da önemli futbolcuydu.
İngiltere’de birkaç sene top koşturdu.
Arada iyi oynayıp goller de attı.
Ama kalıcı ve vazgeçilmez olamadı.
Terim aslında kendisinin en başarılı olduğu dönemden hayalinde kalan bir "Emre" ile Milli Takım'ın başarılarını da harcadı.
Oysa Emre o Emre değildi. Terim'i de yanılttı.
Emre, sonunda Türkiye’ye döndü.
Hem de yıldızlaştığı GS yerine Fener’e geldi.
Ama ne İngiltere’de ne Türkiye’de efsane GS’nin orta sahasında gösterdiği performansı verebildi.
Bir daha o rüya takımdaki gibi bir Emre asla olamadı.
Şimdi Fenerbahçe’de eksen kaymasının “baş sorumlusu” olmaya doğru hızla ilerliyor.
Emre’nin üstüne kurulu bir Fenerbahçe “orta sahası” yaratmak çok zordur.
Emre o genç yıllarındaki arkadaşlık havası ve ortamından da çok uzaktır.
Orta saha sevgi ve dayanışma ister
Oysa orta saha dayanışma ve arkadaşlık ister.
Birbirinin futbol dilini iyi anlayan ve birbirini seven elemanlarla kurulursa orta sahanın “üçlü dörtlü futbolcu sistemleri” işler.
Yoksa günümüz Fener’inin o sahipsiz, amaçsız, arkadaşsız, sorumsuz orta saha görüntüsü ortaya çıkar.
Herkesin full sorumluluktan kaçtığı, topları insana göre değil, “teorik olarak” ileri doğru bir yerlere attığı bir orta saha.
Emre İsviçre’de oynanan Young Boys maçında bir ara orta sahada top kaptığı sırada, iki elini aşağıya yanlara doğru uzatıp “Nerdesiniz yahu, kime atayım şimdi bu topu?” hareketini yapmıştı.
Bu futbolcuların çok iyi bildiği bir çaresizlik hareketidir.
Negatif harekettir.
Yarattığı negatif enerjiyi en iyi Aykut’un bilmesi gerekir.
O hareketi gören Aykut’un Emre’ye verdiği bir not olması gerekir.
Evet, Fener’in ekseni yerine oturacaksa, bu belli ki Emre ile olmayacaktır.
Peki nasıl olacaktır?
Orası Fenerbahçe yönetiminin vizyonuna, basiretine ve Fenerbahçe seyircisinin kültürüne, sabrına ve “eksen kayması” olayını anlayıp anlamamasına bağlıdır.
Eksen kayması ülkeler için olduğu gibi takımlar için de zor bir iştir.
Düzeltilmesi de oldukça zordur.
Evet, Fener’in ekseni kaymıştır.
Düzeltilmesi, Türkiye’nin eksenini düzeltmek kadar zor bir noktaya gelmiş olabilir.
Ne de olsa ülkenin kaderi ile Fenerbahçe’nin kaderi hep birbirine bağlı olmuştur.
Dileriz Fenerbahçe eksenini daha çabuk toparlar…
Ve ülkeye de böylece katkısı olur…











