Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Helene Flautre, Türkiye’deki anayasal reform çalışmalarını ve AB müzakere sürecini EurActiv Türkiye’ye değerlendirdi. Flautre, analizinde askerlere sivil yargı yolunun açılması ile % 10 seçim barajının düşürülmesinin önemine değindi ve bu süreçte toplumun tüm kesimlerinin söz sahibi olması gerektiğinin altını çizdi.
Avrupa Parlamentosu Yeşiller/EFA Grubu Üyesi Flautre’un kaleme aldığı analiz şu şekilde:
“Reform paketi Türk kamuoyunu öylesine meşgul ediyor ki yalnızca kutuplaşmaya sebep olmakla kalmayıp aynı zamanda Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye politikalarından sorumlu kurumları da durumu yakından takip etmeye zorluyor.
Bu bağlamda iyi haber hiç kimsenin 1982 Anayasası’nı artık savunmaması. Türk toplumu kökü bir anayasal reforma ihtiyaç duyuyor. Ben de yeni ve kapsamlı bir demokratik anayasa taslakları için devam etmekte olan tartışmaların geniş sosyal katılımla sürmesini umut ediyorum.
Nitekim referandum gibi önemli bir siyasi kurumu küçük yerine büyük bir organizasyonla gerçekleştirmek yararlı olabilir. Buna rağmen bu eleştiri yüzünden reform paketini masada bırakmak ve ona itiraz etmek siyaseten yanlış olabilir. Şu soruyu sorarak seçimlerinizden emin olmanıza katkıda bulunmak isterim: Bu anayasal paket uluslararası insan haklarına uygun mu ve dolayısıyla AB-Türkiye katılım süreci için iyi bir şey mi?
Hemen söylemeliyim ki askeri personelin sivil mahkemelerde yargılanması sağlanmalı. Aklı başında hiçbir demokratik toplumda silahlı kuvvet mensupları sivil mahkemeler dışında tutulamaz. Benzer şekilde siyasi partilerin yasaklanmasını zorlaştıran ve bu konuda Meclis’e karar yetkisi veren değişiklik de hemen yapılmalı.
Bu, açıkçası Avrupa’daki demokrasilere doğru atılmış önemli bir adım. Türkiye’de siyasi yaşamın gerçekten de garanti altına alınması ve çeşitliliğin en üst seviyeye çıkarılmasının temin edilmesi gerekiyor. Bu nedenle yüzde 10 seçim barajının altında kalan partilere de kendilerini ifade etme şansı verilmelidir. Yarının vaatlerini sık sık olmasa da bazen yerine getirecek olan partiler daha en başında az oy olan partiler oluyor. Uzun süre yüzde 10 barajının altında kalan bir partinin seçimle iş başına gelmiş temsilcisi olarak bu durumun oldukça farkındayım. Bugünlerde ekolojik sıkıntıların bizi genel anlamda ilgilendirmediğini, bir başkasının ilgisini çekmeyeceğini kim söyleyebilir ki?
Hukuk alanında değişiklikler ilgimi çekmekte çünkü kendi ülkemde de yasal reform tartışmaları sürmekte. Fransız hükümet tasarısı hukukun bağımsızlığını riske atıyor, Türk hükümeti hukukun nasıl daha çok şeffaf, bağımsız ve tarafsız olabileceğini, demokratik idareyi seçime sunuyor. Fransız ve Türk hükümetleri eş zamanlı olarak temel haklarla uğraşıyor. Bir başka tuhaflık da tam şu sıralarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Fransa’yı yargının bağımsız olmadığı gerekçesiyle suçlu bulması!
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin “Türkiye’nin Avrupa’daki demokrasiler gibi algılanmasının saflık olacağını” yaymaya çalışırken mahkeme kararı bu ciddi güven sorununun tek taraflı olmadığını ortaya koydu. Nitekim Parlamento yüksek yargı organlarında görevli hakimlerin seçilmesi ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel şikâyet başvurusunda bulunabilme hakkının tanınması da memnunluk verici adımlar ancak Adalet Bakanlığı ile Sekreterin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda yer almasının kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve tabii demokrasi disiplinin açık-seçik ihlâli olduğunu söylemem gerekiyor.
Hükümetin reform projesi belki sadece ilk adım olabilir ve belki bir takım eksiklikleri de olabilir ama Türkiye için doğru yönde atılmış bir adımdır. Bu süreç - ki biz bunun yeni bir anayasa doğru önemli ve uygun tartışma ortamını yaratacak bir adım olarak görmek isteriz – toplumun geniş kesimlerinin katıldığı bir demokratikleşme projesine dönüşür."










