Alman Cumhurbaşkanı´nın Türkiye Ziyaretinin Artıları ve Eksileri
Prof. Faruk Şen-TAVAK YK Başkanı
10 yıllık bir aradan sonra bir Alman Cumhurbaşkanı Türkiye’yi resmen ziyaret etti. Bundan önceki ziyareti, Almanya’da çok sevilen ve göçmenler konusunda gayet başarılı bir politika izleyen Johannes Rau, büyük bir heyetle Türkiye’ye yapmış ve bu ziyaretten sonra başa gelen Alman Cumhurbaşkanları’nın ikisi de Türkiye’yi ziyaret etmekten kaçınmışlardı. Türkiye gibi bir ülkenin böyle dışlanması ve bu ikinci ziyaret için 10 yıl beklemek gerekti. Alman Cumhurbaşkanları ve Alman politikacıları neredeyse her yıl bir kere İsrail’e giderlerken Türkiye gibi önemli bir ülkeye, özellikle 2 milyon 900 bin Türk insanının Almanya’da yaşamasını da göz önüne alırsak, gelmemelerini anlamak her zaman güç oldu.
Genel olarak Almanya’daki havaya baktığımız zaman İslamafobinin gün geçtikçe daha da arttığını ve özellikle belirli bir düzeyde bunun Türkofobiye dönüştüğünü de görmek mümkündür. Irkçılık ve yabancı düşmanlığının serpildiği Almanya’da çirkin Alman imajını ortaya çıkaran önemli politikacılar da vardır. Bunların başında Eski Merkez Bankası Yönetim Kurulu Üyesi ve hala Sosyal Demokrat Partinin üyeliğini sürdüren Thilo Sarrazin’in Türkleri ve müslümanları aşağılayan sözlerini de görmek mümkündü. Bu konuda aktif bir politika izleyen ikinci önemli kişi de Horst Seehofer oldu. Hristiyan Sosyal Demokratların başkanlığını sürdüren Seehofer, ülkeye alınacak yeni göçmenlerin özellikle Türk ve müslüman olmamaları gerektiğini her zaman dile getirdi. Bu çirkin görüşlerin dışında Alman Başbakanı Angela Merkel de Alman Cumhurbaşkanı Christian Wullf‘un Türkiye ziyaretinden 2 gün önce gençlik kolları örgütünün bir toplantısında, çok kültürlülüğün iflas ettiğini, Almanya‘nın tekrar kendi benliğine geri dönmesi gerektiğini dile getirmişti.
Almanya‘nın güler yüzü olarak da Cumhurbaşkanı Christian Wullf‘u görmek mümkündür. Ülkede ,ben müslümanların da Cumhurbaşkanıyım, diyen Christian Wullf Aşağı Saksonya eyaletinde başbakan olarak görevini sürdürürken başta Türkler olmak üzere göçmenlerle ciddi bir ilişki kurmuş ve ilk defa bir Türk kökenli göçmen politikacıyı da bakan olarak atamıştı.
Ziyaretin diğer önemli bir konumu ise Cumhurbaşkanı‘nın haziran ayında seçildikten sonra yurtdışına yaptığı 3. ziyaret olması ve Türkiye‘ye 5 gün gibi uzun bir süre ayırmasında ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Ankara, Adana, Kayseri ve Tarsus‘un yanında İstanbul‘da da başta azınlıkların temsilcileri olmak üzere önemli görüşmeleri gerçekleştirdi.
Bu 5 günlük ziyaretin artılarına bir bakalım:
1. Cumhurbaşkanı Wullf Türkiye‘ye ve Türklere olan saygı ve sevgisini bu ziyaretle ortaya koydu ve ilişkiler açısından yeni bir başlangıç yapılabileceği imajının altını çizdi.
2. Wullf bu ziyaretiyle Alman toplumuna da bir mesaj verdi. Türkiye‘ye ve Türklere olan saygısının Alman toplumu tarafından da kabul edilmesini istedi. Malesef Alman basını bu konuyu aynı duyarlılıkla yaklaşmadı. Wullf‘un ziyaretine yönelik eleştirilerin dozajı artarken tanınmış dergilerden Focus, Wullf‘un ziyaretini bir bere ve bıyık ile Türk Wullf imajını ortaya çıkararak vurguladı.
3. Yeni bir başlangıç olarak bu ziyareti görebiliriz. Türkiye‘deki insanlar da Almanya‘ya yönelik son zamanlarda artan tepkilerinin belirli bir ölçüde azaldığını söyleyebiliriz.
Ziyaretin eksileri:
1. Wullf görüşmeleri sürecinde Türklere uygulanan vize konusunda herhangi bir yaklaşım içerisine girmedi. Bugün Sırbistan‘a kadar birçok ülkeye vizeyi kaldıran Avrupa Birliği Almanya‘nın da etkisiyle Schengen vizesini Türklere uygulamaya devam ediyor.
2. Wullf ziyareti sürecinde Avrupa Birliği üyeliğine yönelik de herhangi bir ciddi yaklaşım göstermedi. Bu konuda kendisinin seçilmesine önayak olan Angela Merkel ile arasını pek bozmak istemedi.
3. Wullf Türkiye‘nin iç politikasında azınlıkların sorununu büyük ölçüde vurgularken Türkiye‘nin dış politikada en önemli sorunlarından biri olan Kıbrıs konusu için herhangi bir açıklamada bulunmadı.
Gelelim bu ziyaretin neler getireceğine;
Neler olabilir:
1. Almanya‘dan geri dönüşlerin büyük ölçüde hızlandığını görüyoruz. 2008-2009 yıllarında yüzer bin kaliteli Türk kendi ülkelerine geri döndüler. Özellikle genç kuşakta bu geri dönüşlerin arttığını görüyoruz. Ülkelerinde bu konuda daha fazla başarılı olacaklarından hareket ediyorlar. Bu geri dönüşler Almanya için bir kayıp olarak ortaya çıkıyor.
2. Almanya‘daki Türklerin durumu korkutucu boyutlara gelmiş bulunuyor. İşsizlikte yüzde 30 ların sınırına varmış olan Türklerde özellikle emeklilerin fakirleşmesini görüyoruz. 2010 yılında fakirlik sınırının altında yaşayan Türklerin oranı %44´e çıkmış bulunuyor. Bu da özellikle Türk gençleri arasında huzursuzluğu arttırıyor ve agrasivitenin de üst boyutlara gelmesine ön ayak oluyor.
3. İçe kapanma Türk toplumunun en büyük özelliği oldu. Gençlik yurtlarından spor klüplerine ve diskoteklere kadar artık Türkler Almanya‘da Alman vatandaşları ile yanyana yasamayı daha az tercih ediyorlar. Beraber yaşamanın oranının azaldığını görüyoruz.
4. Almanya, Fransa ile birlikte Türkiye‘nin Avrupa Birliği‘ne giden yolunda önünü kesme konusunda ciddi bir savaş veriyor. Gerhard Schröder’in başbakanlığı sürecinde Türklere yönelik olan olumlu yaklaşım artık ciddi bir şekilde azalmış bulunuyor.
5. Gümrük birliğinin Türkiye‘nin aleyhine çalışması büyük boyutlara varmış bulunuyor. Almanya bu konuda herhangi bir girişimde bulunma çabası içinde değil.
Almanya-Türkiye ilişkileri sancılı ve sorunlu sürecini sürdürüyor. Ekonomimizde Almanya önemini koruyup geliştirirken politik gelişmeler malesef aynı boyutta değil.











