Fransa eski Başbakanı ve Sosyalist Parti lideri Michel Rocard bugün Avrupa Parlamentosu üyesi ve Türkiye’nin AB üyeliğini son derece açık ve güçlü bir şekilde savunan bir isim. Rocard geçtiğimiz hafta “Türkiye’ye Evet” isimli kitabını tanıtmak üzere İstanbul’daydı. Rocard’ın Türkiye’nin AB üyeliği dışında savunduğu önemli bir diğer konu da, finans sisteminin istikrara kavuşması için küresel bir para yönetim mekanizmasının oluşturulması. Rocard aynı zamanda, mevcut krizden çıkmanın tek yolunun ücret - kar dengesinin sağlanması olduğunu ifade ediyor. Avrupa Komisyonu’na “Bizi çılgın finans yönetmemeli” başlıklı bir mektup ilettiklerini ve bu mektupta “Avrupa kriz komitesi” kurulmasını önerdiklerini söyleyen Rocard, mektuplarının cevapsız kaldığını da söylüyor.
- Kriz devlet müdahalelerine rağmen devam ediyor. Bir gün bu krizin sonunu görebilecek miyiz?
Buna cevap verebilmek için öncelikle doğru tanıyı koyabilmek gerekli. Oysa asın dikkat çeken bilimin sessizliği. Büyük ekonomistler susuyorlar. Politikacılar sadece finanstan bahsediyorlar. Kediye bu bir kedidir diyemiyorlar. Oysa batık kredileri gayrimenkulleştirerek diğerlerinin arasına karıştırmak gerçek bir hızsızlıkdır. Her şeyi doğru şekilde adlandırırsak cezayı da doğru şekilde uygulayabiliriz. Finans sanayi ve finans bilimi sanayine çok fazla saygı gösteriliyor. Matematik profesörleri öğrencilerine borsa darbelerinin nasıl yapılacağını öğretiyorlar. Bu yaptıkları yüzünden, bilmeden insanlığa karşı suç işliyorlar.
- Finansın aşırı derecede gelişmesi, karmaşık bir hal alması, uzun seneler boyunca dünya ekonomisini büyümesini de sağlamadı mı aynı zamanda?
Sanmıyorum. Türev ürünlerin güç kazanması, reel ekonominin düzensizleşmesine yol açtı. 1971 yılına kadar sabit kur üzerinden gerçekleşen ticaret, dalgalı kurlarla tehdit altına girdi. Her şey uçucu, belirsiz bir hal aldı. Türev ürünler yaratılmak zorunda kalındı. Bunun ardından ekonomi de soyutlaştı. Her şey güven üzerine kurulmaya başladı ve her şey daha kırılgan bir hal aldı.
- Fakat geri dönemeyiz. Her şey bitti mi yani?
Aslında farklı bir sistem üzerine düşünebiliriz. Dolar küresel bir para birimi, fakat çok uzun yıllardır küresel anlamda birikim parası rolünü yerine getirmiyor. Bu rolü daha çok devlet fonları ve petrol üstleniyor, çünkü devlet fonlarının çok büyük bir kısmı petrol gelirlerine dayanıyor. Bu mantıklı mı? Eğer büyüme yeniden sağlanırsa, petrol fiyatları da yükselecek. Bu da çok tehlikeli. Petrolü devre dışı bırakmak ve enerji ekonomilerine yönelmek daha iyi olabilir. Örneğin petrol, Kyoto tarafından yaratılan karbon kotaları ile ödenebilir. Bununla birlikte, doların yanına Euro, Çin Yuan’ı, Hindistan Rupi’si ve Yen gibi dört veya beş para birimi de dahil edilerek küresel anlamda parasal bir yönetim mekanizması oluşturulabilir. Sistemin stabilizasyonu ancak böyle mümkün olabilir.
- Söylediklerinizin duyulma şansı nedir?
Bugünlerde az. Daha çok anlaşmalara dayanan çözümlere öncelik veriliyor. Ama bununla birlikte olup bitenleri doğru değerlendirmek ve yanılmamak gerekiyor. Hiçbir ekonomist henüz doğru soruyu sorabilmiş değil: İyi giden bir reel ekonomiyi etkilemiş olsaydı, bu finans krizinin etkisi ne boyutta olurdu? Gelişmiş ülkeler yaklaşık 20 yıldır geçmişteki ekonomik büyümelerinin yarısına ulaşabilmek için çaba sarf ediyorlar. Vatandaşlarının dörtte biri fakir, işsiz veya geçici işlerde çalışıyor. Bu dayanıksızlık bir kangren gibi. Bu yüzden seçmenler önlerine gelene oy veriyorlar ve yöneticilerine en ufak bir güvenleri yok. Avrupa Anayasası’na ‘hayır’ denmesi yargılandı. Oysa bu hayır, Avrupa’yı reddetmek anlamına gelmiyordu. İstihdam piyasasının düzensizleşmesine verilmiş bir hayır cevabıydı bu.
- Çözüm nerede?
Gelirler çok daha adil bir şekilde paylaştırılmadan, ücretler ve karlar arasında çok daha iyi bir denge bulunmadan bu krizden çıkamayız. 1929 yılında kapitalizmin kurtarılmasına katkıda bulunan Henry Ford, “İşçilerime, arabalarımı alabilmeleri için para ödüyorum” demişti. Savaş sonrasında, kapitalizm yüksek ücret düşüncesi etrafında yeniden oluşturuldu. Bugün ücretler ve sosyal yardımların GSMH içindeki payı yaklaşık on puan azaldı. İşveren ellerini ovuştururken, işçi buna destek verebilmek için çok fakir. İşte bu yüzden bu kriz çok ciddi ve uzun sürebilir. Krizden çıkabilmek için öncelikle herkes tarafından paylaşılan bir tanı oluşturabilmek gerekli. Ama bundan oldukça uzak bir durumdayız. Mayıs ayında Avrupa Komisyonu Balkanı Jose Manuel Barroso’ya ve Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’ye açık mektup gönderdik. Jacques Delors, Helmut Schmidt, Lionel Jospin gibi sosyal demokratların ve Otto Graf Lambsdorff ve Jacques Santer gibi liberallerin imzaladığı mektubun başlığı “Bizi çılgın finans yönetmemeli” idi. Mektupta ortak bir tanı konabilmesi açısından önde gelen siyasiler, ekonomistler ve finans uzmanlarından oluşacak bir Avrupa kriz komitesi kurulmasını önerdik. Mektuba bir cevap alamadık.
- O tarihten bu yana borsa krizi yaşandı ve bazı önlemler alındı…
Yanlış bir başlangıcın ardından, Nicolas Sarkozy, krizin finans ve banka tarafını iyileştirmek amacıyla, zeki bir şekilde Avrupa ülkelerini harekete geçirmeyi başardı. Avrupa’nın iyi bir ekonomik yönetim sergilemesinde de ısrarlı oldu. Bunu onaylıyorum, fakat uzlaşmaya varabilmek için seneler gerekli. Ulusal hükümetlerin sistemi daha iyi düzenlemek için bazı ortak önlemlere yönelik anlaşma sağlamaları gerekiyor: Türev ürünlerin kullanımının sınırlandırılması, vergi cennetlerine karşı mücadele,emeklilik fonlarının işleyişini yeniden düzenlemek bunlardan bazıları. İşverenin, kısa vadeli karı düşünmenin yıkıcı olduğu yönünde ikna edilmesi gerekli. Çünkü bu hem üretimi tehdit ediyor, hem istihdamı olumsuz etkiliyor, hem de demokrasi açısından tehlike oluşturuyor.
- Liberalizmin sonu geldi mi?
Kesinlikle hayır. Tarihe bakıldığında, Adam Smith, Thomas Malthus, David Ricardo gibi liberallerin, töreci insanlar olduğunu, insani özgürlüğü toplum organizasyonuna dahil etmeyi amaçlayan sosyal görüşlere sahip olduklarını görüyoruz. Hiçbiri için özgürlük, ne olursa olsun yapmak anlamına gelmiyor. Her biri özgürlüğün kurallar ile yönlendirilmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyor. Mevcut kriz liberalizmi sorgulamıyor. Milton Friedman’ın savunduğu ultra-liberalizm için çanların çalmaya başladığını işaret ediyor.
Kaynak: Le Monde












