TBMM, Türk Hükümeti’ne PKK’ya karşı Kuzey Irak’a bir yıllığına askeri müdahale yetkisi veren tezkereyi kabul etti. Eğer Kuzey Irak’a karşı bu tür bir müdahale gerçekleşirse Komisyon’un tepkisi nasıl olacaktır?
Geleceğe yönelik potansiyel senaryolar hakkında spekülasyonda bulunmayacağım.
Komisyon, bütün terörist saldırıları her şart altında canice ve haksız bulmakta ve kınamaktadır. Bu saldırılar sonucunda hayatını kaybedenler için büyük üzüntü duyuyoruz.
Türkiye, AB’nin terörist organizasyonlar listesinde yer alan PKK tarafından devamlı şekilde saldırıya uğramaktadır. Komisyon, Türkiye’nin vatandaşlarını koruma ihtiyacını anlayışla karşılamaktadır.
Biz, ilgili makamlar arasında yürütülecek işbirliği ve uluslararası hukuka gösterilecek saygıyla Türkiye ve Irak’ı bu sorunun üstesinden gelmeye çağrıyoruz. Bu bağlamda son olarak Türkiye ve Irak arasında terörizme karşı sağlanan karşılıklı antlaşma, bir ilk adımdır.
Komisyon Türkiye ile ilgili İlerlerme Raporu’nu 6 Kasım’da yayınlayacak. Azınlıkların korunması, siyasi konularda silahlı kuvvetlerin etkisi dahil olmak üzere hala tartışılan ve çözüme ulaşmayan bir çok konunun büyük ihitimalle ilerleme raporunda yer alacağını biliyoruz. Bu yıl verilecek mesajın önceki yıllara göre nasıl bir fark göstereceğini bize söyleyebilir misiniz? Bu arada Komisyon’un gözünde önem kazanan diğer konular nelerdir?
Önümüzdeki Türkiye ilerleme raporu ile ilginizi anlayabiliyorum; fakat tabi ki şu anda hala üzerinde çalışılıyor ve Komisyon üyeleri tarafından üzerinde anlaşmaya varılmadığı sürece ilerleme raporu hakkında bir yorum yapamam. Yalnızca şunu söyleyebilirim önümüzdeki ilerleme raporu önceki yıllarda olduğu gibi adil ve objektif olacaktır.
Türkiye, bu yıl yeni cumhurbaşkanı ve meclisin seçilmesiyle birlikte anayasal krizin üstesinden gelmiştir. Yeni hükümet, demokrasiyi ve temel hakları ve özgürlükleri geliştirme ilkesi doğrultusunda AB katılım sürecini ve anayasal reform çalışmalarını gündemlerinini en üst sıralarına yerleştirmiştir. Reformlar herhangi bir geçikmeye neden olmadan tekrar uygulamaya konulmalıdır.
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi, son olarak Türkiye’nin katılım sürecinde gösterdiği ilerleme ile ilgili taslak raporu onayladı. Raporda ifade ve basın özgürlüğünün hükümetin “bir numaralı önceliği olması gerektiği” ifadesinin yanısıra yeni anayasanın insan haklarını koruması ve ifade özgürlüğünü garanti altına alması gerektiği de vurgulandı. Siz, bu görüşle aynı fikirde misiniz? Ya da Kıbrıs sorunu gibi diğer önceliklerin daha önemli olduğuna mı inanıyorsunuz?
Açık, demokratik ve kendine güvenen bir toplumun işleyişini kuvvetlendirmesi nedeniyle reformlar içinde en önemli ve birincil önceliğin ifade özgürlüğü alanında olası gerektiği görüşüne katılıyorum. Bu yüzden 301. Madde mutlaka yürürlükten kaldırılmalı veya revize edilmelidir.
Anayasa reformu hakkındaki tartışmaları yakından izliyoruz. İnsan haklarını geliştirme ihtiyacı yüzünden böyle bir düzenlemeye gidildiğini görüyoruz. Umarız ki Türkiye’de reformlar geniş tabanlı bir katılımla tartışılır ve mecliste büyük çoğunluğun desteğini kazanır. Önemli olan yeni anayasanın demokrasi ve özgürlükleri daha da geliştirmesidir.
Aylarca sürecek müzakereler sonunda karara bağlanacak yeni anayasa reformu, hükümetin dikkatini ifade özgürlüğü ve dini özgürlükler gibi acil olarak müdahale edilemesi gereken konulardan uzaklaştırmamalıdır.
Temel haklar ve uluslararası alanda yerine getirilmesi gereken zorunluluklar birbirinden farklı konular değildir. Her ikisi de yerine getirilmesi gereken öncelikler arasındadır. Kıbrıs ile ilgli olarak Türkiye'nin Ankara Protokolü'nün uygulanmasıyla ilgili olarak herkesin çok iyi bidiği bir takım zorunlulukları vardır. Biz, Türkiye’yi bu mükellefiyetleri yerine getirmeye davet ediyoruz; bunu da ne kadar erken bir sürede yaparsa, o kadar iyi olacaktır.
Yakın bir zamanda Amerika Temsilciler Meclisi Ermeni tasarını oylamaya sunacak. Ermeni sorunu Komisyon tarafından yeni bir politik kriter olarak üyelik sürecinde Türkiye’nin önüne sürülebilir mi?
Böylesine zor ve hasas bir konuda benim mesajım, açık yürekli ve samimi bir şekilde Türkiye ve Ermenistan arasında bir diyalog başlatılmasıdır. Tarihe, gerçeğe ve 1915’deki trajik olaylarda hayatını kaybeden insanlara derin bir saygı duyuyorum. Bu konu, tarihçiler tarafından açık bir diyalogla ciddi bir akademik araştırmaya dayanacak şekilde incelenmelidir. Sadece bu yolla bir daha bozulmamak üzere bir uzlaşıya varılabilir. Bu konu, AB'ye katılımı bağlamında Türkiye’nin önüne bir koşul olarak getirilmiş değildir.
Avrupa kamuoyu, Türkiye’nin üyeliğine geniş ölçüde şüpheyle yaklaşıyor. Genişleme kararları kamuoyunun rızası olmadan alınabilir mi? Veya gelecekteki genişleme ile ilgili kararlar, Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin de önerdiği gibi “akil adamlar komitesine” bırakılabilir mi?
Genişleme ile ilgili kararlar, her zaman AB üye ülkeleri tarafından oy birliği ile alınır. Aynı sistem Türkiye içinde geçerlidir. AB’nin Türkiye’ye yaklaşımı, son dönemdeki AB Konsey toplantılarında açık bir şekilde teyit edilmiştir.
AB vatandaşlarının desteği, genişleme de dahil olmak üzere Avrupa politikiları için kilit önemdedir. Bu yüzden kamuoyunda bilgi düzeyi yüksek bir tartışma ortamı yaratmak için iletişim, genişleme politikamızın köşe taşlarından biridir.
Türkiye’nin katılımı, bugün gerçekleşecek otomatik bir süreç değildir. Türkiye’yi de dönüştürecek uzun ve kimi zaman zor bir süreç olacaktır. Türkiye, üyelik şartlarını yerine getirdiğinde ve Avrupa ilkeleri ve kanunlarıyla uyum sağladığında AB’ye katılacaktır. AB vatandaşlarının destekleri hakkında karar verecekleri zaman karşılarında böyle bir Türkiye olacaktır.
Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin önerisi hakkında ise eminim ki kadın veya erkelerden oluşun herhangi bir grup, genişlemeyi bir problemden çok; AB’nin ileride karşılaşacağı sorunlar için üretilecek çözümlerin en hayati parçası olarak görecektir.
Enerji güvenliğini, iklim değişikliğini, sınır ötesi suçları, yaşlanan nüfusları ve bunu takip eden iş gücü kıtlığını, ekonomik rekabet gücünü ve yeni yükselişe geçen ekonomik güçleri, gözünüzün önüne getirin. Aşamalı ve iyi bir yönetim neticesinde AB’ye katılan Türkiye ve Balkanların, bütün bu alanlarda birliğin önüne çıkacak zorluklarla etkin bir şekilde mücadele etmesine yardım edecektir. 











