Logo EurActiv.com.tr

Zeynep Göğüş, 3. Ulusal Program Taslağı'nı değerlendirdi

Zeynep Göğüş

27.08.2008
Euractiv Türkiye’nin kurucusu gazeteci yazar Zeynep Göğüş, Türkiye’nin yolsuzlukla mücadeledeki başarısının, iç ve dış politikada Türkiye’ye olan güveni artıracağı görüşünde. Göğüş, ülkedeki tüm kurumların hesap verebilir bir konuma gelmesinin ancak yolsuzluktan arındırılmış bir ortam yaratılmasıyla mümkün olabileceğini belirtti. Euractiv Türkiye, 3. Ulusal Program taslağının yayınlanmasının ardından Göğüş’ün Today’s Zaman’dan Yonca Poyraz Doğan’a verdiği mülakatın geniş bir özet çevirisini yayınlıyor:

"Tek tek ağaçlara bakmaktansa tüm ormanı görmeliyiz."

AB üyeliğinin bir aşaması olarak açıklanan 3. Ulusal Program Taslağı’nı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’nin bu aşamaya gelmesi dahi takdir edilmesi gereken büyük bir adım. Bu metin siyasi kriterlerden, finansal konulara kadar birçok hususu içeren önemli bir belge. Görüş alınması için Bakanlıklara ve gerekli kuruluşlara gönderildiği bu aşamada herkes görüş ve taleplerini dile getirmeli. Bu tarz dokümanlarda, genellikle belirli konulara odaklanıp, geri kalanını göz ardı etme eğiliminde oluyoruz. Tek tek ağaçlara bakmaktansa, tüm ormanı görmeyi çalışmalıyız.

Bunu söylerken, Türkiye’deki asker- sivil ilişkilerini mi kastediyorsunuz?

Bu elbette önemli bir konu. Ancak buna odaklanıp, planlanan diğer reformları göz ardı edersek, önemli bir çok konuyu kaçırabiliriz. Türkiye’deki asker- sivil ilişkileri açısından reformlar zaten başladı.2004 yılında yayımlanan bir önceki Ulusal Program’da Milli Güvenlik Kurulu’nun tek başlı askeri kanattan oluşan yapısı değiştirildi ve Kurul’a sivil üyeler atandı. Bu Ulusal Program’da farklı olan konu ise, askeri harcamaların denetlenebilecek olması.

 "Türkiye’yi en çok yolsuzluk yaralıyor."

 Ulusal programa ilk baktığınızda , ilk olarak gözünüze yolsuzlukla mücadeleye ilişkin başlık takıldı. Bunun nedeni nedir?

Bu Türkiye’yi en çok zedeleyen alan. Her ne kadar genelde Türkiye’nin AB üyeliğine, insan hakları, siyasi haklar, ifade özgürlüğü gibi konuların engel olduğu düşünsek de , Türkiye’nin imajının AB nezdinde geri kalmasının nedeni rüşvet ve yolsuzluktur. Yolsuzluk sorunu, Türkiye’nin kendine olan güvenini de sarsmakta.

Yolsuzlukla mücadele konusunda biraz daha ayrıntı verebilir misiniz, hükümetin 3. uyum paketinde konuyla ilgili bölümler var mı?

Taslakta kamu yönetimi için denetim mekanizması öneriliyor. Bunu yolsuzlukla mücadelede bir önlem olarak algılayabiliriz. Sivil ya da askeri fark etmez, ihtiyacımız olan kamu yönetiminin her aşamasında artan oranda saydamlık. Programda ayrıca askeri harcamaların denetlenmesi amacıyla Anayasa’da ve Sayıştay Hukuku’nda bir takım değişiklikler öngörülüyor.

"Avrupa Birliği üyeliğinin en başta bir “zihinsel devrim”e ihtiyacı var."

Türkiye’deki belirli kuruluşların düzenlenmesi amacıyla örnek alabileceğimiz Avrupa Birliği ülkeleri var mı? Örneğin, Türkiye’nin asker-sivil ilişkileri konusunda örnek alabileceği bir AB örneği var mı?

Türkiye’yi başka bir AB üyesi ülkeyle kıyaslamak doğru değil. Avrupa Sosyal Modeli dediğimiz kavram dahi, ülkeden ülkeye değişim gösteriyor. Sivil-asker ilişkilerinin yapısını değiştirdiğinizde, Türkiye’de AB üyesi ülkelere kıyasla farklı sonuçlara ulaşırsınız. Ayrıca, toplumdaki psikolojik ve davranışsal faktörlerin de etkisi yadsınmamalı. Birçok yasal düzenleme yapabilir, hatta Anayasa’yı dahi değiştirebilirsiniz.. Ancak, toplum belirli bir olgunluk seviyesine ulaşmaz ve gelişmeleri bir mantık çerçevesine oturtamazsa, reformların sonuçlarını göremezsiniz. Bu sebeple , Avrupa Birliği üyeliğinin en başta bir “zihinsel devrim”e ihtiyacı olduğu fikri doğru. Bu zihniyet oluşmadan, ulusal programın kabulu ve uygulanmasında bir takım problemlerle karşılacağımızı düşünüyorum.

Ne gibi problemleri kastediyorsunuz? Muhalefet nasıl tepki verecektir?

Türkiye’de muhalefete ilişkin ciddi bir sorumuz var. Problem, hem seçim sisteminden hem de Türk solunun birleşememesinden kaynaklanıyor. Türkiye, kentleşme konusunda, politikacıları yakından etkileyen bir değişim süreci içinde. Bu değişim, hangi siyasi partinin seçimlerde daha başarılı olacağını belirliyor. Mecliste, muhalafet partisi konumunda olan CHP’ye baktığımızda, AB’ye üyelik konusunda tereddütlü bir tavır takındığını görüyoruz..Halbuki, Avrupa sosyal modeline baktığımızda,  dünyaya daha açık olan ve AB üyeliği konusunda bayrağı taşıyanlar sosyal demokratlar olmuştur.  Avrupalı sosyal demokratlar CHP’nin tutumu sebebiyle, Türkiye’de kendilerine yandaş bulamadıklarından, Türkiye’nin AB ilişkileri  yara almaktadır.

"Yargıya güven artırılmalı."

Yargı konusundaki reformlar hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Yargı alanındaki tüm politik değişiklikleri bir kenarı bırakıp,  mahkemelerin davaları daha hızlı ve kısa sürede çözmelerini sağlamalıyız. Vatandaşların yargı sistemine güveni geliştirilmeli.

Sizce halkın yargı sistemine olan güvenini yıkan, Anayasa Mahkemesi’nin aldığı politik kararlar olabilir mi, örneğin Cumhurbaşkanı seçimi için 367 milletvekilinin olumlu oyu veyahut türbanı serbest bırakan yasanın reddi gibi?

Her demokraside olduğu gibi, halkın bir kısmı bu tarz kararlar nedeniyle yargı sistemine olan inancını yitirir, kimisi yitirmez. İlke, güçler ayrılığı olmalıdır.  Türkiye’de bu göz önüne alınmadığında, sorunlar görülüyor.

Sizce Türkler AB konusuna neden bu kadar şüpheyle yaklaşıyor?

Biz hala kapalı bir toplumuz, buna karşın yanlış bilgilendirilmeye de bir o kadar açığız. İnternette dolaşan her şeye inanıyoruz.. İnanmadan, bir fikri savunmadan önce araştırmayı,  incelemeyi teşvik eden bir kültürümüz yok. Neyse ki, yeni eğitim sistemiyle, düşünmeden ezberlemeye dayalı eski yöntemi geride bıraktık. Bu sebeple, gelecek neslin daha farklı ve donanımlı olacağı fikrindeyim.

Reform paketinde başka bölümler de var, örneğin çevre..

Programın en yoğun bölümünün bu olduğunu görüyoruz. 80 sayfalık bir bölüm çevreye ait. Bu da demek ki, önümüzdeki günlerde çevre konuları giderek daha çok gündemde olacak. Bu alanda daha fazla yatırım ve istihdam fırsatları göreceğiz.

Ulusal Program’da kadın sorunlarına ayrılan bölüm çoğunlukla kadına şiddet konusuna değiniyor, ve bir de kadınların işgücüne katılımının artırılması için daha çok mikro önlem alınmasına. Sizce yeterli mi?

Hayır, değil. Kadınların siyasi haklarına geldiğimizde geride kalıyoruz. Ayrıca kadının işgücüne katılımı konusunda da büyük sorunlarımız var. AB çapında kadınların işgücüne katılımı %60’a yakın ki; bu 2010 Lizbon Stratejisinde kadın erkek eşitliği için belirlenen oran. Fakat, Türkiye’de kadının birinci rolü hala evhanımlığı olarak görülüyor.

Son olarak söylecekleriniz…

Türkiye’deki her kurum- bankalar, şirketler, sivil toplum örgütleri vs.- AB’yle uyum konusunda Türkiye’de neler yapıldığını dikkatle izlemeli. Bu hem kendileri hem de halk için yararlı olacaktır. AB süreci zaman zaman yavaşlayabilir ama her zaman var olacaktır.

 

© EurActiv 2007-2009. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM