Logo EurActiv.com.tr

EU JOBS

more offers »

AB-Türkiye İlişkileri

Bookmark and Share

3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da bir araya gelen AB Dışişleri Bakanları, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlama kararı aldı. 12 Haziran 2006 tarihinde ise tarama süreci tamamlanan ilk fasıl olan “Bilim ve Araştırma” konusunda fiili müzakereler başladı. Bununla beraber Türkiye’nin AB’ye katılım yolunda; başta liman ve havaalanlarını Kıbrıs Rum Kesimi’ne açıp, açmayacağı olmak üzere, ifade özgürlüğü ve Kürt kökenli Türk vatandaşlarının hakları gibi konular aşması gereken engeller arasında yer alıyor.

3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da bir araya gelen AB Dışişleri Bakanları, Türkiye ile tam üyelik  müzakerelerini başlama kararı aldı. 12 Haziran 2006 tarihinde ise tarama süreci tamamlanan ilk fasıl olan  “Bilim ve Araştırma” konusunda fiili müzakereler başladı. Bununla beraber Türkiye’nin AB’ye katılım yolunda; başta liman ve havaalanlarını Kıbrıs  Rum Kesimi’ne açıp, açmayacağı olmak üzere, ifade özgürlüğü ve Kürt kökenli Türk vatandaşlarının hakları gibi konular aşması gereken engeller arasında yer alıyor.

 Son gelişmeler ve atılacak adımlar: 

  • 29 Kasım 2006 tarihinde Avrupa Birliği Komisyonu, Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedilememesini gerekçe göstererek üyelik müzakerelerini kısmen askıya aldı.
  • 11 Aralık 2006’da gerçekleştirilen Dışişleri Bakanları Konsey Toplantısı’nda AB Komisyonu’nun önerisi doğrultusunda AB müktesebatı’nın 35 başlığından 8’i hakkında yürütülecek müzakereler askıya alındı.
  • 1 Ocak 2007 tarihinde AB Dönem Başkanlığı’nı devralan Almanya’nın AB’nin geleceği ile ilgili tartışmalara hız vermesi bekleniyor.
  • Türkiye ile yürütülen müzakere sürecinin “ucu-açık” olduğu belirtilerek; müzakerelerin en az 10-15 yıl sürebileceği vurgulanıyor.

 Arka Plan:

 1923 yılında kurulan Laik ve Modern Türkiye, Batı ile sıkı ilişkiler içindedir. Türkiye, Birleşmiş Milletler kurucu üyesi olmasının yanı sıra NATO (1952), Avrupa Konseyi (1949) ve OECD’nin (1961) üyesi, Batı Avrupa Birliği’nin (1992) ise ortak üyesidir. Ankara, 1959 yılından itibaren daha sonra Avrupa Birliği’ne dönüşecek Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile ortak ilişkiler kurmaya başladı.  O tarihten bu yana da Türkiye’nin üyelik konusu, yoğun tartışmalara sahne olmaktadır.

 Kronoloji: 

  • Şubat 1952: Türkiye,  NATO’ya üye oldu.
  • Eylül 1959: Ankara, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) ortaklık  başvurusunda bulundu.
  • Eylül 1963: Türkiye’yi Gümrük Birliği (1996) ve Avrupa Ekonomik Topluluğu tam üyeliği’ne  götürecek olan Ankara Anlaşması (Ortaklık Antlaşması)  ile birlikte  I. Mali Protokol de imzalandı.  
  • Kasım 1970: Katma Protokol ve II. Mali Protokol Brüksel’de imzalandı.
  • Ocak 1973: Ek Protokol yürürlüğe girdi. Protokol kapsamlı olarak Gümrük Birliği’nin nasıl kurulacağını açıklıyordu
  • Temmuz 1974: Türkiye Kıbrıs’a müdahale etti.
  • Eylül 1980: 12 Eylül askeri darbesinin ardından Türkiye ve AET arasındaki ilişkiler donduruldu.
  • Haziran 1980: Ortaklık Konseyi, tarım ürünlerinin tamamına yakın bir kısmında Türkiye’ye uygulanan gümrük vergilerinin 1987 yılına kadar sıfıra indirilmesini kararlaştırdı.
  • Eylül 1986: Türkiye-AET Ortaklık Konseyi, ortaklık görüşmelerini yeniden canlandırma  kararı aldı.
  • 14 Nisan 1987: Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’na tam üyelik için başvurdu.
  • Aralık 1989: Komisyon, Türkiye’nin üyeliğe uygun olduğunu onaylamasına rağmen topluluğun kendi iç pazarını tamamlama sürecinden (1992) önce yeni bir üyeyi kabul edemeyeceğini açıkladı.
  • Mart 1995: Türkiye-AB Ortaklık Konseyi, Gümrük Birliği konusunda anlaşmaya vardı. Antlaşma 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girdi.
  • Aralık 1997: Lüksemburg Zirvesi’nde AB liderleri Türkiye’nin adaylık statüsünü tanımadı.
  • Aralık 1999: Helsinki’de toplanan Avrupa Birliği Konseyi, Türkiye’nin adaylık statüsünü tanıdı.
  • Mart 2001: AB Bakanlar Konseyi,  AB-Türkiye Katılım Ortaklığı Belgesi’ni onayladı.
  • Mart 2001: Katılım   Ortaklığı  Belgesi’nde   yer alan   önceliklerin   hayata   geçirilmesine yönelik program ve  takvimi içeren Ulusal Program Bakanlar Kurulu tarafından onaylandı.
  • Ağustos 2002: TBMM, AB’nin insan hakları konusundaki kriterleri karşılayabilmek için 3. Uyum Paketi kapsamındaki yasa değişikliklerini onayladı.
  • 13 Aralık 2002: Avrupa Konseyi Kopenhag Zirvesi’nin Sonuç Bildirgesi’nde Komisyon ilerleme raporu ve tavsiyesi doğrultusunda Aralık 2004’te yapılacak Avrupa Konseyi Toplantısı’ndan Türkiye’nin siyasi kriterleri karşıladığı kararı çıkması halinde müzakerelerin başlatılacağı belirtildi. Ayrıca Zirve’de AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliğinin genişletileceği ve derinleştirileceği, Türkiye’ye yönelik katılım öncesi mali yardımın artırılacağı da vurgulandı.
  • Mayıs 2003: AB Bakanlar Konseyi, Türkiye Katılım Ortaklığı Belgesi’nin prensipleri, öncelikleri, orta vadeli hedefleri ve şartları hakkında karara vardı.
  • Ocak 2004: Türkiye, şartlar ne olursa olsun idam cezası uygulamayacağı konusundaki  protokolü imzaladı.
  • Ekim 2004: Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye hakkında katılım  müzakerelerine başlamasını öneren ilerleme raporunu açıkladı.
  • 17 Aralık 2004: Avrupa Birliği Konseyi, 3 Ekim 2005 tarihinde Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararı aldı.   
  • 23 Mayıs 2005: Türkiye’nin Baş Müzakerecisi Devlet Bakanı Ali Babacan oldu.
  •  1 Haziran 2005: AB Müktesebatı’na uyum sürecinde yeni bir adım daha atılarak  Yeni Türk Ceza Yasası yürürlüğe kondu.  
  • 17 Haziran 2005: Avrupa Birliği Konseyi, zirve sonuç bildirgesinde, AB’nin genişleme sürecini kararlı bir şekilde devam ettireceğini vurguladı.
  • 29 Haziran 2005: Avrupa Birliği Komisyonu “Türkiye için Katılım Müzakereleri Çerçevesi Taslağı” Belgesi’ni Ankara’ya sundu. Taslak’ta, müzakereleri düzenleyen genel ilkeler, müzakerelerin içeriği, müzakere prosedürleri ve müzakere başlıklarına ilişkin liste yer aldı.
  • 29 Temmuz 2005: Türkiye, Ankara Anlaşması’nı genişleten Ek Protokolü imzaladı. Protokol, Gümrük Birliği’ni Kıbrıs Rum Kesimi ile birlikte Avrupa Birliği’ne katılan 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde genişletti. Ankara, Ek Protokol imzalamasının ardından imzanın, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıdığı anlamına gelmeyeceği yönünde bir de deklarasyon  yayınladı.
  • 21 Eylül 2005: Avrupa Birliği, Ankara’nın 29 Temmuz Deklarasyonu’na karşı kendi deklarasyonunu yayınladı. Deklarasyon’da Ada’da tek bir yasal hükümetin var olduğunu, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni müzakere sürecinde tanıması, liman ve havaalanlarını Rumlara açması gerektiğini vurgulandı.
  • 3 Ekim 2005: Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki katılım öncesi müzakere süreci sembolik olarak başladı.
  • 23 Ocak 2006: Avrupa Birliği Konseyi, Türkiye ile yapılan Katılım Ortaklığı’nda  belirtilen öncelikleri, ilkeleri ve şartları kabul etti.
  • 16 Mart 2006: Avrupa Parlamentosu, Elmar Brok’un hazırladığı Komisyon’un Genişleme Strateji Raporu’nu onayladı. Rapor, henüz üyelik perspektifi verilmeyen ülkelere tam üyelikle Avrupa komşuluk politikası arasında bir formül sunulmasını öneriyor.
  • 12 Nisan 2006: Avrupa Kültür Başkenti Seçici Kurulu, 2010 yılı Kültür Başkenti için İstanbul’u önerdi.
  • 12 Haziran 2006: Lüksemburg’da düzenlenen Hükümetlerarası Konferans’ta; Türkiye ile AB arasındaki müzakereler fiili olarak başladı. Müzakere Çerçeve Belgesi’nde belirtilen 35 fasıldan biri olan ve tarama süreci tamamlanan “Bilim ve Araştırma” müzakereye açılan ilk fasıl oldu. Aynı fasıl yine Lüksemburg’ta anlaşmaya varılarak kapandı.
  • 12/27 Temmuz 2006: Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink'e “Türklüğü tahkir ve tezyif” suçundan verilen altı ay hapis cezasını onaylaması, Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki ifade özgürlüğü hakkındaki endişelerini arttırdı.
  • 31 Temmuz 2006: AB karşı gösterdiği sert tutumla tanınan Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay Başkanı oldu.
  • 4 Eylül 2006: Avrupa Parlamentosu, Türkiye’nin AB üyeliğine hazırlık sürecinde gösterdiği gelişmeler hakkındaki raporu oyladı. Raporda, Türkiye’nin ifade özgürlüğü, azınlık hakları, kadına karşı şiddet ve yolsuzluk konularında yeterli ilerleme kaydedemediği belirtildi.
  • 8 Kasım 2006: Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye’nin katılım sürecinde gösterdiği ilerlemeler hakkında kritik bir rapor yayınladı. 

 Konu Başlıkları:

Avrupa Birliği Konseyi, 17 Aralık 2004 tarihli kararında Türkiye’nin birçok alanda gösterdiği yasal gelişmeleri kayda değer bulduğunu ifade ederek, bundan sonra gerçekleştirilecek gelişmelerin daha sistemli olması ve daha geniş bir alanı kapsaması gerektiğini belirtti. Karar metninde ayrıca, Türkiye’nin ekonomik istikrar ve adli sistemin bağımsızlığı ve etkinliği yönünde gösterdiği gelişmelere ek olarak; ülkenin hem uluslararası boyutta hem de Avrupa çapında insan haklarıyla beraber temel hak ve hürriyetlerle ilgili birçok sözleşme şartını yerine getirdiğini vurgulandı.

Bunların da ötesinde Türkiye, AB’den üyelik müzakerelerine başlamak için kesin bir tarih (3 Ekim 2005) aldı. Aslında Kopenhag Zirvesi’nde Türkiye’nin reform sürecinde gösterdiği yeterli gelişmeler göz önüne alındığında müzakerelerin bir an önce başlaması yönünde verilen vaatler, Ankara’da müzakerelerin daha da erken başlayabileceği umudunu doğurmuştu.

Avrupa Birliği Konseyi’nin kararı doğrultusunda AB Komisyonu’nun hazırladığı  Müzakere Çerçeve Belgesi, 29 Haziran’da yayınladı. AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn tarafından “sıkı kurallarla düzenlenmiş” olduğu belirtilen Müzakere Çerçeve Belgesi,aşağıda belirtilen  maddeler üzerinde yoğunlaşmaktadır:

  • Müzakerelerin ana amacı, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımıdır. Bu müzakereler, sonucu önceden garanti edilemeyen açık uçlu bir süreçtir
  • Eğer Türkiye, müzakerelerin sonunda üyelik için gerekli olan  Kopenhag Kriterlerini yerine getiremezse; Türkiye’nin mümkün olan en güçlü bağlarla Avrupa yapılarına tam olarak demirlenmesi sağlanmalıdır.
  • Katılım müzakereleri, Türkiye ve AB’ye üye ülkelerin katılacağı hükümetlerarası konferans çerçevesinde yürütülecektir. Müzakereler, 35 fasıl üzerinden gerçekleştirilecek ve kararlar oybirliği ile alınacaktır.
  • Avrupa Birliği, her fasıl için hazırladığı önerilere uzun geçiş dönemleri, derogasyonlar, özgün düzenlemeler ve daimi koruma tedbirleri (yani korunma tedbirlerine temel teşkil etmek üzere daimi olarak elde tutulan hükümler) eklemeyi düşünebilir.
  •  Türkiye’nin katılımı önemli malî sonuçlar getirebileceğinden, müzakereler ancak 2014 sonrası dönemin Malî Çerçevesinin oluşturulmasından sonra ve buna bağlı olarak gerçekleştirilebilecek malî reformlardan sonra sonuçlandırılabilir.
  • Birliğin temelini oluşturan, özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye’de ciddi ve devamlı bir biçimde ihlal edilmesi halinde, Komisyon, kendi inisiyatifi veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye edecek ve ileriki bir dönemde tekrar başlatılması için şartlar önerecektir. Konsey, böyle bir tavsiye üzerine, Türkiye’yi dinledikten sonra, müzakerelerin askıya alınıp alınmayacağını ve tekrar başlatılmasına ilişkin şartları nitelikli çoğunlukla kararlaştıracaktır. Üye Devletler Hükümetlerarası Konferans’ta, oybirliği genel kuralına halel getirmeksizin, Konsey kararına uygun hareket edeceklerdir. Avrupa Parlamentosu bilgilendirilecektir.
  • Avrupa Birliği’nin Aralık 2004 zirvesinde üzerinde uzlaşıya varılan bir formülle; Türkiye, 3 Ekim 2005’ten önce Ankara Anlaşması’nı AB’ye katılan ve aralarında Kıbrıs Rum Kesimi’nin de bulunduğu  10 yeni üye ülkeyi kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokolü imzalamak zorunda kaldı (29 Temmuz 2005). Ama Ek Protokol’ün imzalanması örtülü olarak Türkiye’nin Ada’nın bölündüğü 1974 yılından bu yana Kıbrıs Rum Kesimi’ni ilk kez tanıdığı anlamına taşıyacaktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamada TBMM’nin Ek Protokol’ü onaylayacağı Ekim 2005 tarihinden önce  Ankara’nın böyle bir yükümlülüğü bulunmadığını vurguladı. Zaten Ankara, Ek Protokol imzalamasının hemen ardından imzanın, protokolde yer alan Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıdığı anlamına gelmeyeceği yönünde bir de deklarasyon  yayınladı.

Türkiye ile yürütülen katılım müzakereleri sürecince Avrupa çapındaki tartışmalar, nüfus yapısı, coğrafya ve politika konularında yoğunlaşacak gibi görünmektedir. Başlıca tartışma konusu ise Türkiye’nin AB’ye ne zaman üye olacağı kesin olmamakla birlikte; üyeliği gerçekleştiği zaman AB içinde  en fazla nüfusa sahip ülke olacağıdır. Türkiye’nin şu anki nüfusu 71 milyon kişidir. Uzmanlar bu sayının önümüzdeki 20 yıl içinde 80-85 milyon kişi civarında olacağını öngörmektedirler. AB içinde ise nüfus bakımından Türkiye’den fazla nüfusa sahip tek ülke ise Almanya. Almanya’nın şu anki nüfusu 83 milyon kişi; ama 2020 yılı itibarıyla bu sayının 80 milyon kişiye düşeceği öngörülmektedir.

Bir başka sav ise Avrupa Kıta coğrafyasının  nerede bittiği sorusu ve Türkiye’nin bu coğrafya içinde yer alıp almadığıdır. Bu sav üzerinde yoğunlaşan tartışmalar, özellikle Roma Antlaşması’ndan  (1957)  bu yana kabul gören ortak değerlere sahip Avrupa ülkeleri birliği anlayışından kaynaklanan felsefi ve entelektüel önyargılar çerçevesinde değerlendirilmektedir.  

En hassas tartışmalar ise din ve kültür farklılıkları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Avrupa Birliği kendisini çeşitliliğe saygılı, farklı kültür ve dinlerden oluşan bir mozaik olarak tanımladığından beri Türkiye’nin üyeliğini destekleyenler din ve kültür farklılığı üzerinde yoğunlaşan tartışmaların önemini yitireceğine inanmakta ve bu inancın ön şartı olarak da hem AB’nin hem de Türkiye’nin aynı vizyon çerçevesinde birleşmesi gerektiğini vurgulamaktadırlar. 

AB üye ülkeleri, Türkiye’nin İnsan hakları sicili ile küresel ve bölgesel güvenlikle ilintili sorunları üzerinde özellikle durduğunu belirtmiştir. Bu sorunlar ayrıca Türkiye’nin üyeliğe başvuru sürecini uzatan belli başlı konular arasında da gelmektedir.

Kıbrıs’ın şu anki durumu da, AB yolunda Türkiye’nin karşısına bir diğer engel olarak çıkmakta. Aralık 2004’te Avrupa Birliği’nin Türkiye ile katılım müzakerelerini başlatma kararı tarafların (AB-Türkiye) üstünde uzlaştığı bir formülü de içeriyordu. Bu formüle göre Türkiye ile katılım müzakerelerinin resmen başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihinden önce Kıbrıs sorunu taraflarının bir çözüm üretmesi öngörülüyordu. Önerilen formül ve tarihe rağmen Kıbrıs sorunu halen masada çözümsüz bir şekilde durmakta. Kıbrıs ayrıca, şu anki durumuyla Türkiye’nin müzakere sürecini etkileyebilecek en önemli faktörlerden de bir tanesi. Kıbrıs Rum Kesimi, Türkiye’den resmen tanıma talep ederken; Türk liman ve havaalanlarına da giriş izni istemekte. Buna karşılık olarak Türkiye, 2004 Ada’da oylanan Annan Planı’nı reddeden tarafın Kıbrıs Rum Kesimi olduğunu hatırlatarak; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan izolasyonların kaldırılmasını önermekte.

2005 yılında AB Anayasası için yapılan referandumda Anayasa’ya hayır çıkması (özellikle Fransa ve Hollanda’da) Türkiye’nin AB hedefi biraz daha zorlaştıran etmenler arasında yer aldı. Referandumun ardından yapılan anket ve araştırmalar, AB Anayasası’na “Hayır” oyu çıkmasının genel olarak genişleme, özel olarak da Türkiye ile bir ilgisinin olduğunu kanıtlamakta yetersiz kalmasına rağmen bu iki neden Anayasa’nın reddedilmesinde ki ana faktörler olarak kabul gördü. Özellikle 2005 yazı Türkiye’nin Avrupa hedefi hakkında şüphelerin arttığı bir dönem olarak karşımıza çıktı.

Türkiye, ifade özgürlüğü alanında gelişme sağlamak zorunda. AB, özellikle Ceza Yasası ve Türklük, Cumhuriyet ve Devletin temelleri ve kurumlarına hakaretle ilgili olan 301. Madde ile ilgili reformların bir an önce yapıldığını görmek istiyor.

Yaklaşan Genel Seçimler ve AB’ye verilen yerel desteğin azalmaya yüz tutmasıyla birlikte Türkiye’de sorunların çözülmesi de giderek zorlaşmakta. Türk Halkı, müzakere sürecinden git gide yorulmaya başladı. 2005 baharında yapılan “Eurobarometer” anketine göre Türk Halkı’nın %44’ü AB üyeliği’nin iyi bir şey olduğunu söylerken; %66  bir kesim bu fikre karşı çıktı. Amerika’da bulunan German Marshall Fonu’nun Temmuz 2005’te (The German Marshall Fund of United States, Türkiye’de de bir şubesi bulunmakta) yaptığı bir başka araştırma da Eurbarometer anketini destekler nitelikteydi. Türk Halkı’nın bu eğilimi ise yaklaşan Genel Seçimler yüzünden Türk Siyasileri tarafından seçim politikası olarak kullanılmakta. Bu eğilimi körükleyen sebeplerin başında Papa 16. Benedict’in 15 Eylül 2006’da İslam’a karşı yaptığı eleştiri gelmekte.  

Taraflar:

Almanya: 1 Ocak 2007 tarihinde AB Dönem Başkanlığı’nı devralan Almanya, Türkiye’nin AB üyeliği yolunda kritik bir önem arz etmekte. Almanya Şansölyesi ve Hıristiyan Demokrat Lider Angela Merkel, müzakere sürecini tek yönlü bir yola benzeterek Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni mutlaka yerine getirmesini vurguladı. Ayrıca Merkel yönetimindeki Hıristiyan Demokrat Parti ise Türkiye’nin üyeliğini reddederek, “imtiyazlı ortaklık” önerisinde bulundu. Almanya halen Türkiye’nin AB içindeki en önemli ekonomik ve ticari ortağı. Geçen on yıl içinde iki katına çıkan karşılıklı ticaret hacmi, yıllık 14 trilyon Euro’yu buluyor. Türkiye, ihracatının %14’ünü Almanya ile gerçekleştirirken; Almanya’da ihracatının %17’sini Türkiye ile gerçekleştirmekte. Türkiye’de 1100’ün üzerinde Alman şirketi faaliyet gösterirken; her yıl 3 milyon’dan fazla Alman turist de Türkiye’yi ziyaret etmekte. Buna karşılık olarak 2,5 milyon Türk de Almanya’da yaşamakta ve bunların 600 bini ise Alman Vatandaşlığı’na geçmiş durumda.

İngiltere: AB’nin genişleme sürecine yürekten bağlı olan İngiltere ise her ne kadar genişlemeyi bir öncelik olarak kabul etse de AB Anayasası’nın reddedilmesi ve AB politik çevrelerindeki anlayış değişikliği, Londra’nın genişleme sürecine daha fazla hız kazandıramayacağının bir göstergesi olarak algılanmakta. İngiltere, ayrıca Türkiye’nin en önemli ticari ortaklarından biri. Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülkeler arasında üçüncü. sırada olan İngiltere, Türkiye’nin en fazla mal ithal ettiği ülkeler sıralamasında da altıncı. 2002’de açıklanan rakamlara göre karşılıklı toplam ticaret hacmi, 3,7 milyar Pound.

Fransa: Avusturya ile birlikte Türkiye’nin AB’ye katılımı için ülkelerinde referandum düzenlemeyi planlayan Fransa, her geçen gün Türkiye’nin üyeliği hakkında daha da şüpheci bir hal almakta. Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Ankara’nın hedeflerine ılımlı yaklaşırken; AB Anayasa’nı “Hayır” diyen Fransız Halkı daha ön plana çıkmakta. Haziran 2005’te AB Genişleme politikalarının yeniden gözden geçirilmesini öneren Chirac, bu amaçla düzenlenecek ve yeni yöntemin tartışılaşacağı bir zirve önerisinde bulundu. 2007 ‘de Fransa’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nin en güçlü adaylarından biri olan Nicolas Sarkozy ise Türkiye’nin AB üyeliğine karşı. Sarkozy, AB’nin sadece bir fikir olmadığını aynı zamanda da bir coğrafya bütünlüğü olduğunu savunarak; Türkiye’nin bu birlikte yeri olmadığını vurgulamakta. Buna ek olarak Sarkozy, AB’nin Türkiye ile yürütülen müzakere sürecinin askıya alınarak; tam üyelik yerine “imtiyazlı ortaklık” ilişkisine doğru çalışmaların yoğunlaşmasını talep etmekte. 1998’de Türkiye ve Fransa arasında bir aksiyon planı imzalandı. Plan, Türkiye ve Fransa ilişkilerine yeni bir stratejik yaklaşım öngörüyordu. Fransız Şirketler sayı bakımından Türkiye’de yatırım yapan şirketler listesinde en üst sırada olmasına rağmen yatırım hacmi bakımından Fransa hala beşinci sırada bulunmakta. 2002’de Türkiye, Fransa’ya 2,12 milyar dolar değerinde mal ihraç ederken, Fransa ise Türkiye’ye toplam 1,76 milyar dolar değerinde mal ihraç etti. Ayrıca Fransa, Turizm bakımından Türkiye’nin en büyük dördüncü gelir kaynağı. Bu arada Fransa’da AB’ye yeni üye olan 12 ülkeyi kabul etmekte gösterilen isteksizliğe karşı aşırı sağcı anti-islam taraftarları güç kazanmakta.

Yunanistan: Türkiye’ye uluslararası arenada her zaman köstek olan Yunanistan, konu AB hedefine gelince Türkiye’nin en büyük destekçisi oluvermiştir. Atina’ya göre Türkiye’nin AB içinde yer alması dışarıda kalmasından iyidir. Eski Yunanistan Dışişleri Bakanı Yannos Papantoniou konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Türkiye AB’ye üye olduğu zaman Birlik kurallarını ve değerlerini gözetmek zorunda kalacaktır. Böylece Türkiye ile Yunanistan arasında süre gelen sorunlar kendiliğinden çözülecektir” öngörüsünde bulunmuştur. Halen Başbakan Costas Karamanlis, Türkiye ile ilişkileri bu iyi niyet çerçevesinde yürütmektedir.

Polonya: Türkiye’nin AB üyeliğini güçlü bir şekilde destekleyen Polonya, ihtiyatı da elden bırakmamakta. Varşova, Türkiye üye olduğu zaman büyük miktarda sübvansiyonu kendine çekeceğini hatırlatarak; ülkenin AB’nin yutabileceğinden daha büyük bir lokma olduğunu vurgulamakta.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso: Barroso, AB’nin sözüne sadık kalacağını vurgulayarak; AB üye ülke halklarının çekincelerinin de göz ardı edilemeyeceğini belirtmekte. Seçmenlerin gönderdiği “sinyallerin” ciddi bir şekilde tartışamaya açılmasının da önemli olduğu Barrosu’nun dikkat çektiği bir diğer nokta. Komisyon, bu amaçla genel olarak genişleme, özel olarak da Türkiye’nin katılımı hakkında AB üye ülkeleri bünyesinde bir “sivil toplum diyalogu” projesi başlatma niyetini ortaya koydu. 2006 yılında bu proje için 40 milyon Euro ayrıldı. 25 Eylül 2006’da Romanya ve Bulgaristan’ın AB’ye katılmasından sonra Komisyon Başkanı Barroso, genişlemeye ara verme çağrısında bulundu. Barroso konu ile ilgili yaptığı açıklamada “AB’nin genişlemeye ancak Anayasa sorununu çözdükten sonra devam etmesi akıllıca olur” dedi.

 

 

© EurActiv 2007-2014. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics