Logo EurActiv.com.tr

EU JOBS

more offers »

Avrupa Birliği ve Türkiye Tarım Politikalarında son durum

Bookmark and Share

Avrupa Birliği; gelişmekte olan ülkelerdeki düşük üretim maliyetleriyle rekabet edebilmek için gerekli katma değere ulaşmak adına Avrupalı çiftçilerin ürettikleri yiyecek ve içeceklerin kalitesini nasıl artırabileceklerine ilişkin bir tartışma dönemi geçirmekte.

Birlik, küresel finans krizinin patlak vermesinden çok önce dikkat çektiği küresel gıda krizinin önlenmesine yönelik çalışmalar yapmakta. Bu çerçevede bir yandan tarımdaki rekabet unsurlarının şeffaflaşması ve 3. ülkelerle yapılan ticaret düzenlemelerinin gözden geçirilmesi  üzerinde durulurken, bir yandan da tarım ürünlerinin sağlıklı ve hijyenik ortamlarda üretim ve dağıtımının yapılmasına önem verilip ve organik tarımı teşvik ediliyor.

Örneğin; 15 Ekim tarihinde yayımlanan Yeşil Kitap, tarım sektöründe faaliyet gösterenleri ve tüketicileri AB tarım politikası konusunda değerlendirme yapmaya davet ediyor ve etkinliği artırıcı önlemlere olan ihtiyaca dikkat çekiyor. Avrupalı uzmanlar, “Hammadde fiyatları yüksek olduğunda, artan uluslararası rekabet ve üretim hacminin artırılması amacıyla ortaya çıkan baskı ortamı sebebiyle standartların düşmesini bir bahane olarak görmemeliyiz” diyorlar. Önemli olanın tüketici beklentilerinin karşılanmasının olduğu üzerinde duruluyor.

Avrupa Birliği kimyasallarla yapılan tarımsal üretimin karşısında durarak organik tarıma yönelinmesi gerektiği konusunda konsensus içinde. Organik tarım konusu Türkiye’nin de tarım gündeminde yer almakta.

Organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik çevreye ve insana dost üretim sistemidir. Organik tarım, sentetik gübre ve zirai ilaç kullanımını yasaklamasının yanında, organik ve yeşil gübreleme, ekim nöbeti, toprak muhafazası, bitkinin direncini artırma, parazit ve predatörlerden yararlanmayı ve bütün bu işlemlerin kapalı bir sistem içerisinde yürütülmesini amaçlayan ve bununla birlikte; insana ve çevreye verilen zararın azaltılmasını sağlayan alternatif tarımsal bir sistemdir. Bu nedenle gerek Avrupa’da, gerekse dünyanın geri kalanında olduğu gibi Türkiye’de de organik tarıma doğru bir yönelim meydana gelmiştir. Organik tarım sayesinde daha az dış kimyasal girdilerin kullanılmakta,  gelecekte sağlıklı nesiller ve doğal çevre hedef alınmaktadır.

 

Türkiye’nin Tarım alanında AB’deki Yeri

Türkiye’de 80’li yıllarda Avrupalı alıcılardan gelen talep doğrultusunda kuru üzüm ve incir üretimiyle başlayan organik tarımın önemi her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Sektör AB’ye uyum çalışmalarının da etkisiyle gelişme sürecine girdi ama organik tarımı bilen ziraat mühendisi sayısının az olması sıkıntı yaratıyor. AB sürecinin de etkisiyle gelişen organik tarım, istihdamı da peşinden sürükleyecek. Sektör önümüzdeki dönemde özellikle organik tarıma hakim ziraat mühendisleri arayacak.

 

İzmir’de 1992 yılında kurulan Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) verilerine göre Türkiye’de organik tarım ilk olarak 1980’li yılların ortalarında Avrupalı alıcılardan gelen talepler doğrultusunda, kuru üzüm ve kuru incir üretimiyle başlamış. 1990’lı yılların başında organik tarımla üretilen ürün sayısı 8’e çıkabilmiş. Ürün çeşitliliği ve üretim miktarı  yurtdışından gelen taleplere bağlı olarak gelişme göstermiş ve 1990’dan sonra artış göstermiş. 2004 yılında 12 bin 806 üretici, 174 adet ekolojik ürünü üretir hale gelmiş. 2006 yılına baktığımızda 200 ü aşmış ürünle iç ve dış pazarda kendine yer aramaktadır.

Bu artış yeterli olmamakla birlikte en azından ülkemizde organik tarımın artması sektörde istihdam edilecek kişi sayısını arttıracağından organik tarımla birlikte yetişmiş işgücüne olan talep de artacak. Bu mezun olmuş ve olmaya devam eden iş bulamama korkusu yaşayan meslektaşlarımız  adına sevindiricidir. Organik Tarımı Geliştirme Projesinin Ulusal Koordinatörü ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Victor Ananias, sektörde vasıflı ziraat mühendislerine ihtiyaç olacağını vurguluyor ve ekliyor: "Türkiye’de çiftçilerle anlaşıp üretim yapan ve ürünleri ihraç eden firmalar kendi danışmanlarını yetiştirdi. Fakat bugün yeni bir ekolojik tarım projesine başladığınızda ya da herhangi bir insan üretimini ekolojik tarıma geçirmek istediğinde danışmanlık alacağı bağımsız danışmanlar bulamıyor. Böyle bir güçlük var. Bugün, ekolojik tarımın kürsüsü yok, bir tane meslek okulu dışında özel bir kurum yok. Ziraat fakültelerinde bir takım dersler ve bazı tez çalışmaları var. Bunlar da yeteri kadar uzman ortaya çıkarmak için yeterli değil. Bu konuda uzmanlaşma, piyasanın talebiyle artacak. İç pazar bu konuyu hareketlendirecek bir alan." Ananias, ekolojik tarımın kıymetli istihdam yarattığını da vurguluyor ve "Ekolojik tarım, Türkiye’nin, işsizlik sorununu çözemediği bir nüfusun üzerinde böyle bir şans yaratıyor, bu da çok önemli" diyor.

 

 

Genele baktığımızda AB ülkeleriyle karşılaştırdığımızda  Avrupa Ülkelerinde ekolojik tarımın bu denli hızlı gelişmesinde 2078/92 tarih ve sayılı ortak tarım çerçevesinde alınan kararlar etkili olmuştur. Ekolojik üretim 1988 yılında AB ve EFTA (European Free Trade Association) ülkelerinde 85.337 tarım işletmesi ile 2 milyon hektara ulaşmıştır. Bunun yanında  Ülkemizde organik tarım arazilerimizin toplam tarım arazilerine oranı sadece yüzde 0.14, organik üretim yapan çiftçi sayımız ise toplama oranla yüzde

0.09. Bu oranlar İngiltere, Finlandiya, İtalya, ABD ve Avustralya gibi ülkelerde yüzde 7’lere varabiliyor. Avrupa’da organik ürünlerin cirosu yıllık 14 milyar euro civarında.



Ekolojik tarım sisteminde yetiştirilen ürünlerin pazarlanması özellikle iç piyasa için yeni ve belirsiz bir konudur. Konunun yeni olması nedeniyle yeterli tarımsal yayım çalışmaları ve eleman bulunmaması ekolojik tarımın diğer olumsuz yanıdır. Bu olumsuz tabloyu aşmak  Ziraat Mühendisi olarak bizlerle mümkün.

b. AB Uyum Sürecinde Türkiye’nin Tarım Politikası ve Eksikleri

Birlik içerisinde de önemli bir tartışma konusu olması sebebiyle tarım sektörü Türkiye’nin AB’ye uyumu çerçevesinde en kapsamlı biçimde ele alınması gereken politika alanıdır. Topluluk müktesebatının hacim olarak önemli bir kısmını kapsayan bu alandaki oldukça karışık uygulamaların üstlenilmesi çok önemli. 

Türkiye’nin nihai hedefi Türk tarımının Avrupa Ortak Tarım Politikası’na tam uyumun sağlanmasıdır.Ancak, Topluluk sistemine uygun yeterli bir altyapı oluşturulmadan, Ortak Tarım Politikasının Türkiye’de uygulanması mümkün olamayacaktır. Bu itibarla, uyumun aşamalı bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

Türkiye’nin önündeki engellerin başında altyapı sorunu gelmektedir. Altyapının geliştirilmesine ilişkin çalışmalar, Türkiye tarım sektörünün idari yapısından, üretim, tüketim, fiyat ve pazar politikalarına, verimlilik ve rekabetten, kırsal, bölgesel ve çevresel kalkınma politikalarına kadar geniş bir alanı içermektedir. 

Ortak Tarım Politikasına uyum sürecinin önemli unsurlarından birini Çiftçilere Yönelik Doğrudan Gelir Desteği uygulaması oluşturmaktadır. Türkiye’de, Çiftçilere Yönelik Doğrudan Gelir Desteğine İlişkin Bakanlar Kurulu Kararı 1 Mart 2000 tarihinde çıkartılmıştır. Bu çerçevede, Adıyaman, Ankara, Antalya ve Trabzon illerinde pilot proje uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar dikkate alınarak, sistem 2001 yılından itibaren tüm yurt genelinde yaygınlaştırılmıştır. 

Çiftçilere Yönelik Doğrudan Gelir Desteği uygulaması, yurt sathında işleyen bir Çiftçi Kayıt ve Arazi Kayıt Sisteminin oluşturulup, geliştirilmesine bağlıdır. Bu itibarla, Arazi Kayıt Sisteminin oluşturulması çerçevesinde, tapu ve kadastro bilgilerinin bilgi sistemine dahil edilmesi ve kullanıcılara bilgisayar ortamında hizmet verilebilmesi amacıyla yeni proje hazırlık çalışmaları devam etmektedir.

Bu konuda, gerekli teknik ve yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır. Öte yandan, Çiftçi Kayıt Sistemi ve Tapu Kadastro Sisteminin yanı sıra Coğrafi Bilgi Sistemi, Çiftlik Muhasebe Veri Ağının geliştirilmesi ve tarımsal veri tabanını kullanan Tarım Bilgi Sisteminin kurulmasına yönelik olarak sürdürülen çalışmalar hızlandırılmalıdır. 

Türkiye’de çiftçilerin kooperatifler şeklinde teşkilatlanmasını sağlayabilecek hukuki altyapı mevcuttur. Ancak, AB normlarına uygun Tarımsal Üretici Birlikleri Mevzuatı henüz bulunmamaktadır. Bu bağlamda, Başbakanlığa sevk edilmiş bulunan, üretici birliklerinin AB normlarına uygun bir şekilde teşkilatlanmasına imkan tanıyacak olan Tarımsal Üretici Birlikleri Kanun Tasarısının yasalaşması sağlanmalıdır. Söz konusu yasa tasarısı üretimden pazarlamaya kadar uzanan aşamalarda örgütlü çiftçi kesiminin desteklenmesini ve bu yönde teşvik önlemlerinin uygulamaya geçirilmesini öncelikli olarak hedeflemektedir. 

Türkiye’nin önünde bir diğer engel ise tarım sektöründe var olan yetki dağınıklığıdır. Bu sorunun aşılması amacıyla, tarımsal destekleme politikalarının yeniden yapılandırılması ve tarımsal veri tabanı çalışmalarının yürütülmesi amacıyla kurulan ve sektörde görev alan kurumların üst düzey temsilcilerinden oluşan Tarımda Yeniden Yapılandırma ve Destekleme Kuruluna, özel sektör kuruluşları ile çiftçi örgütleri temsilcilerinin dahil edilmesi suretiyle etkinlik kazandırılması da öngörülmektedir.

Türkiye’nin korkusu: “İthalatçı konumuna düşme tehlikesi”

Önümüzdeki yıllar gerek Türkiye’nin tarım politikaları gerekse aktörleri için değişimin kaçınılmaz olduğunu gösterecek. Bir taraftan Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) küresel bazda tarım ticaretini bozucu destekleri kaldırmasına yönelik yaptırımları, diğer taraftan AB’ye tarımda uyum sürecinde mevcut politikaların devamı durumunda Türkiye’nin rekabet gücü olmayan ürünlerde elini zayıflatacak. Her iki sürecin aynı anda yaşanacağı dikkate alındığında Türkiye’nin en büyük endişesi, mevcut durumda gümrük duvarı ile koruduğu, yüksek maliyetle ürettiği ürünlerde ithalatçı durumuna düşme tehlikesi.

Türkiye’nin DTÖ kararları çerçevesinde AB gibi gelişmiş ülkeler yerine menfaatleri için gelişmekte olan ülkelerle hareket etme mecburiyeti bu süreci daha da güçleştiriyor. Türkiye’nin gerekli önlemleri almaması durumunda özellikle hayvancılık, et ve süt gibi AB’nin rekabet üstünlüğü olan ürünlerde pazarını bu ülkelere kaptıracağı belirtiliyor. DTÖ Cenevre Kararları çerçevesinde de pazara girişte gümrük  vergilerinin  düşürülmesi ve tarife  dışı  engellerin  sınırlandırılmasının hayvancılığın yanı  sıra

birçok ürüne de zarar verebileceği hesaplanıyor. Düşük tarifeler belirlenmesi durumunda Türkiye’nin yüksek koruma uyguladığı ve Türk çiftçisinin gelirleri açısından önemli yer tutan şeker pancarı, çay ve muzda üreticilerinin önemli zararlar görebileceği öngörülüyor.

2004 Temmuz’unda alınan DTÖ Cenevre Kararları sonrası ve AB’den müzakere tarihi alınmasının ardından Türkiye’de tarım alanında köklü politika değişiklikleri yapılması gündeme geldi. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda yapılan ilk değerlendirmelerde, her iki süreç için de Türkiye’nin sonuçta kotalar üzerinden pazarlıklar yapacağı dikkate alınarak, "hassas" olarak nitelendirilen ürünlerin üretim miktarlarının yükseltilmesi gerektiği tespit edildi. Özellikle hayvancılıkta Türkiye’nin rekabet gücünü artıracak politikaların uygulanması yönünde görüşler öne çıktı.

Yeni politikaların çerçevesinin çizilmesiyle yıllardır kime, hangi ürüne, ne verileceği kestirilemeyen, popülizme dayanan desteklemelere de son verilmesinin önü açılmış oldu. Bu aşamada da Bakanlık üç ayrı stratejik belge hazırladı.

Stratejik Belgeler

İlk belge 2006-2010 yıllarını kapsayan Tarım Stratejisi. Burada DTÖ’nün "Yeşil Kutu" destekleri olarak adlandırdığı tarım ürünleri üretim ve ticareti üzerinde direkt etkisi olmayan destekler öne çıkarılıyor. DTÖ bu desteklere bazı kriterler getirmekle birlikte dokunmuyor. Bunlar da; Genel Tarımsal Hizmet, Bölgesel ve Kırsal Kalkınma Destekleri, DGD ve Diğer Sosyal Destekler, Teknoloji ve Altyapı Destekleri, Hayvancılık Destekleri olarak adlandırılıyor. Stratejiyle yeşil kutu destekleri içinde yer alan DGD’nin payı yüzde 80’lerden yüzde 45’lere düşürülürken, bu destekler ABD ve Meksika’da olduğu gibi geniş bir ürün yelpazesine oturtularak sera, meyve ve sebze gibi dar alanlara farklı destekler verilmesi öngörüldü.

Zira dar alana verilen destekler tarımsal üretim ve pazarında bozucu etki yapan "Kırmızı Kutu" desteklerine giriyor. Prim desteklerinin payı ise yüzde 13’e çıkarıldı. Burada da prim desteğinin felsefesi cari üretimi desteklemek yerine, bir önceki yıl verim ve üretimlerini dikkate alarak üretimi hesaplama yoluyla prim verilmesi şeklinde değiştirildi. Bu durumda da mevcut halde Kırmızı Kutu’ya giren desteklerin ‘Mavi Kutu’ olarak nitelendirilen ‘Alan ve Miktar Sınırlamaları Nedeniyle Yapılan Ödemeler’ kapsamına girmesinin önü açıldı. Stratejide hayvancılık desteği yüzde 12 olarak öngörülürken, alternatif ürün, ÇATAK (Çevre amaçlı tarımsal alanların korunması), ürün sigortasına yüzde 5’er, kırsal kalkınma desteklerine ise yüzde 10 pay ayrıldı.

İkinci strateji belgesi olarak Türkiye AB ile tarımda kota pazarlıklarının yoğunlaşacağı 2013 yılına yönelik "Hayvancılık Stratejisi" hazırladı. Pilot uygulaması Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde başlayacak ve daha sonra ülke çapına yaygınlaştırılacak proje ile 2005-2013 döneminde hayvancılık sektörüne belirli bir standart ve rekabet gücü kazandırılması öngörülüyor. Ayrıca strateji ile hayvancılığın tarım içindeki payı yüzde 25’den yüzde 38’e çıkarılarak, sektörün 2004 yılında yarattığı 9.6 milyar dolarlık katma değerin 2013’te 16.4 milyar dolara çıkması hedefleniyor. Stratejinin hayata geçmesi durumunda 2013 yılında kilo başına piyasa fiyatı büyükbaşta 4.8 dolardan 4 dolara, küçükbaşta ise 5 dolardan 4 dolara düşecek. Toplam üretim değeri ise büyükbaşta 1.8 milyar dolardan 3.5 milyar dolara, küçükbaşta ise 1.1 milyar dolardan 2 milyar dolara yükselecek. Ayrıca kişi başına kırmızı et tüketimi yıllık 10 kilogramdan 16 kilograma çıkacak. Böylece hayvansal ürünlerde AB ile rekabet şansımız da artacak.

Stratejinin hayvan ıslahı, mera ve yem bitkilerinin geliştirilmesi, hayvan sağlığı, sektöre verilen kredilerin artırılması ile eğitim ve yayım olmak üzere 5 ayağı olacak. Et ve süt veriminin artırılmasına yönelik hayvan ıslahı çalışmaları içinde suni tohumlama ve embriyo transferine yoğunlaşılacak. Suni tohumlama özellikle doğu bölgelerinde yaygınlaştırılacak, batı bölgelerinde ise hizmetin kırsal alana taşınması sağlanacak. Hayvan varlığının üstün vasıflı ırk haline getirilmesi için yüzde 13 olan suni tohumlama oranı yüzde 60’a çıkarılacak.

Stratejinin diğer ayağında ise hayvancılıkta girdi maliyetleri aşağı çekilecek. Bu amaçla yem bitkisi ekim alanı 1.2 milyon hektar alandan 4.2 milyon hektar alana çıkarılacak, meralar ıslah edilecek. Bu kapsamda, yem bitkisi ekenlerin maliyetinin yüzde 30-40’ı desteklenecek. Bazı bölgelerde kaba yem üretimi selektif kredi kapsamına alınacak ve faizin yüzde 40’a varan oranı devlet tarafından karşılanacak ve mevcut durumda yılda 10 milyon tonluk verim 2013 de 25 milyon tona çıkacak. AB ülkelerinde dekar başına 560 kilogram ot alınan ancak Türkiye’de 80 kilogram ot alınabilen meralarda da ıslah çalışmalarına hız verilecek, dekar başına ot miktarı 200 kg’a çıkarılacak. Mevcut durumda sabit faizli işletme kredileri ve yatım ve işletme kredileri verilirken, stratejinin uygulamaya konulmasıyla damızlık işletmeleri, büyük ölçekli işletmeler, tarım havzalarındaki yatırımlar, yem bitkileri üretimi, sertifikalı tohum üretim ve kullanımı, Ar-Ge yatırımları ve organik tarım yatırımları yeni kredi alanları olacak.

Çözüm Önerileri /Yapılması Gerekenler

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde uyumlaştırması gereken ana politika alanlarından birinin tarım olduğu görülüyor. Yukarıda belirtilen ticarette yaşanan sorunlar, altyapı eksiklikleri ve benzeri engellerin ortadan kaldırılmasına yönelik bir takım çözüm önerileri sunmak mümkün. Atılması gereken adımlar şu şekilde sıralanabilir:

·               Köye Dönüş Projeleri desteklenmeli,

·               Kırsal ve tarımsal veri tabanı oluşturulmalı,

·               Kırsal yerleşim planlaması yapılması ve köylerin yenilenmesi ve geliştirilmesi sağlanmalı,

·               Tarımsal alan ve işletmelerin küçülmesi önlenmeli,

·               Tarımsal işletmelerde fiziksel altyapı yatırımları geliştirilmeli,

·               Toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi sağlanmalı,

·               Tarımsal sulama ağı yaygınlaştırılmalı ve etkin su kullanımı sağlanmalı,

·               Pazar ihtiyaçlarına göre üretim planlaması yapılmalı ve üretim çeşitlendirilmeli,

·               Bitkisel, hayvansal ve su ürünlerinin işleme, paketleme, depolama ve pazarlama yapıları geliştirilmeli ve istihdam artırılmalı,

·                                                                    İşlemeli tarıma elverişli olmayan alanlarda küçükbaş hayvancılık, arıcılık faaliyetleri geliştirilmeli,

·               Küçük ve orta ölçekli tarımsal sanayinin gelişmesi desteklenmeli,

·               Yeterli ve güvenilir gıdanın temini için gerekli alt yapı geliştirilerek pazar etkinliği artırılmalı,

·               Sözleşmeli üretim yaygınlaştırılmalı,

·               Stratejik, ekonomik ve avantajlı ürünlerin üretimi artırılmalı,

·               Ürün borsaları kurularak fiyatların serbest piyasada oluşması sağlanmalı,

·               Organik ve iyi tarım uygulamaları desteklenerek yaygınlaştırılmalı,

·                                                                    İşletmelerin rekabet gücünün artırılması için üretim maliyetleri düşürülmeli, üretim üniteleri modernize edilerek girdilerin kalitesi artırılmalı,

·               Kırsal turizm geliştirilmeli,

·               Eğitim ve yayım faaliyetleri güçlendirilerek yaygınlaştırılmalı,

·               Kırsal alanda eğitimin kurumsal ve yasal alt yapısı güçlendirilmeli,

·               Mesleki eğitim faaliyetleri artırılmalı,

·               Katılımcı örgütlenme (Kooperatif ve birlik gibi) geliştirilip, yaygınlaştırılmalı,

·                                                                    Detaylı temel toprak etüdleri ve arazi envanteri yapılarak "Entegre Arazi Kullanım Planları" hazırlanmalı,

·               Entegre Havza Yönetimi Programları geliştirilmeli,

·               Ormancılık sertifikasyon sistemi yaygınlaştırılmalı,

·               Tarımsal üretimde çevre ile uyumlu girdi ve teknoloji kullanımı yaygınlaştırılmalı,

·               Gen kaynakları korunarak muhafaza edilmeli.

 

© EurActiv 2007-2014. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics