Çin Halk Cumhuriyeti'nin önde gelen devlet adamlarından ve Çin Komünist Partisi'nin önderlerinden Çu En-Lay Soğuk Savaş döneminde barışçıl bir birlikteliği şu sözlerle özetlemişti: “İki fil kapıştığında ya da seviştiğinde, ezilen, altta kalan çimler olur.”
O dönemde fillerden biri Sovyetler Birliği diğeri ise ABD idi. Bugün ise uzmanlara göre SSCB’nin yerini Çin almış durumda. Avrupa ise çimen konumunda. Küresel kapitalizm krizi ABD ve Çin’in oluşturduğu G2’nin güç kazanmasını hızlandırıyor.
Aslında, AB’nin G2’yi G3’e yükseltebilecek yeteneğe sahip olduğu ortada: Rekabetçi ve nitelikli işgücü, üretim ve yenilikçilik konusunda mükemmellik, ekonomik güç, büyük bir Pazar, ortak para birimi, hukuk devleti Avrupa’nın sahip olduğu güçlerin başında geliyor. Fakat aynı zamanda bir o kadar da güçsüz yanları var Avrupa’nın: Yaşlanan nüfus, rekabet gücünün azalması, milliyetçilik duygularının yükselişe geçmesi ise yavaşlayan entegrasyon süreci, birliğin güvenliğini garanti altına alamaması ve güçsüz kurumlar AB’nin olumsuz yanlarından önde gelenler arasında sıralanıyor. Önümüzdeki dönem AB açısından çok önemli: Küresel tarihin aktörlerinden biri mi olacak, yoksa ikinci sırada mı kalacak?
Uzmanlara göre ABD ve Çin’in belirleyeceği bu yeni süreci doğrulayan çok sayıda unsur var.
Dünyanın stratejik ve ekonomik merkezi 3.5 milyar nüfusu olan Asya’ya doğru kayıyor. Batı ise dünya nüfusunun sadece yüzde 12’sini temsil ediyor. ABD küresel krizle birlikte göreceli bir gerileme sürecine girmiş durumda. Çin ise süper güç statüsünü korumaya devam ediyor. Fakat ekonomik kriz bu iki devin ilişkisini ve birbirine bağımlılığını güçlendirmiş durumda. Her iki ülke deflasyona karşı dev planlar yapmak konusunda anlaşma sağlamış durumdalar.
Öncelikle ABD ve Çin 21. Yüzyıl dünyasında işbirlikçi bir liderliğe hazırlanıyorlar. Çin-ABD işbirliği 21. yüzyılın ticaretini, uluslararası para sistemini ve küresel ısınma ile mücadelesini belirleyecek. Öte yandan hammaddeden, uzay çalışmalarına kadar uzanan çok sayıda güç faktörüne yönelik rekabet de her geçen gün hız kazanıyor. Obama’nın ‘ABD liderliğini yeniden inşa etme’ hedefinde de Çin-ABD ilişkileri büyük bir paya sahip. Sovyetler Birliğİ’nin çökmesinden kendine oldukça önemli dersler çıkarmış olan Çin için ABD ile işbirliği vazgeçilmez görünüyor. Fakat güç ve değerler açısından önemli sorunlar da söz konusu. Bir yanda bireysellik, siyasi özgürlük ve açık toplum hüküm sürerken, diğer yanda devlet kapitalizmi, otoriter rejim hakim.
ABD’nin borçlanmaya dayanan ekonomik modeli oldukça büyük bir darbe almış durumda. Bu model ABD’yi uzun yıllar sürecek zayıf bir büyüme, kitlesel işsizlik ve zincirlemesine devam eden borçlanma ile karşı karşıya bırakacak.
Irak ve Afganistan savaşları nedeniyle ABD’nin siyasi liderliği de ciddi bir darbe almış durumda. Fakat yine de ülkenin her zaman dinamik nüfusu, güçlü kurumları, güçlü bir demokrasisi, sermaye, proje ve yetenekli insan kaynağı çekme becerisi ve en önemlisi kendini yeniden yaratma gücü var. Obama’nın başkanlık seçimlerini kazanmış olması bunun en etkili kanıtlarından birisi. Çin de bu özelliklerden nasıl faydalanacağını çok iyi biliyor. Kendi içinde yaşadığı sorunların başında ise yaşlanan nüfusu, ihracata dayalı büyüme modeli, çevre kirliliği, Tibet ile yaşanan gerilimler geliyor. Öte yandan otoriter bir devletin bilgi ve yenilikçilik ekonomisini nasıl yönetebileceği, küreselleşmeye nasıl dahil olacağı da önemli diğer soru işaretleri.








