Joost Lagendijk-Zaman
Pazartesi günü 27 AB üyesi ülkeden 25'i, avroyu ortak para birimi olarak kullanan ülkeler için bütçe açıklarını sıkı kontrol altına almayı amaçlayan bütçe disiplinine dair yeni kurallar üzerinde anlaştı.
Resmi olarak mart ayında imzalanacak olan anlaşma, finans piyasalarının ve liderlerinin gerçekten işe yarayan çözümler ortaya koyup koymayacağını hâlâ merakla bekleyen birçok Avrupa vatandaşının güvenini geri kazanmayı hedefleyen stratejinin ilk adımı olarak takdim ediliyor. Şubat ortasındaki ikinci adım, Yunanistan için çıkarılacak yeni kurtarma paketi olacak. Fakat ikinci adımın atılabilmesi için Yunan hükümetinin, bankalarla ve Yunan tahvillerini elinden bulunduran diğer taraflarla, sineye çekmeye razı olacakları kayıplara dair anlaşmaya varabilmesi gerekiyor. Bu planın üçüncü ve son aşamasında ise AB'nin martta Avrupa Mali İstikrar Fonu'nun ayrıntıları üzerinde uzlaşması lazım. Bu kalıcı kurtarma fonunun, İtalya ve İspanya'yı iflas riskine karşı koruyacak ve gelecekte avro bölgesinde benzer kazalar yaşanmasını önleyecek kadar büyük ve güçlü olması gerekiyor.
Avrupa'nın hem avroyla ilgili akut sorunları çözecek hem de uzun vadeli bir iyileşme için uygun koşulları yaratacak dengeli bir politika ortaya koymak konusundaki yeteneksizliğinin baş sorumlusu olarak Almanya Başbakanı Angela Merkel gösteriliyor. Analistler, onun "inatçılığından" ve Alman mali modelini Avrupa'nın geri kalanına dayatmaya kafayı fazla taktığından dem vuruyor. Avrupa Komisyonu'nun eski başkanı Romano Prodi, Almanya'nın çok fazla güçlenmesinden korkan diğer Avrupalı siyasetçilerin paylaştığı yaygın rahatsızlığın bir yansıması mahiyetinde, Alman lideri "bencillikle" itham ediyor. Çeşitli AB üyesi ülkelerde AB'nin Almanya'nın egemenliğine girme ihtimaline dair tartışmalar başlamış durumda; halbuki birlik her zaman, tek bir ülkenin kararları dikte etmesinin iç uyum ve uzlaşma açısından hiç hayırlı olmayacağı anlayışına dayandı.
Uzun vadeli bakan AB gözlemcileri, Almanya'nın son dönemdeki dayatmacılığını açıklamaya çalışırken şu olguya dikkat çekiyor: Merkel ve danışmanları, Helmut Kohl gibi önceki Alman liderlerini karakterize eden eski, tarihin getirdiği ılımlılığın ket vurmadığı, İkinci Dünya Savaşı sonrasına ait yeni bir kuşağa mensup. Mesaidaşlarının geri kalanı gibi Merkel de yapıp ettiklerini ulusal menfaatleri, yani Almanya'nın menfaatlerini savunmak olarak görüyor. Yakın çevresindeki bir yardımcısının da dediği üzere: Avrupa, Merkel için Alman mali menfaatlerinin zaman zaman Avrupa entegrasyonundan daha önemli olduğu gerçeğine alışmak zorunda. İşte Avrupa'nın yeni gerçekliği bu. Almanya, Yunanistan'ı ve diğer sıkıntı yaşayan avro bölgesi ülkelerini kurtarmak için açık ara en çok parayı koyuyor, çünkü Avrupa'daki en iyi durumdaki ekonomi o ve güçlü bir avrodan bariz çıkarı var. Bunun karşılığında Berlin, AB'nin parayı çarçur etmeyeceğinden emin olmak istiyor. Avrupa'nın geri kalanı, hayatın bu yeni gerçeklerine alışmalı. Diğer yandan Almanya da bazen daha az baskının ve daha fazla esnekliğin harikalar yaratabileceğini anlamalı. Hepsinden önemlisi, güçle birlikte daha fazla sorumluluk ve daha az takdirin geleceğini de idrak etmeli. Buna zirvedeki yalnızlık diyorlar.







