Haber
“Hükümete güvenoyu verilmemesi siyasilerin sorumsuzluğudur. Elitler, AB Dönem Başkanlıkları sırasında genellikle iç politik hesaplaşmalardan uzak duruyor. Ayrıca siyasi istikrarsızlık ülkede Lizbon Antlaşması’nın Çek Cumhuriyeti’nin dönem başkanlığı sonuna kadar onaylanmasının önünde bir engel oluşturuyor. Zira bu yöndeki baskılar sona erdiğinde Antlaşmanın onaylanması daha da zorlaşacaktır.”
Avusturya’da yayımlanan Kurier gazetesi de Prag’daki iktidar kavgasında faturanın AB’ye çıkarıldığını ileri sürüyor:
“Cumhurbaşkanı Vaclac Klaus’un tutumu “istisnai bir hadise” ve AB Dönem Başkanlığı’nda Avrupa yolunda kırılmış bir pot olarak değerlendirmek mümkün. Ancak bu kapsamlı bakış açısı olamaz. Tüm bunlar, AB’nin aslında iyi dönemlerinde sadece bir avuç güçlü adam tarafından yönetilmiş olduğunu gözler önüne seriyor. Kibir ve egoizmin ön planda olduğu AB zirvelerini takip edenler, Meternich ve 1814 Viyana Kongresi ile 21. yüzyılın demokrasi anlayışı arasındaki farkı sezmişlerdir. Gerçekten demokratik haklara sahip olan bir Avrupa Parlamentosu, ne Çek Cumhuriyeti’nin ne de İrlanda’nın Lizbon Antlaşması’yla ilgili maskaralıklarını çekmez. Gençlerin Madrid’den Budapeşte’ye kadar Avrupa’ya destek çıkıp, AB’ye ise mesafeli yaklaşmaları anlaşılır bir durum. Saygıdeğer beyefendiler Brüksel sahnesinde arz-ı edam ede dursun, yeni nesil muhtemelen gerçek demokrasinin ne olduğunu daha iyi biliyor.”
İsveçli liberal gazete Dagens Nyheter ise Çek Cumhuriyeti’ndeki hükümet krizinin AB için ne anlama geldiğini şöyle özetliyor:
“Çek Cumhuriyeti’nde hükümet düştü ve AB siyasi liderini kaybetti. Küresel mali kriz Avrupa genelindeki işbirliğini sekteye uğratan siyasi bir krize dönüşüyor. Bu, AB’nin üç büyüğü İngiltere, Fransa ve Almanya’nın karşılıklı istişareler sonucu kısa vadede AB’nin mevcut sorunlarını ortaya koyacağı anlamına geliyor. AB’nin küçük ortaklarına ise seyirci sandalyeleri düşecek. Bu uzun vadede AB’ye bağlılığın azalmasına yol açabilir."(DW'den Meltem Karagöz'ün derlemesi)







