Haber
Cuma günü yayımladığı raporda Komisyon genişlemenin taraflara önemli oranda ekonomik ve siyasi katkılar sağladığını açıkladı. “Ekonomik açıdan, genişleme yeni üye ülkelerde yaşam standartlarının yükselmesini sağlarken eski üyelerin ihracat ve yatırım kalemlerinde artışlar meydana geldi.”
Raporda yeni üye ülkelerin kişi başına milli gelirleri 1999’da eski üye ülkeler ortalamasının yüzde 40’ından, 2008’de yüzde 52’sine çıktığı, ekonomik büyümenin 1999-2003 döneminde yüzde 3,5’ten 2004-2008’de ortalama yüzde 5,5’e yükseldiğine dikkat çekildi.
Böyle bir ilerleme eski üyelerin aleyhine olmadı. Çünkü yıllık ortalama ekonomik büyüme eski ülkelerde 1999-2003 döneminde yüzde 2,2 civarındayken bu oran 2004-2008 döneminde değişmedi.
Genişleme ayrıca ticari fırsatları da kamçıladı. 2007’de yeni üye ülkelerden ihracatın neredeyse yüzde 80’i AB’nin geri kalan kısmına gerçekleştirildi. Eski üye ülkelerin yeni üyelere ihracat rakamları da on yıl önce yüzde 4,75 iken 2007’de yüzde 7,5’e yükseldi.
Yeni AB ülkelerinde işsizlik oranı Birliğin geri kalan kısmındakinden pek fazla farklılık göstermedi ve 2007’de yüzde 7 civarında kaldı.
Bu yıl, 12 yeni üye birliğin gelişim fonlarından yedi milyar euro tutarında yardım temin etti ve Avrupa Yatırım Bankası aynı ülkelere 11,5 milyar euro ek fon ayrılacağını açıkladı.
Korumacı politikalar endişelendiriyor
Ancak ekonomide yaşanmakta olan kötü gidişat 27 üyeli blokta korumacı eğilimleri güçlendirmeye başladı, AB’nin tek bir piyasa olarak üyelerine yarar sağlayacağına ilişkin endişeler seslendirilmeye başlandı.
En yoksul üyelerden bazıları birliğin eski üyelerinde korumacılığın yükselmekte olduğuna dair korkularını dile getirirken, eski üyelerin kendi bankalarını ve sanayilerini korumak için milyarlarca euro harcayabileceklerini göz önünde bulunduruyorlardı.
AB Ekonomik İlişkiler Komiseri Joaquin Almunia konuyla ilgili olarak, “Krizin böylesine mükemmel bir başarıyı gölgelemesine müsaade etmemeliyiz. Birlik halinde iklim değişikliği veya yeni bir uluslar arası mali kurulun oluşturulması gibi küresel sorunlara çözümler üretebiliriz. Ama bölünürsek hiçbir şey başaramayız,” dedi.
AB himayecilik konusunu ele almak üzere olağanüstü 1Mart zirvesinde bir araya geliyor.
Taraflar:
Komisyon raporuyla aynı tonda konuşan Eurochamners üye ülkelerin ticaret odalarına AB’ye katılımın kendi ekonomik durumlarını ve faaliyetlerini nasıl etkilediğini dile getirmelerini istedi.
Eurochambers’ın hazırladığı raporda, “Katılımcılar AB’ye üyelikle gelen başlıca ekonomik yararın makroekonomik istikrarın artışı, sermaye piyasaları da dâhil olmak üzere büyük piyasalara daha kolay erişim ve yabancı dış yatırımlarında aralarında bulunduğu çok olumlu ticari ve yatırım akışları olduğuna inanıyorlar. Ayrıca hizmet, imalat ve inşaat sektörleri AB’ye katılımdan en fazla yarar sağlayan sektörler,” olduğu belirtiliyor.
AB üye ülkelerinin ticaret odalarını tek bir çatı altında toplayan Eurochambers’ın Genel Sekreteri Arnaldo Abruzzini buna rağmen üyelerin iç piyasada sürekli önemli engellerle karşılaştıklarını, bu engellerin özellikle idari ve düzenleyici türden olduklarını, işçi göçü ve nitelikli iş gücü azlığıyla ilgili problemler olduğunu dile getirdiklerini belirtti.
Abruzzini dışarıya yüklü miktarlarda sermaye kaçışına dikkat çekerken, “Mevcut kriz genişlemenin getirdiği kazançları özellikle euro bölgesi dışında kalan üyelerde riske atıyor,” ifadesini kullandı.
Genişleme komiseri Rehn küresel ekonomik krizin AB’nin Sırbistan ve diğer Batı Balkan ülkelerinin katılımını tehlikeye atmamalı derken Sırp işçilerin Wall Street veya başka yerlerdekilerin hatalarının bedelini ödememesi gerektiğini söyledi.
Rehn’e göre, AB finans merkezlerinin hatalarının sebep olduğu bu krizin birliğin genişlemesini yavaşlatması veya durdurması için bir bahane olmaması gerektiğinin altını çizdi.
Bu bağlamda, komiser AB’nin Doğu Avrupa’daki genişlemesinin bütün Avrupa’da ekonomik rekabet, siyasi istikrarın güçlenmesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğünde önemli bir etken olduğunu söyledi.
Rapor hakkında görüşlerini bildiren Çek dönem başkanlığı olumlu verilerin kendilerini memnun ettiğini açıkladı. Çek Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Alexandr Vondra, “Hırvatistan, Makedonya ve Türkiye gibi üyelik müzakereleri devam eden ülkeler için katılım bir fırsat bize de yarar anlamanı gelir,” dedi.
Vondra, İngilitere’nin AB ile ilişkilerinden sorumlu Bakanı Caroline Flint’in bu konuda, “Üye ülkeler sahip oldukları farklı kültürleriyle gurur duymalıdırlar. Hepimiz ortak değerleri paylaşıyoruz ve bizim için daha yüksek standartlar belirledik. Dolayısıyla bu değerlerin ve standartların AB’nin sınırları ötesinde de büyümesi bizim çıkarımızadır,” dediğini sözlerine ekledi.
Çek başbakan yardımcısı konuşmasını şöyle tamamladı: “Bu çalışmayı memnunlukla karşılıyoruz çünkü sonuçlar kesinlikle iyi haber ve bugünlerde az sayıda iyi haberler alıyoruz. Acı gerçekleri bilmek de önemlidir. Beş yıl önce çıktığımız yolculuk doğru bir yolculuktu. Avrupa Birliği başarıyla gurur duymayı hak etmektedir. Bu araştırma açıkça AB genişlemesinin istisnasız tüm ülkelerin refah seviyesini arttırmalarına katkıda bulunduğunu ortaya koymaktadır. Böyle olduğunu bilmek geleceğe iyimserlikle bakmamızı sağlar.”
Arka plan:
Beş yıl önce AB Malta ve Güney Kıbrıs’a ilaveten Doğu ve Orta Avrupa’daki sekiz eski komünist ülkeyi birliğe kabul etti. 2007’de Bulgaristan ve Romanya AB’ye katıldı; böylece yarım milyar insanin küresel ekonomik üretimin yüzde 30’unu karşıladığı dünyanın en büyük entegre ekonomik bölgesi oluştu.
Otuz yıldan biraz fazla bir süreden beri AB 185 milyon nüfuslu altı üyeli bir birlikten, önce 15 üyeli ve 375 milyon nüfuslu daha büyük bir bloğa, 2004 yılında 25 üyeli 455 milyon nüfuslu birliğe ve nihayet 2007 yılında 27 üyeli 490 milyon nüfuslu devasa bir yapıya dönüştü.
Bu arada “genişleme” daha fazla bütünleşmeyle birlikte birtakım pürüzleri ortaya getirdi: 2005’te AB Anayasası reddedildi, 2008’de Lizbon Anlaşması’nı İrlanda kabul etmedi.









