EurActiv Özel
Yeni görevinizde başarılar diliyoruz Sayın Bokova. Bu, sizin ve ülkeniz Bulgaristan için olağanüstü bir başarı olmalı. Zaferinizi nasıl algılıyorsunuz?
Gerçekten de son yıllarda UNESCO’da Bulgaristan’la ilgili etkinliklerle hayata geçirmeye çalıştığım fikirlerin başarısı bu. Sanırım bu aynı zamanda Doğu Avrupa için de bir zafer. Hatta bu başarı Berlin Duvarı’nın yıkılışından yirmi yıl sonra UNESCO gibi önemli bir örgütün liderliğinde Doğu Avrupa için oldukça sembolik.
Kampanya mesajlarımın yerine ulaştığına inanıyorum. Onlar olumlu, hoşgörü yanlısı ve diğer adaylara saygı içeren ve örgütümüzün özellikle çok kültürlü diyalog, halklar arası anlayış, medeniyetler arası karşılıklı saygı ve çeşitlilikte birlik inşa edilmesi gerçeğini taşıyan mesajlardı. Ayrıca bu örgüte ilk kez bir kadın başkan seçilmesinin hiç de küçümsenmeyecek bir ayrıntı olduğuna ve önemli olduğuna dikkat çekmek isterim. O kadın ben olduğum için gurur duyuyorum.
Bulgaristan Avrupa Birliği’ne (AB) katılmakla daha mı güçlendi? Bir diplomat olarak böyle bir kanaate varabilecek uygun bir pozisyonda bulunuyorsunuz.
Evet, hiç şüphesiz Bulgaristan birlik içinde çok daha güçlü. Ama Bulgaristan’ın seçim sürecinin başı olan 7 Eylül’den beri tek adayı olduğumu söylemeliyim. Şüphesiz kampanyamın ileri bir safhasında AB ülkelerinden iki adayın yani bir siyasetçi olarak saygı duyduğum Benita Ferrero-Waldner ile Litvanya’nın UNESCP temsilcisi İna Marciulionyte’nin ayrılmasıyla Avrupa’da daha fazla desteğe sahip oldum.
Bu arada beni telefonla arayıp tebrik eden Ferrero-Waldner’a en içten teşekkürlerimi sunmak isterim. Ama AB dışında da destek aldım. 22 Eylül’de UNESCO’nun 58 üyeli yönetim kurulundaki oylamanın son turunda Mısırlı aday Faruk Hüsnü’nün 27 oyuna karşın 31 oy kazandım. Sizin sorunuza cevap olarak Avrupa ülkelerinin büyük bir kısmının desteği bu zaferin gerçekleşmesinde oldukça önemli oldu.
Bu sizin Avrupa desteğinizi kazandığınız ilk hadise değil. Bulgaristan’ın Fransa büyükelçisi olarak Libya’da ölüme mahkum edilen Bulgar hemşirelerin salıverilmesi için de oldukça yoğun faaliyetlerde bulunmuştunuz ve Komisyon adına Ferrero-Waldner den de olmak üzere kayda değer destek kazanmıştınız.
Hiç şüphesiz çift taraflı büyük elçi olarak her zaman bütün AB büyükelçilerinin olduğu gibi Fransa’nın da desteğini, yardımını ve dostluğunu hissettim. Bunu 22 Eylül’de bütün büyükelçiler önünde bizzat ifade etme şansına sahip oldum. Bu arada Ferrero-Waldner’in Bulgaristan’ın AB’ye katılımında gösterdiği büyük katkılardan ve özellikle hemşirelerin serbest bırakılmasından dolayı ülkemin en büyük ödüllerinden birine layık görüldüğünü kendilerine hatırlattım. Bu Bulgaristan’ın hiçbir zaman unutmayacağı bir katkı olarak kalacaktır.
Birden fazla yabancı dil konuşuyorsunuz. Ancak seçildikten sonra konuşmanızı Fransızca yaptınız. Neden?
Konuşmamı Fransızca yaptım çünkü Fransızca yalnızca AB’nin resmi dillerinden biri değil aynı zamanda ben Bulgaristan’ın Fransa büyükelçisiyim ve Bulgaristan Uluslararası Fransızca Konuşanlar Örgütü üyesi. Çünkü ayrıca ben İngilizce ve Fransızcanın resmi iş dili olarak eşit düzeyde kullanılmasından yanayım ve çünkü bu ilkeyi UNESCO’ya da taşımak istiyorum.
En büyük rakibiniz Mısır temsilcisiydi ki bu durum Avrupalı bir adayın Arap dünyasından bir adaya karşı durması şeklinde bir tartışma ortamı yarattı. Medeniyetler arasında ayrımcılığı beslemeye niyetiniz olmadığını mı söylüyorsunuz?
Kesinlikle hayır. Bu tür bir bölünmenin olmadığını düşünüyorum. Kampanyam sırasında da böyle bir ayrımcılık yoktu ve kampanyam bölünmedi, dünyanın bütün bölgelerine seslendim ki aralarında kendi Arap dostlarım da vardı. Kampanya sırasında Sayın Hüsnü’yü desteklediklerini bildiğim halde üç Arap ülkesini dolaştım. Bu ülkelerde kararlarına saygı duyduğumu ancak Arap dünyası, Arap dünyasının küresel sahnedeki rolü ve insanlık mirasına bu bin yılda yaptıkları katkılar hakkındaki düşüncelerimi kendileriyle paylaşmak için orada olduğunu söyledim. Böyle bir bölünmenin yersiz olduğunu düşünüyorum eğer karşı iddialara devam ederse ben de onları gidermeye çalışırım.
Ayrıca söylemeliyim ki Sayın Hüsnü ile az önce görüştüm; kampanyalarımız sırasında ilerlettiğimiz dostluk sayesinde kim kazanırsa kazansın birlikte çalışmaya devam etme sözü verdik. Kendisi beni tebrik etmek için aradı ve birbirimize tekrar aynı şeyi, birlikte çalışacağımızı söyledik.
UNESCO’da ne tür reformlar yapmayı düşünüyorsunuz?
Benden önceki başkan Koichiro Matsuura’nın örgütün şeffaflık ve güvenilirliğe dayalı idari yapısını geliştirmek üzere başlattığı reformlara devam edeceğim. Bu bence kriz zamanlarında daha da önemli. İddialı hedeflerimizle kıyaslandığında makul bir bütçeyle etkili ve faal bir yönetime ihtiyacımız var. Ve ben bu hedefe ulaşmak istiyorum.
Bir başka açı da şu: Mevcut zorlukları dikkate alarak önceliklerimizin bir kısmını, UNESCO’nun bazı görev unsurlarını yeniden düzenlemeliyiz. UNESCO’nun bilim, yenilikçilik, yeni teknolojiler, iletişim ve iklim değişikliğine katkıları gibi rollerine atıfta bulunuyorum. Örgütümüzün lider olduğu alanlara katkıda bulunmalıyız.
UNESCO’nun dünyanın geri kalan kısmıyla iletişimi geliştirmeye çalışacak mısınız?
Hiç kuşkusuz. Bu daha iyi yönetimin bir parçası. Görevlerini yerine getirerek sonuca gidebilen bir örgüt daha iyi iletişim kuracak ve daha fazla görünür olacaktır. UNESCO daha görünür hale geldiğinde elbette daha fazla nüfuz sahibi olacaktır.









