1970’lerin sonlarında “Reforma ve Açılma” sürecini başlatan Çin’de ekonomik dönüşüm harikalar yaratıyor. Reformlarla birlikte yüzlerce milyon yoksulluktan kurtulurken Çin dünyada ekonomik güç hâline gelmiş bulunuyor.
Ancak bu değişiklik Batılı güç odaklarını ekonomik ve siyasi kontrolün Pekin hükümetine kayacağı endişesiyle rahatsız ediyor. Çin’in iklim görüşmelerinde, G-20’de ve uluslararası diplomaside nüfuzunu giderek artırdığı görülüyor.
Küresel ekonomik krize güçlü bir teşvik paketiyle karşı duran Çinliler artık çevre dostu yeşil teknolojiye odaklanıyor. Bu durum, krizin Çin üzerindeki etkilerinin bir sonucu olurken ülke küresel ekonominin toparlanmasına katkıda bulunuyor.
2010 yılı ikinci çeyrek rakamlarına göre Çin ekonomisi Japonya’yı geride bıraktı. Bazı analistler Çin’in küresel finans krizi öncesinde atağa geçtiğini kaydediyor.
Son yıllarda Almanya, Fransa ve İngiltere’yi geride bırakan Çin’in 2030’a kadar ABD’nin de ilerisine geçebileceği tahmin ediliyor.
Haberler, Çin’in yeni küresel ekonomik güç olduğunu teyit ediyor. Pekin hükümeti ezel’i rakipleri olmasına rağmen Japonya’yı geride bıraktıkları gerçeğine daha ılımlı yaklaşıyor ve durumun Çinliler için şimdi büyük bir gurur vesilesi olduğu bildiriliyor.
Japon yetkililer rakamların tek çeyrek dönem sonuçları yerine yıl sonunda karşılaştırılmasının daha adil olduğunu belirtirken Çin’de hızla artan ekonomik büyüme ve Japonya’da yaşanan ekonomik sıkıntı dikkate alınırsa Japonya’nın yıl sonunda liderlikte kendini üçüncü sırada bulması kaçınılmaz gibi görünüyor.
Bu arada AB ekonomisinin yılın ikinci çeyreğinde son üç yılın en hızlı gelişmesini kaydettiği ve Almanya’daki yüzde 2,2’lik büyümenin bunda etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
Çin’de zorluklar devam ediyor
Çin’de kişi başına milli gelir Avrupalılar ve Amerikalılar ya da Japonlarla karşılaştırıldığında çok düşük. Özellikle çevreyle ilgili sıkıntılar ve sosyal adaletsizlik Pekin hükümetinin başını ağrıtmaya devam ediyor.
AB ve ABD Çin para birimi yuanın değer kazanması yönünde baskılara devam ederken Batılı liderler Pekin’in ihracatı artırmak için yuanın özellikle düşük değerde tutulduğunu ileri sürüyor.
Batılılar ayrıca Çin’deki fikrî mülkiyet rejimini eleştirerek himayeci politikaların Çinli firmalara yaradığını iddia ediyor.
Buna rağmen ekonomik kriz Batılı başkentleri özellikle ABD için kredi kaynağı olan Pekin’den daha fazla sekteye uğrattığı anımsatılıyor. Milyarlarca dolarlık döviz rezervine rağmen Çin dünyanın dolardan vazgeçmesi gerektiğinde ısrar ediyor.
Gelen haberlere göre Çin pek kuvvetli bir jeopolitik rolü olmamasına rağmen dünyanın en büyük ekonomisi olması garantilemiş bulunuyor.
Taraflar
Çin Merkez Bankası Başkan Yardımcısı ve Döviz İdaresi (SAFE) Başkanı Yi Gang enerji ve çevre korunmasının ekonomideki başarılarına rağmen ülkenin en büyük sorunları olduğunu kaydediyor.
“Nitekim Çin hâlihazırda dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Yer altı suları, hava ve karbon yayılması gibi çevresel unsurların getirdiği kısıtlamaların bugüne kadar eşi benzeri görülmedi. Bir başka sıkıntı da enerji ihracının dâhil olduğu kaynaklarda yaşanıyor.”
Peterson Uluslar arası Ekonomi Enstitüsü Ekonomisti Nicholas R. Lardy The New York Times’a yaptığı açıklamada:
“Bu son derece önemli. Son on yılda neler olup bittiğini iyi anlatıyor: Çin ekonomik açıdan Japonya’yı geride bıraktı. Çin bölgesindeki herkes artık ABD veya Japonya’dan daha büyük bir ticarî ortak oldu.
“Çin, şu anda dünyadaki belli başlı ürünlerin fiyatlarının birinci derecede belirleyicisi durumunda bulunuyor. Ve Çin hükümeti diğer hükümetlerin sahip oldukları kişi başına milli gelir rakamıyla yapamayacakları kaynak paylaşımı konusunda da karar verici hâline gelmiş bulunuyor” şeklinde konuşuyor.







