Logo EurActiv.com.tr

İsveç kendini ‘kriz dönemi başkanlığına’ hazırlıyor

Bookmark and Share
(en) (fr) (de)

11.06.2009
Devam eden mali ve ekonomik kriz, küresel ısınma, Avrupa Birliği (AB) seçimleri sonrasındaki kurumsal değişiklikler ve Lizbon Anlaşması’na ilişkin belirsizlikle ilgili olarak İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt ülkesinin mücadeleye hazır olduğunu ve 1 Temmuz’da AB’nin direksiyonuna geçmeye hazırlandıklarını kaydetti.

Haber

9 Haziran’da Avrupa Politika Merkezi’nde verilen öğle yemeğinde Reinfeldt “Geçenlerde bir yerde okudum. Yakında su kriziyle de karşılaşacağız. Ve bunu da listeye ekleyelim dedim,” şeklinde bir açıklama yaptı.

Avrupa çeşitli zorluklara karşı karşıya ancak Stockholm bunları göğüslemeye hazır, diye konuşan Reinfeldt ülkesinin geçici başkanlık döneminin insanların genelde İsveç’ten beklediklerinden biraz farklı olabileceğini kaydetti.

Bugünün İsveç’i AB içerisinde yeni, daha faal ve olumlu bir rol arıyor,” diye konuşan Reinfeldt hükümetinin Avrupa politikalarıyla ilgili bir takım emelleri olduğu gerçeğini açıklamaktan çekinmedi.

Bununla beraber Avrupa gündemini daha ileriye taşıyabilmek için İsveç’in uygun çalışma şartlarına ihtiyacı olduğuna dikkat çeken başbakan yeni Avrupa Komisyonu başkanı seçimini İrlanda’nın Lizbon Anlaşması için gideceği ikinci halk oylaması sonrasına bırakılması fikrini benimsemediklerini açıkladı.

“İsveç üzerine düşeni yapacaktır ama bizim Komisyon başkanlığında bir ortağa ihtiyacımız var ve o yeni yönetimle daha da güçlü olacak” diyen Reinfeldt Komisyon Başkanı José Manuel Barroso’nun merkez-sağın ve bazı sosyalist hükümetlerin yani İspanya, Portekiz ve İngiltere’nin önerdiği tek aday olduğunun altını çizdi. Yemek sonrası Reinfeldt gazetecilere “Şimdiye kadar yalnızca bir aday ismi işittim” dedi.

Mali ve ekonomik krizle mücadele

Reinfeldt’e göre, Komisyon’un yeni başkanının kim olacağını bilmek aynı zamanda başkanlık makamının mali ve ekonomik krizlere, iklim değişikliğine hemen cevap verebilmesine imkân tanıyacak.

İsveç başbakanı, birliğin mali fırtınalar ve ekonomik durgunlukla mücadelede oldukça başarılı olması gerçeğine rağmen AB’nin bankacılık sistemini destekleyecek birtakım kurallar ve ortak iyileşme planı üzerinde anlaşmaya varmak suretiyle uzun vadeli bir toparlanma dönemi için yeni tedbirler alması gerektiğine inanıyor.

Kimi analistlerle aynı görüşü paylaşmadığını söyleyen başbakan İsveç’te 1990’larda yaşanan bankacılık krizinin başarıyla üstesinden gelmiş olmalarını bir örnek olarak vermekten kaçındı. “Bundan tamamen kurtulmamız neredeyse on yıl aldı ve çok sayıda insan uzun süre işsiz kaldı. Bu kez böyle olmamasını sağlamalıyız.”

Finans piyasalarının yeniden işler hale gelmesi ve güvenin yeniden inşa edilmesi için İsveç’in AB dönem başkanlığı önce Komisyon tekliflerine uygun şekilde Larosière Raporu’nu esas alan daha iyi bir denetleme sistemi için çalışacak.

Ancak istikrarın yeniden sağlanması için Reinfeldt üye devletlerin mali politikalarıyla ilgili yapıcı tartışmaların başlatılmasını istiyor. “Büyüme ve İstikrar Anlaşması’na geri dönebilmek için ortak bir çıkış stratejisi üzerinde anlaşmamız gerekiyor” diyen başbakan ekonomik durgunluğun ulusal bütçelere baskı uyguladığına dikkat çekiyor.

“Eğer bugün içinde bulunduğumuz kriz halkın çok fazla kredi almasından kaynaklandıysa çözüm için hükümetlerin de aynı şekilde davranması gerekmez.”

İşsizlikle mücadele ve sosyal dışlanma

Tırmanışta olan işsizliği durdurmak için İsveç dönem başkanlığı yeni iş imkanları için kısa vadeli etkin iş gücü piyasasının oluşturulmasını ama aynı zamanda uzun vadede düşük karbon ekonomisine doğru yenilikçi hamleler tasarlıyor.

“Geleceğe baktığımızda Avrupa’nın sürdürülebilir büyüme ve tam istihdam için yenilenmiş bir stratejiye ihtiyacı var. Bu stratejiyle birliğimiz kendisini dönüştürebilir ve küreselleşmenin meyvelerini toplayabilir” şeklinde konuşan İsveç başbakanı Lizbon Anlaşması’nın yeniden gözden geçirilmesine ilişkin tartışmaları sona erdireceklerini ve 2010 ilk baharında AB’nin yeni bir Avrupa vizyonu benimseyeceği öngörüsünde bulunuyor.

Yalnızca ‘yeşil rüyalar’ değil aynı zamanda ‘yeşil gerçekler’

İsveç’in ittifaklar oluşturma ve önümüzdeki Aralık ayında Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da imzalanması beklenen uluslar arası iklim anlaşmasını teşvik noktasında rolü oldukça önemli.

“Geçtiğimiz yol bana sık sık derin bir ekonomik krizin tam ortasında ülkelerin ‘yeşil rüyalara’ para harcayamayacakları söylendi. Ama ben tersini iddia ediyorum. Bu ülkelerin kendi pahalı enerji kaynaklarını sürdürmeye güçleri yeter.”

İsveç başbakanına göre ülkelerin iklim değişikliği ve enerji konusu üzerinde çalışmaları kendi kamu finansman kaynaklarını geliştirebilir. Kazan-kazan durumu esaslı indirim çabalarını da içerir. “Gelişmiş ülkeler emisyon indirimlerinde öncü olmalı ve emisyonların yüzde 25-40 oranında aşağı çekilmesi gibi orta vadeli bir hedefe ulaşmalılar.”

Eğer diğer sanayileşmiş ülkeler de aynı şekilde davranmayı ve gelişmekte olan ülkeler de kendi kapasiteleri çerçevesinde katkıda bulunmayı göze alıyorlarsa AB, daha önce kararlaştırılan ve 2020’ye kadar yüzde 20 olacak şekilde açıkladığı emisyon indirim hedefini daha da artırma taahhüdünde bulunuyor.

CO2 vergisi: Çözüm, engel değil

İsveç’in gözünde sera gazı emisyonlarının yalnızca yüzde 40’ını kapsayan AB’nin Emisyon Ticaret Planı iklim değişikliğiyle mücadelede hızlı ve etkin bir yöntem değil. “CO2 vergisi koymamız lazım” diyen Reinfeldt bu konuda İsveç’in olumlu deneyimlerinden yararlanacaklarını kaydediyor. İsveç dışında Finlandiya, Danimarka ve Slovenya gibi AB ülkeleri de karbon emisyonlarına vergi uyguluyor.

1990’ların başından bu yana bütün AB ülkeleri için tek bir karbon vergisi uygulaması için bir takım girişimlerde bulunuldu. Ancak AB karbon vergisi hiçbir zaman hayata geçirilemedi. İngiltere ve Fransa gibi ülkeler bu konuya mesafeli yaklaştı.

Dahası aralarında İspanya, Portekiz ve İrlanda’nın da bulunduğu birliğin eski ancak daha az zengin ülkeleri kendilerinin ek vergi uygulamasından sanayileşmiş ülkelere göre daha fazla etkileneceklerini ileri sürüyorlar.

EurActiv’in bir sorusu üzerine Reinfeldt, “Bütçe açıklarının fazla olduğunu söyler ve kaynak yetersizliğinden söz ederlerse onlara düşük karbonlu bir ekonomi modelinin oluşturulmasında bunun etkin bir yol olmadığını söyleyeceğim” şeklinde cevap verdi.

İsveç başbakanı CO2 emisyonlarını aşağı çekmek için alınabilecek diğer bütün tedbirlerin çok daha fazla yatırım gerektirdiğini ve bütçelere CO2 vergisinden daha fazla yük bindireceğini kaydetti.

Türkiye, genişleme ve Doğu Ortaklığı

Reinfeldt’e göre, AB’nin genişlemesi birliği güçlendiriyor, güvenliği sağlamlaştırıyor ve Avrupa’nın uluslar arası arenadaki etkisini artırırken refah seviyesini ve kültürel çeşitliliği yukarı çekiyor.

İsveç’in AB dönem başkanlığı Türkiye ve Hırvatistan ile üyelik müzakerelerinin devam etmesini planlıyor.

“Türkiye konusunda farklı görüşler var ancak biz kendi taahhütlerimize odaklanmalıyız,” diye Reinfeldt bu Akdeniz ülkesinin enerji güvenliği ile ilgili stratejik öneminin altını çiziyor.

Bir diğer öncelik ise Doğu Avrupa ve Güney Kafkasya’daki (Doğu Ortaklığı) enerji kaynaklarıyla ilgili. Bu kaynaklar AB’nin kaynak çeşitliliği için bir potansiyel arz ediyor.

Geçen yıl Fransa’nın Akdeniz Birliği girişimin dengelemek üzere İsveç ve Polonya tarafından teklif edilen Doğu Ortaklığı projesi bu Kuzey Avrupa ülkesinin dönem başkanlığı sırasında dış siyaset önceliklerinden biri olacak.

Reinfeldt “Bu girişimin komşu ülkelerde istikrarı, demokratik reformları ve refah seviyesini artıracağına inanıyoruz” diyor. İsveç keza Batı Balkanların AB’ye üyeliğinin de hızlandırılmasından yana tavır alıyor. İsveç başbakanı bu taahhüdün altını çizmekte gecikmiyor.

Güvenlik ve hukukun üstünlüğünün temini

Diğer öncelikler arasında adalet ve iç işleri konularında daha fazla işbirliği yer alıyor. İsveç dönem başkanlığı sınır tanımayan bir Avrupa’nın sebep olacağı yeni zorluklarla mücadele için tedbirler almayı planlıyor.

Bu alanda en önemli öncelik “Stockholm Programı”nın müzakere edilmesi. Bu bağlamda, polis, sınır kontrolleri, gümrük işbirliği, ceza ve medeni hukukta işbirliği, sığınma ve göçün yanı sıra vize politikası ve vatandaşın korunması gibi konular yer alıyor.

Lizbon Anlaşması

Lizbon Anlaşması’nın onaylanması gibi AB ile ilgili konulara vatandaşların kayıtsız kaldığını kabul eden Reinfeldt, İsveç’in anlaşmanın bütün üye devletler tarafından onaylanmasından sonra bir an önce yürürlüğe koyulması için gerekli hazırlık çalışmalarını ele almaya hazır olduğunu belirtiyor. “Açıkçası vatandaş Brüksel bürokrasisinin iyi işlemesini ümit ediyor ve bizim işimiz bunu gerçekleştirmek.”

Arka plan:

Avrupa Birliği’nin (AB) altı aylık geçici dönem başkanlığını 1 Temmuz’da Çek Cumhuriyeti’nden devralacak olan İsveç görev süresince mali kriz, iklim değişikliği ve ekonomik durgunluk gibi birliğin karşı karşıya olduğu zorluklara çözüm bulmaya çalışacak.

Ancak İsveç aynı zamanda AB’nin çalışmalarına liderlik ederken Lizbon Anlaşması ve kendi görev süresi içerisinde anlaşmanın kabulü halinde uygulanması gibi önemli konuların ele alınmasına da öncülük edecek.

İsveç hükümeti daha önce 2001’in ilk altı aylık döneminde de geçici başkanlık görevinde bulunmuştu.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics