Haber
Erçakıca'nın basın toplantısında söylediklerinde satır başları şöyle:
Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat ile Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas tarafından sürdürülen doğrudan görüşmeler yarın saat 10:00’da devam edecek. Yarınki görüşmede ekonomi konusunun ele alınmasına devam edilecek.
Ekonomi konusunda iki liderin temsilcileri arasında yapılan yoğun görüşmelerde tarafların tutumu ayrıntıları ile ortaya konmuştur. İki lider yarın bu konuyu ele alacaklardır.
Ne var ki, Kıbrıs’taki görüşmeler devam ederken, Kıbrıslı Rum liderler, uluslararası temaslarında, Kıbrıs sorununu çarpıtarak aktarmaya devam ediyorlar. Gerek Kıbrıslı Rum lider Dimitris Hristofyas, gerekse Dışişleri Bakanı Markos Kipriyanu, dış temaslarında Kıbrıs sorununun Türkiye ile Kıbrıslı Rumlar arasında bir sorun olduğunu anlatma gayreti içindedirler.
Markos Kiprianu’nun dün Londra’da verdiği bir konferansta ‘Türkiye ile aralarındaki sorundan başka bir sorunları olmadığını’ söylediğini hayretle okuduk. Kıbrıslı Rum liderler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi sorumluluğunu tümüyle Türkiye’ye yüklemek gayretindedirler.
Kıbrıs Rum tarafının bu gayretleri, devam etmekte olan görüşme sürecine ne denli bağlı olduklarını, bu sürecin başarısı için neler yapabileceklerini ve bu süreçten ne beklediklerini açıkca ortaya koymaktadır.
Kıbrıs Rum liderliğinin, Türkiye’nin AB üyeliği sürecini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanma gayretleri, Türkiye hükümeti ile doğrudan görüşme ve Kıbrıs Türk tarafının izolasyonunu devam ettirme çabaları, Kıbrıs adasının tek hakimi olma isteklerinin göstergesi olarak değerlendirildiği zaman, görüşme sürecinin nasıl bir tehdit altında olduğu kolaylıkla anlaşılabilmektedir.
Bu arada, Türkiye-AB Ortaklık Konseyi çalışmalarında Kıbrıs sorunu en önemli gündem maddelerinden birini oluşturmuştur.
Önümüzdeki dönemde AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olan İsveç’in Dışişleri Bakanı, Kıbrıs sorununu ‘AB’nin önündeki en önemli sorun’ olarak nitelemiş ve dönem başkanlığı süresince sorunun çözümü için ‘kolaylaştırıcı rolü’ oynayabileceklerini ifade etmiştir.
Kıbrıs’ın AB üyeliği süreci, 2004 yılına kadar, Kıbrıs sorununun çözümü için bir motivasyon kaynağı olmuştur. Nitekim bu süreçte Annan Planı olarak anılan en kapsamlı çözüm planı ortaya çıkmış ve ilk kez eş zamanlı referandumlarla iki halkın onayına sunulmuştur.
Ne yazık ki, Kıbrıs Rum tarafının ‘hayır’ oyuna karşılık, AB üyeliğini elde etmesi ve bu üyeliği sürekli olarak Kıbrıs Türk halkı aleyhine kullanamaya çalışması, Avrupa Birliği’nin süreçteki rolünü olumsuz etkilemiştir.
Son haftalarda ortaya çıkan Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın Orams davası kararının da göstermiş olduğu gibi, Carl Bilt gibi iyiniyetli kişilerin tüm olumlu gayretlerine karşın, Avrupa Birliği Kıbrıs sorununda olumlu bir rol oynama kapasitesini yitirmiş bulunmaktadır.








