Arka Plan:
“Kurumsal çıkmazdan” son iki yıldan beri kurtulmaya çalışan AB liderleri nihayet 18 Ekim günü Lizbon’da gerçekleştirilen gayriresmi bir toplantıda yeni AB Antlaşması üzerinde mutabık kaldılar. Ancak son dakika taleplerinin ve kırmızı çizgilerin resmi imzalardan önce karşılanması gerekmekte:
İngiltere ve Polonya Temel Haklar Sözleşmesi’nde muafiyet seçeneğini kullandılar.
Polonya İoannina bendinin antlaşma metnine dahil edilmesi talebinde yarı yarıya başarılı oldu. Üye ülkelere bir takım önemli kararları geciktirme hakkının tanındığı söz konusu paragraf antlaşma metni yerine ayrı bir protokole dahil edilerek üye ülkelerin üzerinde daha kolay değişikliğe gidebilmelerinin önü açılmış oldu.
Öte yandan İtalya Avrupa Parlamentosu’ndaki sandalye sayısını bir artırmayı başardı. İngiltere ile eşit sayıda sandalye sahibi olan İtalya’nın yeni duruma göre Fransa’dan bir eksik sandalyesi bulunmakta.
İngiltere “kırmızı çizgilerini” savunarak adalet ve iç ilişkilerle ilgili iş birliği konularında muafiyet seçeneğini kullandı.
Taraflar:
Kurumsal reform
Avrupa Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler organizasyonu UEAPME nitelikli çoğunluğun oyunun gerekli olduğu bazı konularda kapsama alanının genişletilmesini alkışladı. Kurumun Genel Sekreteri Hans-Werner Müller konuyla ilgili olarak, “Reform Antlaşması’nın Avrupa kurumlarına daha fazla manevra hakkı ve alanı getirmektedir ve böylece uluslararası arenada Avrupa Birliği’nin sesini daha güçlü duyurmasına imkan tanımaktadır” derken AB liderlerinin listede vergi politikalarına yer vermemelerini eleştirdi. “Bu hayati önemi haiz politika küçük işletmeler için özellikle yararsız olan azınlık blokajlarına maruz kalmaktadır.”
Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu Yürütme Kurulu (ETUIC) muhalif bir görüşü benimseyerek “AB Reform Antlaşmasının iddiadan uzak” olduğunu ileri sürdü. “ Nitelikli çoğunluk oy sayısını arttırmak ve başına buyruk bir finans kapitalizmiyle küreselliğin karanlık yüzünü Birliğin kontrol edebilme yeteneğinin arttırılması yoluyla sosyal Avrupa’nın yeniden canlandırılması için gerçek bir fırsat doğmuştu. Ancak bunun yerine AB’nin çerçeve kurallarında bir seri ılımlı ayarlamalar yaptık; bu ise Avrupa’nın dünya sahnesinde kararlı davranış sergileyebilme süreci üzerinde sınırlı bir etkiye sahip.”
Avrupa genelinde tüm STK’ları bir araya getiren Sosyal Platform özellikle demokratik ilkelerle ilgili Madde 8B Başlık II konusunda hayli olumlu. “Kurumlar uygun ölçülerde vatandaşlara ve temsilci kuruluşlara Birliğin genelinde kendilerini tanıtma hakkı tanıyor. Kurumlar temsilci kuruluşlar ve sivil toplumla açık, şeffaf ve düzenli bir diyalog oluşturabilecekler.”
Sosyal Platform Başkanı Fintan Farrell bu yeni maddenin “işe yaramaz bir şekilde atıl kalmaması” gerektiğini belirtti. Farrel Portekiz dönem başkanlığına maddenin hemen uygulamaya konulması çağrısında bulundu. “AB’yi vatandaşlarla yakınlaştırmak sadece doğru kurumsal mevzuatın yerine getirilmesi değildir. Politika yapıcılar AB’nin halkın gereksinimlerine cevap vereceğine dair güven tazelenmesi için çalışmalı ve bu karar yapıcı süreçle ilintilendirilmelidir.”
Temel Haklar Sözleşmesi
ETUC da dahil olmak üzere tüm büyük STK’lar Reform Antlaşmas’nın yasal açıdan uygulanabilir kısmı olan Temel Haklar Sözleşmesinin kabulünü memnuniyetle karşıladılar. Ancak yine aynı kuruluşlar söz konusu sözleşmeden muafiyet seçeneğini kullanan İngiltere ve Polonya’yı kınadılar. ETUC Yürütme Kurulu İngiliz ve Polonya halklarının kararlarının ve diğer sınırlamaların sözleşmeyi ters yönde etkilemesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
Irkçılığa Karşı Avrupa (ENAR) isimli kuruluşun başkanı Bashy Quraishy de benzer ifadelerle Sözleşme’nin yeni konumunun etnik ve dini azınlıkların temel haklarının Avrupa genelinde korunması için atılan önemli bir adım olduğunu söyledi.
Ancak Quraishy AB temel haklar koşulları dışında kalmak isteyen birtakım ülkeler olmasının kendisini hayal kırıklığına uğrattığını da sözlerine ekledi. “Temel Haklar Sözleşmesinin dışında kalmak AB’nin temel haklar vaadinin özünü hafife almaktır; barış, demokrasi, karşılıklı saygı, hoşgörü, katılımcılık, adalet ve dayanışma ile sorumluluk paylaşımının başarılmasına katkıda bulunabilecek insan hakları kültürünün gelişimine engel oluşturmaktadır.”
Farrel ise, “Sözleşmenin yasal bağlayıcılığı” olduğunu belirterek Antlaşmanın parçası olması gerektiğini ileri sürdü. “Muafiyet seçeneklerinin uygulanması ile ilgili bir analizin en kısa zamanda yapılması ve Birliğin hedeflerine ve vaatlerine bağlılığının teminat altına alınması gerekmektedir.”
ETUC “yasal olarak uygulanabilir” ifadesinin üye ülkeler arasında karışıklığa sebep olmuş olabileceğine işaret etti. Bu kuruluş tarafından ayrıca Antlaşmanın onaylanması sürecinde işçi sendikalarının “Sözleşme’nin yasal bağlayıcılığı olduğu konusunda şüphe götüremeyecek şekilde emin olmaları” gerektiğinin altını çizdi.
EU hedefleri
Sosyal Platform “antlaşmada birkaç oldukça iyi şartın yer aldığını” bildirdi. Değerlerin ve hedeflerin ifade edilmesi, sosyal ve eşitlik paragraflarıyla katılımcı gelişmeye dair maddenin sosyal STK’lar açısından oldukça önemli olduğunun altı çizildi.
ETUC ilaveten “İşçi sendikaları bakış açısından metinde yer alan sosyal pazar ekonomisi kavramı ve tam zamanlı istihdam bir hedef olarak tanıtımının Nice Antlaşmasıyla karşılaştırıldığında önemli gelişmeler olduğuna işaret etti.
Ancak aynı kuruluş yeni anlaşma metninde sosyal ortakların rollerinin eski AB anayasa taslağındakine göre daha düşük profilli olduğuna ilişkin endişelerini iletti.
Kamu yararıyla ilgili hizmetler
UEAPME Reform Antlaşması’nda teklif edilen yeni bir tasarının kendilerini memnun ettiğini belirtti. Bu teklifle ilgili olarak Müller, “Her kamu kuruluşunun kamu yararıyla ilgili hizmetler konusunda AB mevzuatı gereğince karara varmakta ve bunu uygulama yönteminde özgür olmaları sayesinde kamu yararıyla ilgili hizmetler konusunda yılların kararsızlığına ve Avrupa’ya özgü şüpheci polemiklere nokta koymaktadır” dedi.
ETUC ayrıca AB düzeyinde düzenleyici bir çerçeveye gereksinim olduğunun altını çizen bir taslak protokolü de memnunlukla karşıladı.
İzlenecek yol
Tüm organizasyonlar Reform Antlaşması’na yol açan sürecin eleştirilmesinde hayli açık davrandılar. Müller bu konuda, “Avrupa başka bir yavaş ve acılı oyan sürecini kaldıramaz. AB liderleri bu gece resmen işe koyulmalıdır. Bu andan itibaren olumlu ivmeyi sürdürme kararı Avrupalı hükümetlerle vatandaşlara bağlıdır. Hızlı bir onay süreci 2009 yılında yeni bir dönemin şafağı olacak, yeni antlaşmayla öngörülen değişiklikler yürürlüğe girecektir. Bu ise, hiçbir şekilde kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak karşımızda durmaktadır” dedi.
Konfederasyon Avrupa Parlamentosu ve Komisyonu seçimlerini AB’nin reforma giden yolda yeni bir atlama taşı olarak gördüklerini ifade ettiler. Ayrıca, atlaşmanın imzalanmasıyla birlikte AB’nin sorumluluk alması gerektiği belirtildi. “Ekonomik politikaları, finans piyasalarının işleyişini; araştırma, geliştirme ve yenilik de dahil olmak üzere endüstri politikasının işleyişini içeren küreselleşme ve Avrupa’nın bir gözden geçirmeye ihtiyacı vardır. Bu durum sosyal Avrupa’nın işçilere değişimi içselleştirebilmeleri için edeceği yardıma yeni bir ivme kazandıracaktır” denildi.
Öte yandan Farrel AB liderlerine, “yakın bir hükümetlerarası görüşmeler sürecinden çok halk ve STK’lara yeni antlaşma şartlarının uygulamalarını tartışabilecekleri bir zemin hazırlama” çağırdı. “Yeni antlaşmanın katılımcı demokrasi ile ilgili maddesi atıl durmamalıdır; biz STK’lar olarak bu maddenin hemen Portekiz dönem başkanlığı tarafından uygulamaya konulması çağrısında bulunuyoruz.”







