1) Birleşmiş Milletler (BM) iklim değişikliği konferansı 3 Aralıkta Bali’de başladı. Avrupa Birliği’nin (AB) toplantıdan beklentileri neler?
Bu, iklim değişikliği ile ilgili gerçek bir küresel anlaşmaya yol açabilecek önemli bir sürecin başlangıcı. Altı ay öncesine kadar birçok insan bu noktaya erişebileceğimize bile inanmıyordu. Bunu hatırlamakta yarar var. BM çerçevesi kapsamında bir uzlaşıya varabiliriz. İnanıyorum ki Bali’deki herkes küresel bir anlaşmaya gerek olduğu noktasında birleşiyor.
Dolayısıyla AB, bağlayıcı hedefleri olan müstakbel bir BM çerçevesine doğru ilk adımların atıldığı bu toplantıdan çok şey bekliyor. Kendi araştırmalarımız ve BM İklim Değişikliği Paneli’ninkiler problemin büyüklüğünü ve hemen harekete geçilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Bu nedenle ana hedefimiz Kyoto Protokolü’nün sona erdiği 2012 yılından itibaren ilkim değişikliği ile ne şekilde mücadele edebileceğimiz üzerine bir anlaşma için müzakerelere başlama konusunda açık taahhütte bulunabilmek. Onaylama konusunda zaman kazanmak için 2009 yılını bu anlaşma için bir tarih olarak belirlemek zorundayız. Komisyon, küresel ısınmayı sanayi öncesi düzeylerinin iki Celsius derece üzerine nasıl sınırlanabileceği konusunda ortak bir vizyon ve uzlaşı arzu etmektedir.
AB kartlarını masaya koymuştur. Taahhütlerimiz açıktır. Umuyoruz ki diğerleri bizi takip edecektir. Bir dizi somut ölçütler ya da “yapı taşları” teklif ediyoruz. Gelişmiş ülkeler ielri teknoloji yardımıyla daha fazla emisyon indirimi ve küresel bir karbon piyasası sözünü vermeli. Gelişmiş ülkeler ayrıca gelişmekte olan ülkelere düşük karbonlu ekonomilere geçiş konusunda yardımcı olmalı. Gelişmekte olan ülkelerin emisyon indirimine katkıda bulunabilmeleri için adil ancak etkili yollar bulmalıyız. Uluslararası havacılık ve deniz ulaşımından yayılım konusu ormanların yok edilmesi konusuna eşdeğer bir şekilde ele alınmalıdır. Ayrıca düşük karbonlu teknolojilere araştırmalar için yatırımı nasıl arttıracağımızı da ciddi bir şekilde tartışmamız gerekiyor.
2) Sera gazı salımında Çin ABD’yi geride bıraktı ancak ABD emisyon indirimine gitmediği sürece kendilerinin de buna yanaşmayacaklarını belirtiyorlar. AB Bali’de bu çıkmazdan kurtulmak için ne çeşit bir çıkış yolu sunabilir?
Çin’den yeni döndüm. Bir uzlaşmaya ulaşabileceğimiz konusunda ihtiyatlı ancak iyimserim. Çin’e verdiğim mesaj gayet açıktı. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden aynı taahhütlerde bulunmalarını beklemiyoruz ancak Çin’deki şaşırtıcı ekonomik gelişme yöneticilerine yeni sorumluluklar eklemektedir.
Çin gibi gelişmekte olan ülkelerin mutlak emisyon indirim taahhütlerinde bulunmalarını beklemiyoruz. Ancak açıkçası bu ülkelerin küresel azaltma çabalarına daha fazla katkıda bulunmaları, ekonomik gelişmelerine yoğun emisyonu azaltabilecek her fırsatı kullanmaları konusunda kendileriyle işbirliği yapmak istiyoruz.
Çin’de üzerinde durduğum nokta bir soru ile özetlenebilir. Esasen Çin’in yükselişinin dünyada küresel ekonomiye bir tehdit olarak algılanmasını mı istersiniz yoksa bunu bir fırsat olarak algılanmamızı mı? Komisyon olarak bunu bir fırsat şeklinde görmenin daha iyi olacağını düşünüyoruz. Diyelim Çin, Hindistan, Vietnam ve diğer ülkelerde etkileyici bir ekonomik büyümenin dünya için büyük bir fırsat olduğuna inanıyoruz ancak öte yandan bunun diğer ülkelerin sorumluluklarını arttırdığına da inanıyoruz. Sözünü ettiğim sorumluluklar iklim değişikliği gibi küresel zorluklarla uğraşmak ile ilgili. Doğrusu bugün, ‘enerji yoğunluklu fosil metoduyla devam edeceğim, dünyanın geri kalan kısmında ne olduğu beni ilgilendirmez’ demek bugün mümkün değil. Çin hali hazırda iklim değişikliğini olduğu kadar kirlenmenin sağlık üzerindeki etkilerini de bizzat yaşıyor
3) AB ilim değişikliği ile mücadelede dünya lideri olarak tanınıyor. Fakat yeni bir BM raporu AB ülkelerinin emisyonların indirilmesi konusunda sınırlı gelişme gösterdiklerini ortaya koydu. (AB–15 için yüzde -1.5 ve AB–27 için yüzde -11.) Komisyon’un 2008–2012 dönemi hedeflerinin başarılabilmesi için aldığı ek tedbirler nelerdir?
Doğru yolda ilerlemekteyiz. Verdiğimiz sözleri ve 2012 için belirlenen hedefleri yerine getirebileceğimiz konusunda iyimseriz. Birçok tedvir 2004, 2005 yılında uygulamaya alındığı için çabalarımızın meyvelerini daha yeni toplamaya başladığımız hatırlanmalıdır.
Belki en önemlisi iklim değişikliğini ve enerjiyi siyasi gündemin en üstüne bütünsel bir yaklaşımla çıkarmamız olmuştur. Yüzde 20 enerji etkinliği, yüzde 20 yenilenebilir enerji kaynakları ve yüzde 20 sera gazı emisyonu mevcut hedeflerimizi yerine getirme konusunda sözümüzde durduğumuzu gösterir ancak orta vade gündemine de baktığımızı gösteriyor. Dahası Kasım ayında sunulan Avrupa Straetjik Enerji Teknoloji Planı ortak planlama yoluyla düşük karbonlu teknolojilerinde yeniliklerin hızlandırılmasını amaçlıyor.
Önümüzdeki haftalarda bizi gelecek faza götürecek bir dizi yeni girişimler teklif edeceğiz. 19 Aralıkta otomobil sektöründe 2012 yılına kadar kilometre başına emisyonların 120 gram azaltılması konusunda yasal tasarılar sunarak bir adım daha atmış olacağız. 23 Ocakta enerji ve iklim değişikliği ile uygulamaların yürürlüğe girmesi için hazırlanan teklifler paketi sunacağız. Pakette sürdürülebilir kömür teknolojileri ile yenilenebilir enerji kaynaklarının teşvik edilmesi ve Emisyon Ticareti Yönergesi’ne yer veriyoruz. Bu, küresel karbon piyasasının oluşturulmasına katkıda bulunacak.
4) Bazı AB ülkeleri ve enerji yoğunluklıu sanayiler Kyoto Protokolü’nde imzası bulunmayan ülkelerden ithal edilen mallara “sınır vergi düzenlemesi”uygulanması konusunda bastırıyor. Böyle bir sistemin DTÖ kuralları ile çatışmadan Avrupa’da nasıl uygulanabileceği konusunda ne dersiniz?
Avrupa Birliği koruyacak ama himayeciliğe girmeyecektir. İklim değişikliği ve enerji güven eksikliği ile uğraşırken aynı zamanda da maliyetleri en aza indirerek rekabeti de desteklememiz gerekiyor. Ocak ayında sunacağımız Emisyon Ticaret Planı gözden geçirmesinin ardındaki mantık kısmen budur.
Uluslararası anlaşmalar bulunmadıkça ki bu bize oyun alanı yaratıyor, belli birtakım sanayiler için karbon sızıntısı ve rekabet ile ilgili konuları düşünmek önemli: Enerji yoğunluklu endüstrilerin Avrupa’yı terk etmesi ve emisyon yayması ne çevre politikaları açısından ne de ekonomik açıdan uygun değil; bu belki Avrupa dışındaki daha yüksek sanayiler için de böyle. Bu sorunların ifade edilmesi için farklı seçenekler üzerinde çalışıyoruz; örneğin tercihan teknolojik enerji etkin göstergelerde serbest tahsisatların devam ettirilmesi, sektörde uluslararası anlaşmalar ile AB emisyon ticareti planına enerji yoğunluklu ürünlerin ithalatının dahil edilmesi ve ihracatçıların bunun dışında tutulması.
Bu seçeneklerin planlanmasında işe yarar olmalarının dikkate alınması gerekiyor, DTÖ ile uyum halinde olmaları ve üçüncü ülkelere uluslararası anlaşmaya katılmaları konusunda açık mesaj göndermeleri gerekiyor.
5) Şu anda düşük karbon teknolojileri konusunda AB ülkeleri lider durumda ancak yine söyleyelim Çin ve ABD devlet destekleri programları sayesinde bizi hızla yakalıyor. Avrupa’da ise bu tür büyük ölçekli programlar mali sorunlar nedeniyle hala uzak bir hayal. AB sınırlı bütçesiyle ne yapabilir? Daha büyük bir finansmanı olmaksızın dünya lideri olmaya daha ne kadar devam edebilir?
Avrupa’nın iklim değişikliği ile mücadelesinde para sorun olan tek şey değil, hatta hiç değil. Sınırlı bir fon ile de olsa AB araştırmalar ve yatırımcılar için doğru teşvikleri yaratabilir. Yatırımcılar, politikaların istikrarlı olduğuna inanırlarsa, sadece uzun vadeli yatırımda bulunacaklar ve daha fazla risk alacaklar. Ayrıca endüstri ile bağlantılarımız olması çok önemli; şirketlere ve yatırımcılara mümkün olan en iyi politikaları, düşük karbonlu teknolojilerin kullanımını ve gelişimini teşvik eden çerçeveleri sağlayabilmemiz de çok önemli.
Araştırmaların keza düşük karbonlu teknolojilerde yeniliklerin arttırılması için çok iyi koordine edilmesi gerekiyor. Bu ise, Kasım ayında sunulan Stratejik Enerji Teknoloji (SET) Planı’nın bir hedefi. 2008 yılı başlarında Komisyon bir idare kurulu oluşturarak SET planının uygulamaya konulmasını sağlayacak. Bu kurulun görevi politika ve programların koordinasyonu, kaynak sağlanması ve ilerlemelerin sistemli bir şekilde denetlenmesi ve gözden geçirilmesi. SET planının bir parçası olarak gelecek yıl bir dizi yeni girişimlerde bulunacağız. Avrupa Endüstriyel Girişimler adını verdiğimiz bu dizide araştırma ve ilgili aktörlerin bir araya getirilmesiyle yeniliklerin desteklenmesini hedefliyoruz. Komisyon ayrıca, enerji konusunda çalışan araştırmacıların daha iyi işbirliğinde bulunabilmesi ve planlama yapabilmeleri için Avrupa Enerji Araştırma Birliği’nin kurulmasını da teklif ediyor. Açıkçası bu alana daha fazla fon kaydırıp 2008 yılı boyunca düşük karbonlu teknolojilerin finansmanı ile ilgili fikirler ortaya atıyor olacağız.








