Logo EurActiv.com.tr

Semih İdiz: AB Başkanlığında mükemmel bir hiç

Bookmark and Share

23.11.2009
Milliyet'ten Semih İdiz yeni AB Başkanlığını yazdı.

Semih İdiz/Milliyet

Belçikalı sağcı (ve dinci) Başbakan Herman Van Rompuy’un AB Başkanı olarak seçilmesi Avrupa’da da kafaları karıştırdı. Tony Blair, Jean-Claude Juncker, Felipe Gonzales ve Wolfgang Schuessel gibi tanınmış adayların yerine, bilinmeyen birisinin seçilmesinin nedenleri araştırılıyor şimdi.
İngiliz Daily Telgraph gazetesinin “mükemmel bir hiç” (a perfect nobody) diye tanımladığı Rompuy’un, “farklı beklentilerin asgari düzeydeki ortak yanlarını temsil eden kişi” olarak görülmesi aslında sorunun yanıtını içinde taşıyor.
Özetle Rompuy, “güçlü şahsiyeti” için değil “tekneyi sarsmayacak kişiliği” için seçildi. Avrupa kamuoyuna, AB’nin diplomatik dilinde, “uzlaştırıcı kişi” olarak tanıtılmasının anlamı da budur. Ancak, Rompuy’un seçilmesinden dolayı Avrupa’da herkesin memnun olmadığı da ortada. 

Kardeşi de karşı
O kadar ki, komünist olan kendi kız kardeşi Christine de Rompuy bile abisinin politik anlayışına karşı. İkisinin yolları da zaten, Christine’in üyesi olduğu Belçika İşçi Partisi’nin seçim afişlerinde Rompuy’un hokkabaz olarak karikatürize edilmesinden sonra ayrılmış. 
Öte yandan Rompuy, basınımızda bol bol yer alan Türkiye hakkındaki olumsuz görüşleri nedeniyle de soru işaretlerine yol açmış bulunuyor. Bunun nedeni ise, “Türkiye Avrupalı değil” demesinden çok, “Türkiye Avrupa’nın Hıristiyan birliğini bozar” demesi.
Oysa Avrupa’nın laik karakterine bağlı olan ve çoğunluğu temsil eden kesimler, kıtanın birliğini “Hıristiyanlıkta” değil, “Hıristiyanlık sonrası” hümanist kültürel ve sosyal değerlerde görüyorlar. Bu kesimlerin içindeki Türkiye karşıtları da zaten, Ankara’nın bu değerlere uymaması nedeniyle AB üyeliğimize karşı çıkıyorlar.
Kaldı ki, Katolik’i, Anglikan’ı, Lutheren’i, Ortodoks’u ve ateisti ile kıtanın ortak bir Hıristiyan kimliğinden söz etmek de mümkün değil. Örneğin, Protestan ve Ortodoks kiliseleri, son yıllardaki dostluk gösterilerine rağmen, farklı Hıristiyanlık anlayışları nedeniyle hâlâ uzlaşabilmiş değiller.
Avrupa’da yaşayan 20-30 milyon Müslüman da kıtanın laik kesimlerini düşündürüyor. Başka bir ifadeyle, kıtanın “Hıristiyan” kimliğinin vurgulanması ile medeniyetler çatışmasının iyice körükleneceğinden, bunun da Avrupa’da büyük sorunlar yaratacağından endişe ediliyor.
Bunları bilen Rompuy da zaten, Türkiye konusundaki geçmiş açıklamaları hatırlatıldığında, “O görüşlerim önemsiz. Ben aslında bir hiçim. AB Konseyi ne derse onu yaparım” anlamına gelen açıklamalarda bulunuyor şimdi.  

Sıkıntı yarattı

Rompuy, Türkiye ile üyelik müzakerelerini yürüten AB Komisyonu’nun çalışmalarına da müdahale etmeyeceğini açıkladı. AB Konseyi’ni temsil ettiği için ve 27 üyenin Türkiye konusunda farklı görüşlere sahip olduğunu bildiği için zaten bu konuda farklı davranamaz.
Bu arada “AB Dışişleri Bakanı”nın Türkiye’nin üyeliğini destekleyen İngiltere’den seçilmiş olması ise Rompuy’un hesaba katması gereken bir diğer unsurdur. Zira Barones Ashton’u bu göreve getiren kendisi değil, üye ülkelerdir.
Buna rağmen, Rompuy’un seçilmesinin Ankara’da ve özellikle de AKP içinde sıkıntı yarattığı görülüyor. Zira -yukarıda sıraladığımız gerçeklerin doğru dürüst anlatılmadığı- kamuoyunda AB’ye karşı duyulan güvensizliğin bu seçimle artacağı düşünülüyor.

Endişeye gerek yok
Bu arada muhalefetin, “adamları memnun etmek için memleketi satıyorsunuz ama yine yaranamıyorsunuz. Rompuy’un seçilmesi bunu kanıtlıyor” diye kullanacağını tahmin etmek de,  Türkiye’deki mevcut siyasi atmosferde, normal sayılmalı.
AKP kuşkusuz bunu da hesaba katıyor. Fakat işin aslı o ki, Ankara’nın bu seçimden dolayı çok fazla endişelenmesini gerektiren bir durum yok ortada. Lizbon Antlaşması’nın onaylanmasından sonra, Rompuy’un AB’nin “dış” değil,  daha çok “iç” sorunlarıyla uğraşacağını da ayrıca hatırlamakta yarar var.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics