Avrupa Birliği, bir ilke imza atarak, ülkenin yüksek bütçe açığı sebebiyle Macaristan'a önümüzdeki yıl verilecek fonlardan 495 Milyon Avro'luk miktarı dondurma kararı aldı. Diğer taraftan, 2004 yılında Birliğe üye olan Macaristan'da 1 Ocak 2012 itibariyle yürürlüğe giren yeni Anayasa ve bir dizi yasal değişiklik; basın özgürlüğünü kısıtladığı, yargı ve merkez bankasının bağımsızlığını tehlikeye soktuğu gerekçesiyle AB'nin tepkisini çekmeye devam ediyor. Hatırlanacağı gibi, Avrupa Komisyonu, Ocak ayında Macaristan’a yönelik ihlal prosedürü başlatmıştı. Komisyon, 7 Mart tarihinde ise prosedürün ikinci aşamasını yürürlüğe koydu. Komisyon’un taleplerinin karşılanmaması ya da ikna edilememesi halinde ise bir sonraki aşama, konunun Avrupa Adalet Divanı'na taşınması.
İKV Kıdemli Uzmanı Zeynep Özler, Macaristan’da yaşananları Macaristan Avrupa Hareketi Başkanı Sosyolog Istvan Hegedüs’e sordu.
Macaristan’da yeni Anayasa’nın kabulünün yanı sıra yargı ve Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ile basın özgürlüğünü kısıtlamayı hedeflediği söylenen bir dizi yasal değişikliğin hayata geçirilmesi, dünya kamuoyunda ciddi eleştirilere yol açtı. Dışarıdan birine Macaristan’daki durumu anlatmanız gerekseydi, olup biteni nasıl açıklardınız?
Sağcı popülist parti Fidesz, 2010 yılında Macar parlamentosunda üçte ikilik ezici bir çoğunluk elde etti. Parti, antikomünist ve milliyetçi söylemle Macaristan tarihinde yeni bir siyasi dönem başlatma hedefini taşıyan “devrimci” bir bildiri yayımladı. Gerçek proje ise Avrupa Birliği ve dünyanın geri kalanıyla uzlaşmazlığa düşme pahasına, uzun vadede partinin gücünü pekiştirmeye dayanıyor. Demokratik normlar ve kültür ile anayasal denetim ve dengeler artık ciddiye alınmıyor. Hükümetteki partinin siyasi çizgisi giderek daha otoriter eğilimler gösteriyor.
Viktor Orbán, söz konusu değişiklikler için seçmenin desteğine ve halkın onayına sahip olduğunu söylüyor. Orbán’ın seçimlerde ezici bir zafer kazanmasını ve bugün çoğunlukçu politikalar izlemesinin önünü açan iç dinamikleri nasıl açıklıyorsunuz? Hala geniş kesimlerce destekleniyor mu?
Gerçekten de yargı, merkez bankası gibi devlet kurumlarının ve basının yeniden yapılandırılmasını ve neticede otokratik bir rejim kurmayı mı amaçlıyor?
Büyük zafer birçok etmene bağlı. Bunlar; önceki sosyalist ve liberal hükümetlerin zayıf siyasi ve ekonomik performansları, reform eksikliği ve Fidesz’in, hükümet tarafından hayata geçirilmek istenen reformlara yönelik popülist saldırıları, kamuoyunda aşırı sağa yönelim dahil olmak üzere sağa kayış ve ekonomik durumdan duyulan genel mutsuzluk gibi… Mevcut hükümetin popülerliği eskiye oranla buharlaştı; ancak demokratik siyasi partiler ve sivil gruplar halen zayıf ve parçalı bir görünüme sahip. Fidesz, siyasi iletişimde “halktan yetki aldık” dese de hükümetin tedbirleri ve eylemleri hakkında herhangi bir onaydan söz edemeyiz.
Orbán yönetimi altında, daha muhafazakar bireylerin yetiştirilmesinin yanı sıra aile değerlerinin ve dinin rolünün fazlaca vurgulanması gibi bir durum var. Aynı zamanda, Kulturkampf’a (kültür mücadelesi) yönelik çalışmalar yürütülüyor gibi gözüküyor. Klubrádió gibi aykırı sesler susturulmaya ve muhalif kişiler hükümet yanlısı kişiler ile değiştirilmeye çalışılıyor. Bunlar, Macar siyaseti için “normal” midir?
AB’nin tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Zamanında ve yeterli miydi? AB değerlerini muhafaza edecek şekilde mevcut eksiklikleri gidermede etkili olacağını düşünüyor musunuz?
Aşırı sağcı Jobbik Partisi ve AB bayraklarının yakılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Jobbik lideri açıkça AB karşıtı olduklarını; ne liberal ne de demokrat olduklarını belirtiyor; ortak tarih ve bağlara vurgu yaparak Rusya ve Türkiye ile işbirliğinden yana olduğunu ilan ediyor. AB üyesi bir ülkede bu tür açıklamaları ve Türkiye ile Rusya’ya yönelik bu ani ilgiyi nasıl okumak lazım?
Jobbik, Macaristan’ın AB’den ayrılması konusunda referanduma gidilmesini istiyor. Bu aşırı sağcı partinin aynı zamanda Yahudi karşıtı ve ırkçı sloganlarının öncelikli hedefi Roman nüfusu. Görüşleri arasında, görkemli Macar geçmişi ile adeta “efsanevi” bir bağlantı kuruyorlar ve burada Türkiye belki biraz rol oynar ama çok değil. Rus milliyetçileri ile Jobbik arasında ise özel iş bağlantıları olabilir.
Geçtiğimiz haftalarda, Avrupa Parlamentosu Sivil Özgürlükler komitesinde bir oturuma katıldınız. Geçmişteki Jorg Haider olayının aksine, AB, Macaristan’daki durumu nasıl ele alması gerektiği konusunda yeknesak bir tutum belirleyememiş gibi gözüküyor. Orbán’ın Avrupa Halk Partisi’nin Başkan Yardımcısı olması elbette bir etmen. Ancak, AB, aday ülkeler değil de üye ülkeler söz konusu olduğunda, daha az “yumuşak güce” ve daha etkili bir “koşulluluk politikası”na mı sahip?
Avrupa Birliği, aday ülkeye kıyasla üye ülkeye önerebilecek çok daha az teşviğe sahip. Geçtiğimiz on yılda, hem siyasi hem de iktisadi anlamda genel bir gelişme kaydedildi. Bugün, AB ülkelerinin ikili tedbirler uyguladığı Avusturya örneğinin ötesine geçilerek, Macaristan’da cereyan eden olaylara daha farklı bir tepki verilebilir. Avrupa Temel Haklar Şartı, demokrasinin kalitesi ile ilgili tartışmalarda bir başvuru kaynağı haline geldi. Lizbon Antlaşması ile yasal bağlayıcılık kazanan bu metin, Macar makamları ile yaşanan tartışmalar bağlamında daha da önem kazandı.
2014’de Macaristan’daki seçimleri ve AB’nin içinde bulunduğu mali krizi göz önünde bulundurduğumuzda, gelecek için ne gibi öngörülerde bulunursunuz?
Fidesz, büyük partileri kayıran yeni bir seçim yasası yürürlüğe koydu; eski sistemden daha çoğunlukçu ve geleneksel olarak sağda yer alan seçmenlerin etkisini artıracak şekilde seçim bölgelerini yeniden tasarladı. Bu değişikliklere rağmen, potansiyel güçlü bir muhalefet, 2014’deki seçimleri kazanma şansına sahip olabilir. Tabii, eğer kayıtsız ve kararsız seçmenlerin güvenilirliğini kazanabilirse. Macaristan’ın ekonomik durumu ise oldukça karamsar gözüküyor: Hükümet, “farklı” ulusal bir ekonomi politikası yürütmek konusunda ısrarcı oldu ve de başarızlığa uğradı. Öyle ki Avrupa Komisyonu, Uyum Fonu’ndan kaynak aktarımının durdurulabileceğine dair uyarıda bulunmak zorunda kaldı.
Demokratik toplum ve Avrupa kurumları, ilk şaşkınlığı atlattıktan ve Macar hükümetinin provokasyonlarının ciddiyetinin farkına vardıktan sonra, bu duruma daha kesin bir dille tepkilerini gösterdiler. Diğer taraftan, daha önce buna benzer bir deneyim yaşanmamış ve Avrupa Komisyonu’nun, göreceli olarak, yasal yollara başvuru olanakları oldukça kısıtlı. Aynı zamanda, Avrupa Halk Partisi’ne üyeliğin söz konusu olduğu bir üye ülkede nasıl hareket edilmesi gerektiği konusunda siyasi taktik ikilemi yaşanıyor. Avrupa Parlamentosu, Macaristan’daki siyasi gelişmeler hakkında üç tane kritik karar yayımladı. Aynı zamanda, basın üzerindeki uluslararası baskı ve uluslararası kurumların sesi, demokratik küresel ve Avrupalı aktörlerin Macaristan’daki durum hakkındaki endişelerini dile getirme konusunda halen etkili. Avrupa Komisyonu’nun müdahalesiyle, bazı temel yasal demokratik tedbirlerin ve usullerin muhafaza edilmesi söz konusu olabilir; ancak hükümetin getirdiği radikal değişiklikler, Macaristan açısından uzun vadede sorun yaratacak şekilde bizimle kalabilir. Muhafazakar milliyetçiler ile Batı yanlısı liberaller arasındaki Kulturkampf, uzun bir geleneğe dayanır. Bu defa, hükümet çok iyi bilinen liberal filozoflara saldırarak, parlamento binasının bulunduğu büyük meydanı İkinci Dünya Savaşı öncesindeki duruma göre yeniden düzenledi. Diğer taraftan, yüksek kültür her zamankinden daha az önemsenmeye başlandı. Yeni rejimin, kahramanlaştırılan Macar geçmişine atıfta bulunmak dışında herhangi bir resmi kültürel ideolojisi bulunmuyor. Klubrádió’yu susturmaya yönelik hamleler, hükümetin genel olarak kamu alanını ele geçirme çabaları ile örtüşüyor.







