AB tarihinin ikinci dönem başkanlığına hazırlanan İsveç, AB kurumlarının yenilenmesinden, ekonomik krize kadar bir dizi zorlayıcı etmenle karşı karşıya.
Konuya ilişkin, İsveç Avrupa Politika Çalışmaları Enstitüsü’nden Anna Stellinger Euractiv’in sorularını yanıtladı.
1 Temmuz itibariyle İsveç 6 aylığına AB dönem başkanlığını üstlenecek. Temel zorlayıcı unsurların neler olacağını düşünüyorsunuz?
İsveç’in ikinci dönem başkanlığı zorlu bir döneme denk geldi. Birbiri ardına gelen krizlerin yanı sıra Birliğin içinde ve dışında öngörülen ve öngörülemeyen bir dizi zorluk var. Ayrıca, AB sınırlarını da kesen, ekonomik kriz, kitle göçü ve domuz gribi gibi ulus aşan krizler var. Yeni parlamentonun seçildiği, yeni Komisyon’un atanacağı ve yeni bir AB anlaşmasının yürürlüğe girebileceği bir dönemde AB dönem başkanlığını almak başlı başına büyük bir zorluk. İsveçli temsilciler büyük beklenti yaratan dönem başkanlığında karşılarına çıkacak güçlüklerin bilincindeler, hatta Dışişleri Bakanımız Cecilia Malmström’ün deyişiyle “İsveç, beklenmedikleri ummaya ve planlanmayanları planlamaya hazırlıklı.”
İklim değişikliği gündemimizin en üst sıralarında, özellikle de Aralık 2009’da Kopenhag’da düzenlenecek BM İklim konferansında görüşülecek Kyoto sonrası İklim Değişiklği anlaşmasına katkıda bulunmayı umuyoruz.
Diğer önceliklerimiz Ekim zirvesinde kabul edilebilecek Baltık Denizi Stratejisi , Lizbon Stratejisinin takibi ve Lizbon Anlaşmasının uygulanmasının hazırlık aşaması.
Genişleme ise bir başka önceliğimiz. İsveç, genişleme yanlısı olmasının ötesinde bu konuda bir hayli aktif. Balkanlarda Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Karadağ’ın yanı sıra İzlanda’dan gelecek üyelik başvurusu şüphesiz İsveç öncelikleri arasında yer alacak.
Ancak her zaman olduğu gibi, öncelikleri sıralarken bir dizi belirsizlik de çıkıyor karşımıza. Fransa ve Çek Dönem Başkanlıkları önceliklerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini gösterdi bize.
Son aylarda ekonomik durgunluk Avrupa’nın en önemli gündem maddesi. Bu konuya ilişkin İsveç’in özel bir girişimde bulunması beklenebilir mi?
Ekonomik krizin etkileriyle baş etmek, İsveç Dönem Başkanlığı’nın önceliklerinden biri olarak tanımlanmış durumda. Ama bunun ötesinde İsveç’in daha açık bir duruşu var, ekonomik krizle mücadelede korumacı politikalar benimsemesinin ters etki yapacağını, AB’nin ancak küresel rekabeti güçlendirerek, araştırma, inovasyon ve eğitim sistemlerine yatırım yaparak refaha ulaşacağına inanıyoruz.
İsveç Dönem Başkanlığı, Lizbon Stratejisi tartışmalarını daha ileri götürerek, liberalizasyonu ve KOBİ’ler için daha az düzenleyici yükün savunuculuğunu yapacak.
Kurumsal konular gündemin üst sıralarında yer alıyor. İrlanda’daki ikinci Lizbon anlaşması referandumu, yeni Komisyon atamaları gibi iki temel konu birbiriyle bağlantılı. Avrupa Komisyonu’ndaki değişim ışığında, İrlanda referandumundan çıkacak sonuçlara ilişkin ne gibi senaryolar görüyorsunuz ?
Az önce de belirttiğim gibi İsveç Dönem Başkanlığı en umulmadık senaryolara karşı hazırlanıyor, bunların arasında yeni bir anlaşmayla yönetilecek bir AB’ye liderlik etmek ya da İrlanda’nın olası bir “hayır” cevabıyla baş etmek de var.
İrlanda’daki referandum da, Lizbon Anlaşmasının yürürlüğe girişi de çok yüksek ihtimalle İsveç Dönem Başkanlığı’nda gerçekleşecek.
Ancak, Yüksek Temsilci, Konsey Başkanı, Komisyon Başkanı ve Dönem Başkanlığından oluşan çeşitlendirilmiş AB liderliği bu görevlere atanacak ya da seçilecek kişilere bağlı olacak.
Bu kilit pozisyonlara gelecek kişiler şüphesiz, İsveç Dönem Başkanlığı ve şu anki Komisyon’un liderliğinin ötesinde Avrupa’nın gelecek yıllardaki dengelerini etkileyecek.
Büyüme ve istihdam açısından Lizbon Gündemi’nin 2010 sonrasına ertelenmesi için tartışmalar başladı. İspanya Dönem Başkanlığı öncesinde kabul edilecek yeni stratejiyi İsveç, Konsey’deki üye devletler arasında yönetecek gibi görünüyor. Üye devletlerin ekonomik durgunluk döneminde nasıl bir tepki vereceğini düşünüyorsunuz? Kimi konularda üye devletlerin koalisyon oluşturmasını bekliyor musunuz?
Lizbon Gündemi İsveç Dönem Başkanlığı önceliklerinden. Az önce belirttiğim gibi, İsveç Birliğin inovasyon ve araştırma politikalarının daha da güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. İstihdam yaratımı da bir diğer odak noktamız.
İsveç Dönem Başkanlığının amaçları, Lizbon Stratejisi sonrası olacakların unsurlarını, temellerini belirlemek, önümüzdeki on yıl ve daha fazlasının karşımıza çıkaracağı zorluklarla yüzleşmek . Bir başka deyişle, İspanya Dönem Başkanlığı’nın son kararı vermesi için gerekli hazırlıkları yapmak.
Diğer ülkelerin tepkilerine gelinecek olursa, İsveç’ten inovasyon, araştırma ve eğitim konusunda kararlı hedefler içeren Lizbon sonrası stratejinin savunucusu olmasını bekleyebilirler.
İklim değişikliği görüşmeleri de başkanlığınızın önemli konularından biri olacak., özellikle Aralık ayında gerçekleşecek Kopenhag Konferansı. Sizce, Avrupa şimdiden, Aralık ayında kabul edilecek iklim değişikliği ve enerji paketi için ev ödevlerini yaptı mı? Avrupa ve İsveç daha ne yapabilir?
Aralık 2009’da gerçekleşecek Kopenhag konferansı, İsveç Dönem Başkanlığı öncelikleri arasında çok önceden belirlendi ve sunuldu. İsveç kamuoyu da iklim değişikliğini AB’nin birincil öndelikleri arasında tanımlıyor.
İsveç’teki siyasi muhalefet Kopenhag’dan hükümetin çıkaracağı sonuçları, eğer kabul edilebilir bulmazsa yargılayacaktır ve eleştirmekten de hiç çekinmeyecektir.
Diğer bir deyişle, iklim değişikliği müzakerelerinin başarısı, AB Dönem başkanlığı açısından farklı düzeylerde büyük önem taşıyor.
Kopenhag konferansını başarıya ulaştırmak, İsveç Dönem Başkanlığı için ortak bir Avrupa tutumu benimsenmesi, gelişmekte olan ülkeler için daha güçlü bir refahın yaratılması ve azimli ve önümüzdeki on yıllar için gerçekçi olan bir protokol öne süren ABD’yle iyi bir zeminde iletişim kurularak başarılabilir ve tüm bunlar oldukça zorlu olacak








