Logo EurActiv.com.tr

Belçika AB Dönem Başkanlığı

Bookmark and Share

Belçika, Flaman ayrlıkçı lider Bart De Wever’in yüksek oy aldığı ulusal seçimleri takiben göreve gelen geçici hükümet ile, Avrupa Birliği’nin altı aylık geçici dönem başkanlığını 1 Temmuz 2010 itibarıyla devraldı.

Kilometre taşları

  • 1 Temmuz: Belçika AB Dönem Başkanlığı başladı.
  • 7 Temmuz: Başkanlık programının Avrupa Parlemento’sunda (AP) resmen sunumu.
  • 28-29 Ekim: AB zirvesi, inovasyon politikası ve ekonomik yönetim gündemiyle.
  • 16-17 Aralık: AB zirvesi
  • 31 Aralık: Belçika Dönem Başkanlığı’nın bitimi.

Politika Özeti

AB kurumlarına ev sahipliği eden ulusların bulunduğu bölgelere daha fazla güç aktarılmasının yolunu yapan milliyetçi Yeni Flaman Birliği (N-VA), 13 Haziran’da Belçika’nın Felemenkçe konuşulan kısmında yapılan seçimlerde ezici bir üstünlük sağladı.

Flaman milliyetçi kazanımlar, sosyalistlerin Fransızca konuşan Wallonia’da aldığı geniş zafer ile eşleştiriliyor. Her iki partinin de oluşturulacak hükümet koalisyonlarına öncülük etmesi bekleniyor.

Seçimleri tetikleyen olay Flaman liberal partisi Open-VLD’nin, Belçika’nın Fransız ve Felemenkçe konuşulan bölge partileri ile yaşadığı seçim sınırlarına yönelik bir anlaşmazlıktı.

Belçika Kralı Albert II, Başbakan Yves Leterme’ye yeni bir hükümet oluşturulana dek koruyucu pozisyonda kalmasını söyledi. 

Konu Başlıkları

Program

Belçika tarafından tanımlanan hedefler, büyük oranda İspanya Dönem Başkanlığı tarafından 2010’un ilk yarısında açıklanan öncelikleri yansıtıyor. Bu hedefler aynı zamanda, Belçika’nın İspanya ve Macaristan ile oluşturduğu yeni “üçlü” başkanlık formatı olan birleşik 18 aylık program ile de örtüşmekte.

Belçika’nın nihai AB başkanlık programı, 16 Haziran’daki bir toplantıda Başbakan’ın kabinesi ve Belçika seçmen bölgeleri tarafından resmi olarak kabul edildi:

  • Toplumsal-ekonomik konular: Finansal marketlerin teftişini arttıracak; yeşil (çevreye duyarlı) işleri, inovasyon ve ‘yeşil bir bilgi ekonomisi’ne geçişi teşvik edecek bir önlemler paketi ile süregelen ekonomik krizin üstesinden gelerek büyümeyi yeniden sağlamak.
  • Toplumsal konular: Başbakan’ın “gözümüzde büyük önemi var dediği” toplumsal bağlılık konusunu fakirlikle savaşmak suretiyle desteklemek, genel ilgi alanlarına ilişkin hizmetlerde ilerleme kaydetmek, AB’nin sağlık ve yaşlanma konularına dair katma değerinin altını çizmek, vergilendirmeyi AB’nin istihdam, enerji, ulaşım, ve emisyon azaltılmasına dair diğer hedeflerine uyacak şekilde ayarlamak.
  • Adalet ve içişleri: 2009’da İsveç Dönem Başkanlığı’nda yürürlüğe giren Stockholm Programı’nı uygulamak, mahkeme kararlarının ortak tanınmasını ikame ettirmek.
  • Dış ilişkiler: AB’nin genişleme politikasını devam ettirmek ve AB’nin yeni diplomatik organı olan Avrupa Dış Hareket Hizmeti (European External Action Service- EEAS) devreye sokmak.

Bu programın, yeni bir hükümet göreve başlasa da değişmeden kalacağı umuluyor. Zira program, federal devlet, ülkenin seçmen bölgeleri ve siyasi partileri arasındaki uzun bir müzakere süreci sonucunda ortaya çıkmış bulunuyor.

Ekonomik yönetişim ve Euro

Euro bölgesinin istikrarı konusunun, Avrupa Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy’un ekonomik yönetişim konulu çalışma kolunu arz edeceği 28-29 Ekim’deki AB liderleri zirvesine egemen olacağı tahmin ediliyor.

2011’den itibaren üye devletler, Avrupa Komisyonu ve diğer AB üye devletlerinin temel planın ekonomik varsayımlarını değerlendirebilmeleri için, yılın ilk yarısında bütçe verilerini Brüksel’e sunacak.                                     

Şu ana dek AB, bütçe açıklarını yoğunlaşıyor ve borç durumunu göz ardı ediyordu, fakat bu durum gözden geçirilen Pakt ile düzeltilecek. Buna rağmen, AB ülkeleri halen ilerleme yolunda bölünmüş haldeler, ve bazıları finansal cezaların ekonomik problemleri alevlendireceği görüşünde.

Van Rompuy Çalışma Kolu, AB bölgesel fonlarını kısıtlamanın hatalı hükümetleri cezalandırmak için bir seçenek olup olmadığına bakacak. Bununla birlikte, daha önceki dönemlerde gündeme gelen ve ülkelerin oy hakkının askıya alınmasını öneren bir Fransız-Alman önerisi, diğer üye devletlerden soğuk tepki almıştı. Dahası, bunun gibi geniş kapsamlı yaptırımlar AB antlaşmasında değişiklikler yaptırılmasını gerekli kılar ki bu da Almanya bir yana çok az üye devletin olumlu bakacağı bir konu.

Fransa Başkanı Nicolas Sarkozy, euro bölgesi üyelerine uygulanacak yaptırımların, Birleşmiş Krallık (BK) ve Danimarka gibi tek para birimi uygulamasının dışında kalmayı seçen ülkelere göre daha sert olmasını önerdi ki bu da BK’nın yeni liderine de çok cazip gelecek bir öneri.

Fransız duruşu, önerilen “ekonomik yönetişim”in yalnızca euro bölgesi değil tüm AB üyeleri için olması gerektiğini savunan Alman görüşü ile çatışmakta. Bununla beraber az da olsa diğer büyük AB ülkeleri de ekonomik egemenliklerini kaybetmekten korkuyor. Fransa ve Almanya her ikisi de, Avrupa milli bütçe planları bağımsız değerlendirmelerinin parlamentoları asıl görevleri olan kendi milli bütçelerini onaylamaktan mahrum etmemesi gerektiğinin altını çizdiler.

Sarkozy, Avrupa ekonomik politika kararlarının “federal olmadığı”nın altını çizerek uygulamanın devlet ve hükümet başkanları arasında “oybirliği kararı” ile gerçekleştiğini belirtti.

İnovasyon politikası

İnovasyon politikasının Belçika Dönem Başkanlığı’nın ana eksenlerinden birini oluşturacağı tahmin ediliyor. Nitekim sonbaharda olacak Avrupa zirvesi de bu konuya yoğunlaşacak.

28-29 Ekim’de Brüksel’de buluşacak AB liderleri, odağın fikri haklar, araştırma fon temini, kamu alımları ve inovasyon alt yapısı olacağı zirvede yeni bir ‘Araştırma ve İnovasyon Planı’nı tartışacaklar.

Avrupa Komisyonu, hükümetlerin gayrisafi yurtiçi hâsılalarının ortalama %3’ünü araştırma-geliştirmeye ayırmalarını istiyor. Lakin gelişmiş ülkeler, düşük seviyede yatırımı olan ülkelere göre daha yüksek hedeflerle yüz yüze gelecek.

Diplomatik kaynaklara göre, hükümetlerin ısrarı üzerine, Komisyon’un önerdiği topluluk çapında %3 hedefe- ki bu da ulusal hedeflerin eninde sonunda %3 seviyesinin altına gelebileceğini gösteriyor- isabet eden bir “yük paylaşımı” elementi olmayacak.

Planın nihai hali Aralık ayındaki zirvede onaylanacak ki bu da ulusal sanayi ve araştırma bakanlarına Komisyon’un önerisini detaylı olarak anlatma zamanı tanıyor.

Arka koltuk rolü

Avrupa ilişkileri bakanı Olivier Chastel, Belçika’nın Aralık’ta yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nı – ki biri AB Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve diğeri Avrupa Konseyi kalıcı başkanı olmak üzere yeni iki adet yüksek profilli pozisyon yaratmıştı- takiben başlayan uygulamadan “kopma” göstereceğini belirtti.

Chastel’e göre, Belçika Dönem Başkanlığı, AB Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ve AB Başkanı Herman Van Rompuy’un “arka koltuğu”nda yer alacak. “Her ikisi de kendi yetkinlik alanlarında tam sorumluluğa sahip olacaklar.” diyen Chastel ekledi, başka bir deyişle “devlet başkanı, ya da bizim durumumuzda başbakan ve dış işleri bakanı gibi kendilerini öne çıkarma alışkanlığı olanlar” daha az görünürlüğe sahip olacak.

Üst kademede geçiş

Bu arada, 17 Haziran’da Kral Albert II’nin Bart De Wever’i yeni hükümet için seçenekler keşfetmesi konusunda aday göstermesiyle, Belçika’da koalisyon konuşmaları başladı.

De Wever, 23 Haziran’da Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ile olan görüşmesinin ardından, “Geçiş, başkanlığın verimliliğini etkilemeyecek” dedi.

Ülkenin Fransızca konuşulan güney bölgesindeki seçimleri kazanan Sosyalist Parti ‘nin (PS) lideri olan Elio Di Rupo da koalisyon görüşmelerinin “olabildiğince çabuk” tamamlanmasını dilediğini belirtti.

Di Rupo, sosyalistlerin –Felemenk muadilleriyle birlikte- yeni parlementoda en fazla sayıda sandalyeye sahip olması nedeniyle, Belçika’nın yeni başbakanı olması en yüksek ihtimalli aday olarak görülüyor.

Katı frankofon partilerin uyardığı üzere, Fransızca konuşan azınlıkların korunması, Brüksel etrafındaki Brüksel-Hal-Vilvoorde seçmen bölgesini ayırmak konusundaki müzakerelerde bir “mutlak prensip” olmalı.

Diğer hassas konularsa toplumsal-ekonomik güçlerin bölgelere transferini –ki pek çok Flaman partinin dile getirdiği bir istekti-  içeriyor. Lakin bu, daha fakir olan ve işsizlik oranları zengin kuzeye göre iki kat fazla olan Wallonia’nın zor hazmedeceği bir konu.

Taraflar

Antwerp Üniversitesi’nden Steven Van Hecke ve Peter Bursens, Belçika Dönem Başkanlığı’nın yurtiçindeki siyasi karmaşadan pek fazla etkilenmeyeceği görüşündeler.

Van Hecke ve Bursens’a göre, “Hem Belçika başbakanı hem de dış ilişkiler bakanının daha az Avrupa işi olacak. Lizbon Antlaşması sayesinde, zamanlarının çoğunu iç işlere ayırabilecekler.”

Dönemsel başkanlığın halen yetkili olduğu alanlarda –çevre, tarım ve ortak market- ise hazırlıklar zaten iyi ele alınmış bulunmakta ve kamu personelleri ile diplomatlar da “toplantıları yönetme ve uzlaşma oluşturma konusunda eğitimli olacaklar”.

Son olarak, bu iki uzmana göre, yeni federal hükümette hangi partiler yer alırsa alsın “Belçikalı Avrupa pozisyonu değişmeyecek.”

Madrid bazlı düşünce kuruluşu FRIDE’de bir uzman olan Oladiran Bello ise farklı bir argüman savunuyor. Ona göre, ortada  “AB başkanlığının, ülkenin dikkatini iç olaylardan uzaklaştıracağına ilişkin sağlam temelli endişeler var.” EurActiv’de yayınlanan bir makalede Bello, İspanya’nın dönem başkanlığından alınacak iki ders olduğundan bahsediyor.

“Bunlardan ilki, kötüye giden ekonomik durum baskısı ve İspanya muhalefetinin fırsatçı şovenliğinin, hükümeti AB başkanlığını İspanya Başkanlığı’nın gerçek ve hayali ‘başarı’ hikâyelerini yeniden ve abartarak dile getirmesi için bir platform olarak görmesine yol açtı. Ne iç kitlelerin dikkatini dağıtma umudu ne de abartılan zarif diplomatik yaygara, çoktan endişeleri artmış olan İspanyol halkını kandıramadı.”

“İkincisi, Lizbon sonrası gündeme gelen dönemsel başkanlığın öneminin azalacağına dair söylentilere istinaden, az retorik çok içeriğe yönelik bir yaklaşım Brüksel’in dönemsel başkanlığını katma bir değer olarak gösterebilir.”

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics