Havacılık güvenliği
Havaalanları ve uçaklarda daha sıkı güvenlik önlemleri terörist tehditleri ortadan kaldırmak amacıyla benimsendi, ancak havayolu şirketleri yakıt faturalarının inanılmaz boyutlarda artması nedeniyle bilet ücretlerinin de yükseldiği bir sırada bu durumun yolcuların aleyhine gelişebileceği uyarısında bulunuyorlar. 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra havacılık güvenliği siyasi gündemde yerini aldı. Hâlbuki bundan önce, Avrupa Birliği’ne (AB) üye ülkeler havada güvenlik konusunda kendi kurallarını uyguluyorlardı. 2002’de kabul edilen ortak kurallar: Havaalanlarının ve uçakların kimi güvenlik açısından hassas bölümlerine giriş, yolcu görüntüleme ve bagaj, kargo ve mektup kontrolü, personelin izlenmesi ve eğitimi ile silahların ve uçuş sırasında veya havaalanlarında yasaklı diğer malzemelerin tasnifi.
Eylül 2005’te Avrupa Komisyonu 2002 yılında kabul edilen bu kurallardan yolcu ve bagaj görüntüleme, uçak güvenlik kontrolleri ile personelin işe alınması ve eğitimi gibi bazılarında değişiklik yapılması teklifinde bulundu. Komisyon ayrıca AB mevzuatında bir ilke imza atarak uçuş sırasında güvenlik tedbirleri getirilmesini istedi. Aralarında pilot kabinlerine giriş hakkı ile kimi asi yolcuların zaptından sorumlu uçuş polisleri görevlendirilmesinin yer aldığı yeni kurallar Mart 2008’de onaylandı.
Mevzuattaki bu gelişmelere paralel olarak, AB keza yeni bir dizi geçici tedbirleri de kabul etti. 2006 yazında İngiltere’den ABD’ye yapılan bir uçuş sırasında teröristler tarafından sıvı patlayıcı aktarımı planının ortaya çıkarılmasıyla birlikte AB genelinde tedbirler söz konusu oldu. Kasım 2006’da onaylanan bu kurallar arasında uçuş sırasında yolcuların taşıyabileceği sıvı miktarına sınırlama getirilmesi yer alıyordu.
11 Eylül saldırıları keza AB için ABD ile yeni bir ikili anlaşma imzalanmasını gerekli hale getirdi. Bu anlaşma ile aranılan, yolculara ait bilgilerin Amerikan güvenlik hizmetlerine aktarılmasını talebeden Amerikan terörle mücadele önlemlerine Avrupalıların uymasıydı. Ancak Mayıs 2004’te imzalanan anlaşma Avrupa Adalet Mahkemesince Mayıs 2006’da meşru olmadığı gerekçesiyle reddedildi. Haziran 2007’de imzalanan bir başka anlaşmaya göre ise Avrupalı yolcuların özel bilgilerinin yeterince korunmadığı yönündeki eleştirilere hedef oldu.
Giderek artan güvenlik tedbirleri
Havacılık güvenlik tedbirlerinin Avrupa düzeyinde uyumlu hale getirilmesi tüm AB ülkelerinde aynı uygulama ve standartlarının yürürlüğe konulmasıyla büyük ölçüde kolaylaştırıldı. Bu çerçevede ayrıca tüm ülkelerde asgari düzeyde güvenlik tedbirlerinin alınması sağlandı. Ancak üye ülkeler istedikleri takdirde daha katı tedbirler almakta serbest bırakılırken bu konuda takip edilmesi gereken kıstaslar arasında ayrımcılık gözetmeksizin tedbirlerin uygulanması, riskle orantılı önlemler alınması ve sorunla ilişkili olacak şekilde güvenlik önlemlerinin uygulamaya konulmasına yer verildi. Bu şekilde güvenlik tehditleri artarken bir taraftan da büyük ölçekli geçici güvenlik tedbirleri hem ulusal hem de birlik düzeyinde alınmaya başlandı.
Örneğin, Kasım 2006’da aynı yılın Ağustos ayında Londra Heathrow havaalanındaki bir uçağa sıvı patlayıcı yerleştirmek isteyen bir terör zanlısının yakalanmasıyla birlikte AB uçuş sırasında sıvı taşınmasına ilişkin yeni sınırlamalar getirdi. Yeni kurallar ışığında, Avrupalı yolcular yanlarında ancak 100ml.’den daha az miktarda sıvıyı şeffaf, plastik ağzı kapanabilir kutu veyahut paketlerde taşıyabilecekler ve bu kutuların güvenlik kuvvetlerinde kontrolden geçirilmeleri zorunlu hale getirildi.
Kısıtlamalar şiddetli eleştirilere maruz kalırken Avrupa havaalanlarında bu durumun karmaşa ve gecikmelere sebep olacağı ileri sürülüyor. Kısıtlamalar kapsamında her hafta yanlış bilgilendirilen yolculardan binlerce litre ağırlığındaki alkol ve parfüm ile havaalanı satış mağazalarındaki yüzlerce ton sıvıya el konuluyor.
Bu konuda bir diğer önemli nokta ise büyük miktarlardaki sıvıların yalnızca AB içerisinde bulunan havaalanı satış noktalarından satın alınmaları halinde uçuş sırasında yolcunun yanında plastik bir kap içinde bulundurmasına izin veriliyor olması. AB dışındaki havaalanı satış mağazalarından satın alınan sıvılar ise yolcular transit yolcu olsalar dahi havaalanında bırakılıyor.
Bu sorunu dile getirmek üzere Komisyon Temmuz 2007’de bir nizamnameyi onayladı. Buna göre, üçüncü ülkelerde benzer güvenlik standartları bulunması durumunda istisnaların uygulanabileceği belirtiliyor. Şimdiye kadar Singapur ve Hırvatistan istisnalar arasında kabul gördü.
Benzer tedbirlerle AB’li yolcuların kendileriyle birlikte uçağa alacakları bagaj limitleri de aşağı çekilirken sıvıların yasaklanması türünde bir karmaşanın bu konuda da yaşanması endişeleri dile getiriliyor.
Yolcu isim listeleri mahremiyet ihlali midir?
Amerikan terörle mücadele hedeflerine uyum sağlayabilmek için Mayıs 2004’te bir anlaşma imzalayan Komisyon, Avrupalı havayolu şirketlerini uçaktaki yolcularla ilgili 34 kalem bilgiyi Amerikan güvenlik yetkililerine teslim etmek zorunda bırakıyor. Bu bilgiler arasında şahsa ait kredi kartı bilgiler, elektronik posta adresleri, telefon numaraları, otel ve kiralık otomobil rezervasyonları yer alıyor.
Eylül 2004’te Avrupa Parlamentosu (AP) Avrupa Adalet Mahkemesi’nin anlaşmanın iptali yönündeki karasına itiraz ederek sözleşmenin Avrupalı yolcuların mahremiyetlerinin sözleşmede yeterince korunmadığını ileri sürdü. Mahkeme 30 Mayıs 2006’da Konsey kararının uygun meşru bir esası bulunmadığı yönünde karar vermiş ve AB’ye anlaşmayı yeniden müzakere etme tavsiyesinde bulunmuştu. Sonunda, Haziran 2007’de varılan anlaşmaya göre havayolu taşıma şirketlerinden Avrupalı yolculara ait verileri Amerikan İç Güvenlik Bakanlığı’na iletmeleri istendi. Bir kez daha ancak bu kez sivil haklar savunucularının ve AP vekillerinin ağır eleştirilerine maruz kalan anlaşmanın öncekinden daha iyi olmadığı ileri sürüldü.
Varılan nihai uzlaşmaya göre, AB havayolu şirketleri yolcu isimleri, seyahat tarihleri, tam yolculuk programı, fatura bilgileri ve bagaj bilgisi de dâhil olmak üzere 19 kalem bilgiyi Amerikalı terörle mücadele birimlerine aktarmayı kabul ettiler. Irk, etnik köken, siyasi görüş, dini ya da filozofik inançlar, işçi sendikalarına üyelik ve bireylerin sağlık ve seks yaşantılarına ilişkin “hassas” bilgilerin istisnai durumlarda kısa bir süre için erişimine imkân tanınıyor. Veriler 3,5 ile 15 yıl arasında bir süreyle etkin analitik veri tabanından istenebilir; aynı bilgilerin yedi yıl süreyle kullanımı mümkün. Ancak AP vekilleri bu veritabanının AB ilkelerinin tersine kişisel profillerin oluşturulması riski taşıdığı endişesini taşıyorlar.
Komisyon bir “AB Yolcu Bilgi” listesi hazırlamak amacıyla bu planı Kasım 2007’de uygulamaya aldı.
Amerikan baskıları
PNR adı verilen yolcu bilgileri üzerine anlaşmaya varılmasına rağmen Washington şimdi Yunanistan, Macaristan ve diğer yeni AB üye ülkelerini okyanus aşırı uçuşlarda ek bilgi vermekle yükümlü tutmaya çalışıyor. Uçuş polislerinin uçuşlara refakat etmesi halinde bu ülkelere Batı Avrupalı üyelerin yararlanabildikleri vizesiz giriş imkânı tanınacağı belirtiliyor.
Gerçekten de ABD ülkeye vizesiz girişleri reddederken Amerikan makamları öncelikle her bir üye ülkeden katı güvenlik kurallarını yerine getirmelerinin beklendiği açıklamasında bulunuyor. ABD’nin bu bağlamda şu ana kadar ikili anlaşmalara vardı ülkeler arasında Çek Cumhuriyeti, Estonya ve Letonya yer alırken 12 AB üyesi ülkenin vize muafiyet programına dâhil edilmedikleri bildiriliyor.
Bu durum karşısında hayal kırıklığına uğrayan AB Amerikan makamlarını birliğin ortak vize politikasını umursamamakla ve üye ülkelerin tek tek ilave tedbirleri kabul etmeye zorlamakla suçluyor. AB yetkilileri bunun AB havacılık güvenlik ve veri korunumu kurallarına aykırı olduğuna dikkat çekiyor.
Öte yandan Komisyon karşı tedbirler alabilecekleri açıklamasında bulunurken diğer AB üye ülkelerinin de vize muafiyet programına dahil edilmesi konusunda herhangi bir ilerleme kaydedilmemesi halinde bu tedbirlere ilaveten diplomatik pasaport taşıyan Amerikalıların ve hizmet/memur pasaportlarına Ocak 1, 2009 tarihinden itibaren vize uygulanmasından söz ediyor.
Havayolu ile seyahat ücretlerinde artış
Avrupalı havayolu şirketleri ve havaalanları giderek daha sıkılaşan güvenlik tedbirlerine karşın ücretlerdeki artışa da tepki gösteriyor. Gerçekten de ulaşım güvenlik maliyetleri kayda değer ölçüde artış gösterirken yetkililerin davranışları ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Bu durumun havayolu şirketleri arasında rekabeti çarpıtacağı ileri sürülüyor.
Ağustos 2006’da hazırladığı bir raporda Komisyon Avrupalı vatandaşların haklarının terör saldırılarına karşı korunmasının aslında bir devlet yükümlülüğü olduğuna ve bu gibi tedbirleri için kamu fonlarının devlet teşviki kapsamına girmediğine işaret etti. AP üyeleri ayrıca hükümetlerin en azından güvenlik maliyetlerinin bir kısmını hükümetlerin üstlenmesinde ısrar ederken tedbirlerin tüm havaalanlarında en düşük maliyetli olmaktan çok en üst düzey standartlarda olması gerektiğinin altını çizdi.
Yine de üye ülkeler bu fikri reddettiler. Sonunda yeni havacılık güvenlik tedbirlerine ilişkin nihai mevzuat metninde maliyet meselesinin üzerine gidilmediği görülüyor. Bu durum hükümetlere hangi koşullarda ve ne dereceye kadar güvenlik maliyetlerinin devlet, havayolu şirketleri, havaalanları ve ilgili acentelikler ya da kullanıcılar tarafından karşılanması konusunda karar verme serbestisi getiriyor.
Bununla birlikte Komisyon’dan 31 Aralık 2008’den önce maliyet hesaplamada ortak bir formül bulmaları ve maliyete şeffaflık getirmesi bekleniyor. Keza AB yürütme organından yolculara ek güvenlik ücretleri ödeterek maliyetlerin karşılanmasının sağlanması talebinde bulunuluyor.
Haksız rekabet
Havayolu şirketleri AB güvenlik mevzuatının demiryolu ve otobüs şirketleri ile karşılaştırıldığında havacılık sektörüne karşı adil ve dengeli olmadığı iddiasında bulunuyorlar.
Havayolu şirketleri PNR sisteminin ulaşımın bütün türlerine uygulanması çağırısında bulunurken her türlü ayrımcılık ve rekabette çarpıklığın ortadan kaldırılması talebinde bulunuyorlar.
Taraflar:
AP Ulaşım Komitesi Başkanı ve havacılık güvenlik dosyası raportörü Paolo Costa havacılıkta yeni güvenlik tedbirlerinin Mart 2008’de onaylandığını hatırlattığı konuşmasında asıl endişe kaynağının havayolu ile seyahati tercih eden yolculara ek ücret getirmeksizin güvenliklerinin sağlanması olduğunu belirtti.
Sosyalist AP üye El Khadraoui birlik standartlarına eşdeğer standartlar uygulayan üçüncü ülkelerden AB’ye giriş yapan yolcuların ve onlara ait bagajların ek kontrollerden muaf tutulmasını istedi. Bu durumun sıvı maddelerle ilgili düzenlemenin etkisini bertaraf etmeye katkıda bulunacağına değindi.
Avrupa hava yolları ve havaalanları birlikleri AEA ve ACI Avrupa da özelikle tek adımda güvenlik kavramının AB’nin üçüncü ülkelerin güvenlik standartlarını tanıması ve yolcu aktarımında çoklu kontrollerin azaltılmasına imkân tanıyacağını belirttiler. “Tokyo ya da Tel Aviv’de kontrollerden geçen bir yolcunun Frankfurt’ta yeniden kontrole tabi tutulmasına gerek olmadığında” ısrar eden AEA Genel Sekreteri Ulrich Schulte-Strathaus artan maliyetlerin önemine dikkat çekti.
ACI Avrupa Genel Müdürü Olivie Jankoveç de “Avrupalı havaalanları için sadece güvenliğin işletme maliyetlerinin yüzde 35’ini oluşturduğunu unutmayalım” uyarısında bulundu.
İki organizasyonun yöneticileri güvenlik maliyetlerinin havayolu şirketleri tarafından ödenmemesi gerektiğini ileri sürerken “Vatandaşların güvenliği havayolu şirketlerinin mali sorumluluğu altında olamaz. Bu durum ulusal yetkililerin görevi olmalıdır,” şeklinde konuştular.
Yolcu veri aktarımının da benzer şekilde 11 Eylül saldırıları sonrasında birçok hükümet tarafından istendiğini hatırlatan organizasyon temsilcileri farklı yetkilerin tamamının yolcu verilerine erişimlerinin maliyeti arttırdığına işaret ettiler. “Bu talepler havacılık endüstrisinin kâğıtsız seyahate doğru yol aldığını göz ardı edilmesi, seyahati kolaylaştıracak tek seferlik kontroller havayolu ile seyahati tercih eden yolculara ek kısıtlamalar getiriyor. Aynı temsilciler veri toplama ve aktarma sistemleriyle ilgili maliyetlerin yetkililerin talebi nedeniyle yükseldiğini ileri sürüyorlar.
Hollandalı Liberal AP üyesi ve AB-ABD PNR anlaşması raportörü Sophie in’t Veld uçuş listelerinden kişisel veri toplanması güvenlik sebebiyle yapılıyorsa da göçmenlikle ilgili ve diğer sorunlarla da ilişkili olarak kullanılmak amacıyla 15 yıl elde tutuluyor olmasından endişe duyduğunu belirtti. Komisyonu yurttaşlık halklarını çiğnememeye davet eden raportör, “Sadece hayatlarımızı değil aynı zamanda demokrasiyi de teröristlerden korumaya çalıştığımızı unutmayalım,” şeklinde konuştu.
Amerika ve Avrupa’da bulunan 65 tüketici derneğinden oluşan bir grup ise, Atlantik ötesi Tüketici Diyaloğu (TACD), sağlıklı güvenlik tedbirlerine ihtiyaç olduğunu ve bunun havacılıkta emniyet için gerekli olduğuna dikkat çekmekle birlikte yolcu profillerinin ve izleme programlarını AB’den hareket eden yolcular için mahremiyet riski taşıdığının altını çizdi. “Öyle makul emniyet tedbirleri olmalı ki yolcunun mahremiyeti korunabilmeli. İnanıyoruz ki alternatif yaklaşımların bulunması noktasında seyahat edenlerin güvenliğinin korunması ama onlara rahatsızlık verilmemesi hayati önem taşımaktadır.”
Avrupa’da sivil özgürlükler savunucusu bir grubun lideri Tony Bunyan ise PNR'lar herkesin gözetim altında tutulduğu bir başka tedbir çeşidi ve herkesi verilerin nasıl kullanıldığına dair makul bir bilgi sahibi olmaksızın potansiyel şüpheli ilan ediyor” şeklinde konuştu.
Araştırma dosyasının orijinali için lütfen tıklayınız.







