Logo EurActiv.com.tr

İsveç AB Dönem Başkanlığı: Sorunlar ve Öncelikler

Bookmark and Share

İsveç Avrupa Birliği altı ayda bir değişen dönem başkanlığını 1 Temmuz’da Çek Cumhuriyetinden devraldı. Avrupa tarihin en zor ekonomik krizlerinden birini yaşarken İsveç bilinmez bir kurumsal geleceğe bakıyor. Eğer Lizbon Antlaşması yıl bitmeden devreye girerse, bu AB’nin son tam dönem başkanlık süreci olabilir.

Aşamalar

  • 8-10 Temmuz: L’Aguila, İtalya’da G8 Zirvesi
  • 27 Eylül: Federal Almanya’da genel seçimler.
  • Eylül-Ekim 2009: Lizbon Antlaşması ikinci İrlanda referandumu
  • Ekim: Yeni Avrupa Komisyonu’nun toplantısı
  • 29-30 Ekim: Brüksel’de Avrupa Hükümet ve Devlet Başkanları zirvesi
  • 1 Kasım: Yeni Avrupa Kurulu’nun ofiste ilk günü
  • 9 Kasım: Berlin duvarının yıkılmasının 20. yıldönümü
  • 10-11 Aralık: Brüksel’de Avrupa zirvesi
  • 7-18 Aralık 2009: Kopenhag iklim konferansı (COP 15). 2012 sonrası çerçevesindeki BM iklim müzakerelerinin sona ermesini amaçlıyor.

1 Temmuz ile 31 Aralık 2009 tarihleri arasında, AB’nin altı aylık başkanlık süreci İsveç’te olacak. Bu süreç içerisinde İsveç AB zirveleri (Avrupa Konseyi AB memleket ve hükümet başkanlığı) ile Meclis üyeleri kuruluna da başkanlık edecek.

Avrupa 1930’dan beri en kötü ekonomik krizini yaşarken, İsveç’in başkanlık dönemi üzerinde de belirsizlikler görülüyor. “Zorluklarla mücadele” ilkesi altında, İsveç AB’nin bu zorlu döneminde kontrolü eline alıyor.

Global ekonomik krizine cevap verme, Lizbon antlaşmasının onaylama aşamalarını ileri bir tarihe atma, Avrupa konseyinin tarihindeki ilk kalıcı başkanı ve AB’nin ilk dışişleri ve güvenlik politikası’nın yüksek temsilcisinin atanması, iklim değişikliğiyle mücadele gibi birçok zorlu görev İsveç’i bekliyor.

Sorunlar

İsveç devleti AB dönem başkanlığı sürecindeki hedeflerini şu şekilde belirledi:

  • Bütün Avrupa’nın lehinde, etkili, saydam ve sonuç alınabilecek bir başkanlık süreci,
  • AB’nin ortak sorunlarını ve İsveç’in öncelikli sorunlarını ilerletmek (çözüm getirmek—advancing),
  • İsveç’in AB’deki rolünü güçlendirmek, AB’nin menfaatinde hizmet etmek ve AB’nin global alanda rolünü güçlendirmek.

Devamlılık ve Öğrenilen Dersler

İsveç hükümeti başkanlık yapacağı bu 6 aylık süreç içerisindeki istek ve amaçları ile gerçek beklentileri arasında bir çizgi çekmiş gibi görünüyor.

İsveç’in masaya yatıracağı birçok konunun 2009’un ikinci yarısında kontrol İsveç’in eline geçmeden önce AB’de ele alınmaya başlaması sebebiyle,  İsveç başkanlığının gündeminin büyük bir kısmı AB’ye adanacak. Çek Cumhuriyeti’nde hükümetin AB başkanlık dönemimin ortasında çöküp erken seçim ile geçici bir hükümet kurulması nedeniyle gündeminde AB’ye yer ayırmakta özellikle zorluk çekmişti.

1 Temmuz 2008’den beri, İsveç,  Fransa ve Çek Cumhuriyeti ile üçlü bir takım halinde çalışıyor. Bu üç ülke, 1 Temmuz 2008 ile 31 Aralık 2009 tarihleri arası için kendilerine 18 aylık süreç boyunca önlerine çıkabilecek sorunlar hakkında bir iş programı hazırlamışlardı.

İsveç kendisinden önce gelen başkanlıklar döneminde beklenmedik sorunlarla başa çıkması gerekebileceğini öğrendi. 2008’in ikinci yarısında Fransa, dönem başkanlığına yeni başlarken beklenmedik Rusya-Gürcistan çatışması ve küresel ekonomik krizle başa çıkmak durumunda kalmıştı.

Bu deneyimlerden öğrenerek İsveç biliyor ki AB’ye başkanlık yapan ülkenin bu gibi beklenmedik durumlarla başa çıkabilmesi gerekecek ve sonuç olarak kendi gündemine ayıracağı zaman sınırlanacak.

Kurumsal Sorun Giderme

İsveç’in AB Daimi temsilcisi, Christian Danielsson, İsveç’in  Lizbon Antlaşması onaylandıktan hemen sonra atılan bütün adımların bu anlaşmanın doğru işlediğinden emin olmak için çaba harcayacağını bildirdi.

Birliğin bir diğer iç sorunu olan Josa Manuel Barroso’nun  atanması konusunda ise İsveç, Komisyon Başkanı’nın Avrupa Konseyi tarafından atanmasından yana olduğunu bildiriyor.  

Yaşlanan Nüfus ve Ekonomi

İsveç’in yaşlı nüfusu sosyal güvenlik anlamında yüksek bir korunmaya sahip. Özellikle bütün kıtayı sarmış olan ekonomik kriz ortamında, İsveç başkanlığı boyunca sosyal güvenlik konusunu kıtada daha geniş bir alana yaymak istiyor .

İsveç aynı zamanda dikkatini yüksek bütçe açıklarına ve üye ülkelerin durgunlukla mücadelesine verecek. Bir diğer öncelik ise kamu finansmanını sürdürülebilir bir duruma geri döndürmek olacak. İsveç Euro bölgesinde olmamasına rağmen, kendi bütçe zararı birçok Euro bölgesindeki ülkelere göre daha az.

İstikrarı sağlayabilmek amacıyla İsveç Başbakanı Fredrik Reinfeldt ulusal maliye politikaları hakkında yapıcı bir tartışma yaratmak istiyor. Büyüme ve İstikrar paktının kurallarına dönmek için ortak bir çıkış stratejisinde anlaşmak zorunda olduklarını söylerken Reinfeldt, aynı zamanda bu düşüşün üye ülke bütçeleri üzerinde önemli bir baskısı olduğunu vurguluyor.

6% GSYİH düşüşü ile IMF, İsveç’in ekonomik yavaşlamadan ciddi bir şekilde etkilendiğini öne sürdü. Aynı zamanda IMF İsveç’in ekonomiyle mücadelede başarılı olduğunu bildirdi. Uzmanlara göre İsveç gibi küçük ve açık ekonomiye sahip olan bir ülke için, ekonomik iyileşme hızının nedeni büyük ölçüde bütün dünyada görülen olumlu gelişmelerle doğru orantılı.

Yakın bir zamanda Brüksel’de bulunan Reinfeldt, işleyen finans piyasalarına dönmeye yardım etmek ve güveni geri kazanmak için İsveç başkanlığının öncelikli olarak Avrupa Komisyonu'nun Larosière raporu ile eşgüdümlü olan daha iyi bir mali denetim sistemi oluşturmak üzerine çalışacağını bildirdi.

İsveç,  Komisyon’dan da Larosiere’in raporu üzerinde somut yasal öneriler ile gelmelerini bekliyor.

Lizbon Gündemi’ni Yenilemek

İsveç’in AB’deki kalıcı temsilcisi Christian Danieksson, başkanlığın AB’nin Lizbon Büyüme ve İstihdam Stratejisi üzerinde de duracağını ve işsizlik sorunlarına odaklanacağını bildirdi.

İsveç’in amacı, gözden geçirilmiş stratejinin Mart ya da Haziran 2010’da İspanya’nın AB Başkanlığı döneminde anlaşmaya dönüşmesi.

İsveç, istihdam ve işsizlik sorununun yalnızca ulusal seviyede değil ama aynı zamanda AB’nin revize edilmiş Lizbon Stratejisi altında da ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyor.

İklim Değişikliği ve CO2 Vergisi

İsveç iklim değişikliği sorunu üzerine de kesin kararlar almayı taahhüt ediyor ve bütün söylemlere rağmen, bütün dünyanın CO2 emisyonlarında azalmaya gideceğini öne sürüyor.

Bu müzakerelerin Aralık ayında BM Kopenhag zirvesinde iklim değişikliği için savaşmak kararıyla sona ermesi bekleniyor.

Stockholm’a göre buradaki asıl zorluk diğer gelişmiş ülkelerin – özellikle ABD’nin- AB’nin çalışmalarına benzer gayret gösterdiklerinden emin olmak. Bir diğer zorluk ise, iklim değişikliğinden etkilenmiş olan gelişmiş ülkelere destek sağlamak ve aynı zamanda onları sera gazı emisyonlarını içine dahil eden bu gelişme yoluna teşvik etmekte.

Stockholm bu savaşın iki cephede yürütüleceğinin farkında: AB’nin kendi içindeki koordinasyonunu sağlayarak ve ABD, Çin, Hindistan ve Rusya gibi dış ortaklar ile koordinasyon sağlayarak. Tartışmalar değişik aşamalarda olması bekleniyor- iki taraflı,G8 ve BM çerçevesinde.

Ayrıca, İsveç’in gözünde, sera gazı emisyonlarının sadece %40’ını kapsayan AB emisyonları ticaret planı (ETS) iklim değişikliği sorununu çabuk ve etkili bir şekilde çözmeye yeterli değil. Frederik Reinfeldt yakın bir zamanda yaptığı açıklamada onların CO2 vergisine ihtiyacı olduğunu ve bu arzusunun İsveç’in pozitif deneyimine dayalı olduğunu açıklamıştı.

İsveç dışında, Finlandiya, Danimarka ve Slovenya gibi diğer AB ülkelerinde de karbon emisyon vergileri toplanmakta. Ayrıca Fransa da yakın bir zamanda bu vergiyi 2011 yılında yürürlüğe geçireceğinin sinyalini verdi.

1990’ların başından beri, bireysel karbon vergisini AB üye ülkelerinde yürürlüğe geçirmek için birkaç girişimde bulunulmuştu. Ama bu AB karbon vergisi hiçbir zaman yürürlüğe geçirilmedi çünkü İngiltere ve Fransa gibi ülkeler AB vergisine ulusal izin verilmesine karşı çıkmışlardı.

Adalet, Özgürlük ve Güvenlik

Hollanda, 2004 yılındaki AB başkanlığından kalan hırslı Hague programının sonuna gelirken, İsveç gelecek 5 yılın gündemini başlatmayı amaçlıyor. Bu program çerçevesinde, ortak iltica politikası, sivil ve ceza hukuku işbirliği ve ortak göç politikası gibi sorunlar gündeme gelecek.

İsveç Aralık ayı AB zirvesinde Stockholm Programının onaylanmasını ve AB’nin iltica ve göç, ulusal düzeyde suçla mücadele ve terörizme karşı mücadele gibi konulardaki net tutumunu masaya yatırılmasını umuyor. İsveç aynı zamanda yeni programın vatandaşların haklarını daha dikkatli ele alacağını da açıkladı.

Baltık Denizi

Çevre ve rekabete odaklanarak, İsveç Baltık Denizi Girişimi ile işbirliğini derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu amaçla Fransa Dönem başkanlığının Akdeniz’deki ve Çek Başkanlığının Doğudaki ortaklığının izinden gittiğini gösteriyor.

Stockholm özellikle bunun diğer yakın zamanlı girişimlere göre kesinlikle bölgesel bir girişim olacağının altını çizdi ve sadece AB üyelerini içine dahil edeceği ve Birliğin çevresindeki ülkeleri dahil etmeyeceğini vurguladı. Amaçlarının var olan AB politikalarını en verimli şekilde uygulamak olduğunu ve bölgenin  kendini AB’den izole etmemesinden emin oldukları olduğunu söylediler.

Avrupa Komisyonu önerisini Haziran’da sundu ve AB liderleri Ekim zirvesinde bu öneriyi resmen kabul edip bununla ilgili bir hareket planını sunmayı planlıyor.

Genişleme ve Komşular

İsveç sonbaharda AB’nin kriterlere uyan ülkeler için vize zorunluluğunu kaldırmasını umuyor.

İsveç ayrıca Türkiye’nin AB üyeliğinden yana olduğunu da resmi kanallarla her fırsatta dile getiriyor . Dönem başkanlığı boyunca gerçekçi olunması gerektiğini düşünen İsveçli yetkililer, Türkiye ile müzakerelerde en az 2 başlık açılmasından yana olduklarını bildiriyorlar.

Transatlantik İlişkileri

İsveç AB-ABD ilişkilerini yenilemek için somut alanlarda gayret göstermeyi planlıyor; Afganistan ve Pakistan ile daha yakın bir iş birliği, adalet alanında gelişen ilişkiler, özgürlük ve güvenlik ve gelişme politikasında. Stockholm bu alanlarda ciddi bir deneyime sahip.

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics