Euractiv.com.tr
Boğaz’ın altında nehir var mı, yok mu?
Internet sitelerine dün düşen haber bugün bazı gazetelerde Türk bilim adamları tarafından net bir şekilde yalanlandı.
Ancak Türk bilim adamlarının görüşlerine yer veren gazeteler bile, Boğaz’ın altında dev nehir olduğu iddiasını öne çıkardılar.
Bu konu giderek İstanbul’da bir kent efsanesine de dönüşebilir.
Oysa Türkiye’nin önde gelen jeolog ve bilim adamları bunun bir nehir değil, zaten bilinen Boğaz’ın ters yöndeki (Yani Marmara’dan Karadeniz’e akan) dip akıntısı olduğunu belirtiyorlar.
Sözkonusu güçlü dip akıntısı Marmaray’ın Boğaz’ın altından geçen tünel inşaatı sırasında da tartışma gündemine gelmişti.
Prof. Naci Görür bugünkü Milliyet’te şöyle konuştu:
Nehir mehir yok!
Prof. Dr. Naci Görür (İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi): Boğaz’ın kendisi orjinal olarak daha Marmara ile veya Akdeniz ile Karadeniz’in ilişkisi olmadan yani bundan en az 12 bin sene önce bir akarsu yatağıydı. Son buzul dönemi sona erince 12 bin seneden günümüze kadar dünya deniz seviyesi yükseldiğinden Akdeniz’in suları Karadeniz’e ulaştı. Bunu izleyen dönemde de Boğaz’da iki yönlü bir akıntı sistemi gelişti. Bunlardan daha tuzlu, dolayısıyla yoğunluğu daha fazla olan Akdeniz suları dipten Karadeniz’e doğru daha az tuzlu ve hafif olan Karadeniz suları ise üstten Marmara’ya doğru akmaya başladı. Bugün de bu akıntı sistemi mevcut. Bu akıntı sisteminin yani dip ve yüzey akıntılarının böyle olduğu 18. yüzyıldan beri biliniyor. İngiliz araştırmacıların söylediği ve ölçtükleri, inceledikleri dip akıntının hızı, Akdeniz suyunun Karadeniz’e doğru ne kadar geldiğini ve bunu da bir bakıma akarsuya benzeterek söylemiş olmalarıdır. Yoksa hiçbir bilim adamı veya bu konuya vakıf hiçkimsenin, bugünkü Boğaz’ı bir nehir olarak yorumlaması mümkün değildir. İki denizel ortamı birbirine birleştiren su yoluna boğaz adı verilir. Böyle bir su yoluna da kimse nehir demez. Nehirler karada doğan ve denize ulaşan veya ulaşamayan aksulara verilen isimdir. Sözü edilen şey bugün akan boğazın dip akıntısıdır, bunu akarsuyla karıştırmak mümkün değildir.
Karadeniz’de bir robot denizaltıyla çalışmalar yapan Leeds Üniversitesi’nden bilimadamları, nehrin yerüstü benzerlerinde olduğu gibi belirgin bir yatakta aktığını ve yer yer şelaleler bulundurduğunu açıkladı. Nehir karada aksaydı debi açısından dünyadaki en büyük altıncı nehir olacaktı. Denizlerdeki 2 bin metrenin altındaki geniş düzlükleri karalardaki çöllere benzeten bilimadamları, sualtı nehrinin bu çöllere yoğun tuzlu suyla birlikte yaşamsal besin ve mineraller aktardığını kaydetti. Nehrin suyunun yoğunulğu çevresindeki deniz suyuyla karışmasının da önüne geçiyor.
4 bin kilometre
Dr. Dan Parsons ve ekibinin keşfettiği sualtı nehri, Akdeniz’den başlayıp İstanbul Boğazı’nı aşarak Karadeniz’e 37 kilometre giriyor ve bu noktada tuzlu ve mineralli suyu derin ve geniş deniz yatağına boşaltıyor. 4 bin kilometre uzunluğundaki nehrin yer yer 800 metre genişliğe ulaştığını belirten bilimadamları, henüz adlandırılmamış nehrin şimdiye kadar bulunan tek aktif su altı nehri olduğunu kaydettiler. Sualtı nehrinde akan suyun debisinin Avrupa’nın en büyük nehri Ren’e göre 10 kat fazla olduğu açıklayan bilimadamları, hızını saatte 6.5 km olarak belirttiler. Nehirden saniyede 22 bin metreküp su akıyor. Denizlerdeki besin kaynakları, karalardaki nehirlerin taşıdığı mineraller sayesinde sürekli besleniyor. Bu keşif, minerallerden büyük oranda yoksun derin okyanuslarda yaşamın nasıl mevcut olduğunu açıklaması bakımından kritik önem taşıyor.
Sabah gazetesine konuşan Prof. Ahmet ercan ve Prof. şener Üşümezsoy da iddiaları yayınladılar. üşümezsoy, Susurluk çayının yüzeye çıkmış olabileceğini öne sürdü.
Sabahın haberinde ters akıntının yarattığı çökeltinin petrol tabakası yaratmış olabilceği de iddia edildi.
Çevre Bakanlığı'nın açıklaması
Çevre ve Orman Bakanlığı, Marmara'dan Karadeniz'e doğru akan alt akıntı ile Karadeniz'den Marmara'ya doğru akan üst akıntının ilk kez yabancılar tarafından tespit edilen bir konu olmadığını bildirdi.
Çevre ve Orman Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, bugün bazı basın yayın organlarında "İstanbul Boğazı'nda bir nehir aktığı" ve "bunun ilk kez yabancılar tarafından tespit edildiği" haberlerinin yer aldığı belirtildi.
Boğazdaki dip akıntının 1800'li yıllardan beri bilinen bir konu olduğu vurgulanan açıklamada, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu'nun İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) Genel Müdürü olduğu dönemde, 1999 yılında "İstanbul Su Temini, Kanalizasyon ve Drenaj, Atıksu Arıtma ve Uzaklaştırma Master Planı"nın yayımlandığı hatırlatıldı.
Bu master planıyla İstanbul'un içme suyu ve kanalizasyon meselesinin 2040 yılına kadar planlandığı ifade edilen açıklamada, planda İstanbul Boğazı'nda yapılan çalışmaların da yer aldığı bildirildi.
Açıklamada, İSKİ, İstanbul Teknik ve İstanbul üniversitelerinden bilim adamlarının içinde bulunduğu Türk bilim adamlarının, Arar Araştırma Gemisi ile yaptıkları araştırmalarda, Marmara'dan Karadeniz'e, Tuna Nehri kadar debiye sahip alt akıntının olduğunu, Karadeniz'den de Marmara'ya üst akıntının bulunduğunu tespit ettiği belirtildi.
Türk bilim heyetinin bu akıntılardan elektrik üretiminin mümkün olup olmadığı konusunda çalışmalar yaptığı ifade edilen açıklamada, bu çalışma raporlarının İSKİ'de bulunduğu kaydedildi.
Boğazlardaki akıntı durumu ve su kalitesi parametreleri ile kütlesel madde taşınımının 1994'ten beri düzenli olarak ölçüldüğü vurgulanan açıklamada, İSKİ'nin hazırlamış olduğu İstanbul Su ve Kanalizasyon Master Planı'nın tahminlere değil, gerçek ölçüm neticelerine dayandırıldığı bildirildi.
Sahip olduğu su teknolojileri konusunda Türkiye'nin dünyanın ilk üç sırasında yer aldığına işaret edilen açıklamada, boğazdaki alt-üst akıntıyla ilgili konunun, boğaz taşımacılığındaki risklerin ele alındığı, 1 Temmuzda İstanbul'da yapılan "Tanker ile Petrol Taşımacılığının Marmara-Boğazlar Açısından Çevresel Riskleri ve Bu Risklerin Önlenmesi" konulu toplantıda Bakan Eroğlu tarafından dile getirildiği belirtildi.
Sonuç olarak Marmara'dan Karadeniz'e doğru akan alt akıntı ile Karadeniz'den Marmara'ya doğru akan üst akıntının ilk kez yabancılar tarafından tespit edilen bir konu olmadığı vurgulanan açıklamada, gazetelerde yer alan haritaların İSKİ Master Planı'nda mevcut olduğuna işaret edildi.
Açıklamada, konunun Türk bilim adamlarının çalışmaları sonucunda İSKİ tarafından 1999'da yayımlanan bilimsel raporlarla tespit edilerek belgelendiği kaydedildi.















