Logo EurActiv.com.tr

Özcan Yüksek: Su Meclisi Türkiye'nin sularını korumak ve yaşatmak için kuruldu

Bookmark and Share
Özcan Yüksek. Atlas Yayın Yönetmeni

18.02.2010
Atlas Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, yeni bir sivil girişim olan Türkiye Su Meclisi'nin kuruluşunu ve hedeflerini Euractiv.com.tr'ye anlattı. Su Meclisi çeşitli yörelerde köylü vatandaşların katılımı ile Türkiye'de gerçek bir taban hareketi oluşturuyor. Türkiye'nin sularını korumak ve yaşatmak için kurulan Meclis, öncelikle akarsulara yönellk plansız hidro elektrik santral (HES) yapılaşması ile mücadele edecek. Yüksek, Türkiye'nin son yıllarda hatalı politikalar sonucu Marmara denizi kadar büyüklükte sulak alan kaybettiğini belirtiyor.

Euractiv.com.tr

Atlas Dergisi Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek, dünyada ve Türkiye'de bir çok geziye ve çalışmaya imza atmış bir gazeteci. Dünyayı koruma ve çevre konularına duyarlılığı ile tanınan Özcan Yüksek, son yıllarda Mevlana üzerine yazdığı bir kitap ve "Hakikatçi" adı altında yazdığı felsefi yazılarla da dikkati çekiyor.

Özcan Yüksek son olarak kuruluşuna katıldığı yeni bir sivil toplum girişimi olan "Su Meclisi" konusunda Euractiv.com.tr'nin sorularını yanıtladı.

İşte Özcan Yüksek'e sorularımız ve yanıtları...

-Su Meclisi nedir, nasıl kuruldu?

ÖzcanYüksek-Öncelikle, nasıl sorusundan önce niye kurulduğunu söylemek ve böylece, nedir sorusuna da yanıt vermek isterim. Türkiye Su Meclisi, en başta dereler ve akarsular üzerinde yapılmaya başlanan ve planlanan HES’lerle (Hidro Elektrik Santral)  ilgili olarak kuruldu. Türkiye doğasına tarihte misli görülmemiş bir saldırı yapılmaktadır. Türkiye’nin nerdeyse bütün derelerine HES yapılıyor, hem de bir dereye on tane, yirmi tane, derede su bırakmamacasına yapılıyor. Ülkenin akarsularına, göllerine, yerüstü ve yeraltı sularına sahip çıkmak amacıyla kuruldu Türkiye Su Meclisi. Su politikalarının mağdur ettiği çeşitli yörelerden insanlar, 16-17 Ocak 2010’da Rize İkizdere’de düzenledikleri ilk genel kurul toplantısında Türkiye Su Meclisi’ni kurdu. Türkiye’nin 81 ilinden katılımcıları çağırmadan önce, Artvin Macahel’de, İstanbul’da, meclisin öncüleri çeşitli toplantılar gerçekleştirmişlerdi.

-Meclis’te kimler var?

Ö.Yüksek-Bu meclisin içinde çeşitli doğa koruma kuruluşları da var, ama bu meclis kendi başına bir sivil toplum örgütü. Asıl kalabalığını halk oluşturuyor. Bütün gücünü de buradan alıyor. Derelerin kıyılarında yaşayanlar bu meclisin kuruluşu için oy kullandılar ve ilk yönetim kurulunu seçtiler. Bir anlamda, Türkiye çapında hareket eden ilk doğa korumacı, yerleşmiş deyimiyle söyleyeyim, çevreci bir halk hareketi. Hatta bir köylü hareketi bile diyebiliriz. Amazon havzası, Meksika, Hindistan ve dünyanın başka ülkelerinde böyle örnekler var. Ama Türkiye Su Meclisi, bütün ülkeyi kapsamak anlamında belki de bir ilk. Katılımcılar, suların yerine katılıyor. Suları temsil ediyorlar. Bir konuşmacı ben suyum, ben balığım diye konuşma yapmıştı İkizdere’de. Bu yalnızca bir metafor da değil esasında. Hepimiz yüzde yetmiş suyuz. Suyu marketten alıyoruz ama kaynağı bu derelerdir. Köylüler, halk, derelerin kıyısında yaşayanlarla birlikte kentli doğa korumacılar, demokratik bir şekilde bir araya geldiler.

-Nasıl bir yapısı ve çalışması var?

Ö.Yüksek-Türkiye’nin dört bir yanında yürütülen mücadeleleri ulusal ve uluslararası ölçeklere taşıyacak ve güçleri bir araya getirecek bir STK oldu meclis. Suyun boşa akmadığı bilincini yaymaya çalışıyor. Gücünü halktan alıyor, halk da gücünü suyun bizzat kendisinden alıyor. Böylece suyun ticarileşmesine, hayatın kaynağının yok edilmesine yol açacak uygulamalara her yerde ve her zaman karşı koyacak. Daha şimdiden bakanlıklar nezdinde etkisi oldu. Enerji Bakanlığı TSM’ye kulak veriyor. Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan da aynı hassasiyeti bekliyoruz. Yazık ki, ilk kuruluş amacı çevreyi korumak olan bu bakanlık, çevrenin sakınılması gereken bir bakanlık haline gelmiş durumda.

-Önümüzdeki dönem ve aylarda planlanan faaliyet ve etkinlikler neler?

Ö.Yüksek-Türkiye Su Meclisi, en başta yeni bir su çerçeve yasasının hazırlanmasını amaçlıyor. Ayrıca, Elektrik Piyasası Kanunu’nda tadilat yapılması, DSİ Teşkilat ve Vazifeleri Kanunu’nun değiştirilmesi ve suyun ekolojik etki ve katkısını esas alan entegre havza planlaması yapılmadan uygulamaya sokulmuş tüm projelerin durdurulması için çalışacak. Bu meclis biraz da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sahipsiz kalan doğanın ve Türkiye’nin sularının toplumsal gücünü oluşturmak istiyor. Üstelik doğrudan temsil geçerli bu mecliste. Tam bir demokrasi.

-Buraya katılmak isteyenler neler yapabilir?

Ö.Yüksek-Türkiye Su Meclisi ülkemizin sularını korumayı amaçladığı için, bu amacı benimseyen ve yakınında yaşadığı akarsuyu veya gölü koruyan herkes katılabilir. TSM’nin doğal üyesi olabilir. Atlas dergisi de doğal bir üyedir. Güçleri birleştirmek ve Türkiye’nin sularını birbirine destek vererek korumak amaçlanıyor. Türkiyesumeclisi.net internet adresinden iletişime geçebilir insanlar. Zaten, Türkiye’nin her tarafından sayısız, isyanın sesi oluyor TSM. Bu siteyi ziyaret eden ve bu sitenin takipçisi olan binlerce kişi, en başta derelere yönelik saldırıları, buna karşı direnişleri bütün Türkiye’de sulara karşı olan bitenleri duymuş oluyor.

-Uluslararası kuruluşlar ve AB ile bağlantıları var mı?

Ö.Yüksek-Evet bu bağlar da kuruluyor. Henüz yeni bir meclis, ama gayri resmi bağlantılar ve hazırlar var diye biliyorum. Ama meclisin amacı, kuruluşların ötesinde, dünyanın çeşitli yerlerinde sularını ve doğalarını koruyan yöre insanlarıyla, halklarıyla birliktelikler kurmak. Bilgi alışverişinde bulunmak. Gezegenimiz tehlikede. Doğa koruma bir hobi değil. Yaşama mücadelesi.

-Türkiye’de işbirliği yaptığı başka STK’lar var mı?

Ö.Yüksek-Daha evvel de söyledim, esasında bu mecliste ülkenin kimi tanınmış STK’ları var, ama isimlerini öne çıkarmıyorlar. Herkes bireysel olarak oy kullanıyor veya seçiliyor. Genel olarak Türkiye’nin çeşitli bölgelerini temsil edecek şekilde bir yönetim kurulu seçilmiş oldu. Birleştirici bir meclis bu. Ayrım yapan, kendi içinde rakip bir meclis değil. Doğanın yok olmasının asıl nedeni zaten, insanlar arasında çıkara dayalı rekabettir, işbirliği yerine hırs ve açgözlülüktür. Bu yüzden meclisin kurulmasına büyük katkı sağlayan Doğa Derneği, TEMA, İkizdere Derneği gibi başka doğal koruma dernekleri de var, ama herkes birleşmiş durumda.

-Türkiye’de sulak alanlar hızla elden gidiyor, bu konuda sizdeki son veriler neler?

Ö.Yüksek-Doğa Derneği’nin son yaptığı hesaplamalara göre, son elli yıldaki yanlış politikalar sonucu yok olan ve kaybedilen ülkemizdeki sulak alanların büyüklüğü Marmara Denizi’nden fazla büyüklüğe ulaşmıştır. Bu tespiti, TSM de kabul etmiştir.

-En öncelikli hedefiniz ne?

Ö. Yüksek-Şu anda şirketler yaşamın kaynağı, can damarı olan dere ve nehirlerimize hiçbir planlama yapmadan ve kural tanımadan dilediği gibi inşaat yapıyor. Su Meclisi’nin öncelikli hedefinin bu olduğunu biliyorum. Acil hedef, kural dışı, hukuk dışı, doğa aleyhine, plansız yapılan HES inşaatlarını ve planlarını durdurmak.

Nihai hedef olarak doğa hakkı ve su hakkı kavramlarını hukukileştirmek. Türkiye Su Meclisi, insan haklarının gerçekleşmesini de bu haklara bağlıyor. Su, insan dahil tüm canlılar için aynı derecede değerlidir. Doğanın bu üst adalet kavramının kabul edilmesi gerekiyor. Su yoksa, insan da olmayacak. Su, günübirlik değişen hukuki düzenlemelerin nesnesi olamaz. Su, hayatın başlangıcıdır ve evraklar arcılığıyla buna aykırı davrcanılamaz.

Bütün bunlar, TSM’nin yayınladığı manifesto maddelerinde anlam bulmaktadır:

Genel Kurul sonucunda bir manifesto açıklayan Türkiye Su Meclisi’nin manifestosunda şu görüşlere yer verildi:

-Doğa kendi başına vardır ve insan doğanın sadece bir parçasıdır.

-Doğa bir nesne değildir. Kendi kadim kuralları doğrultusunda, değerli bir işleyişe sahiptir.

-Doğa ticari bir mal haline getirilemez.

-Su yalnızca doğaya aittir ve onun ayrılmaz bir parçasıdır.

-Su bulunduğu havzaya aittir. Doğal bir varlıktır, kaynak değildir.

-Su kendini ancak akarak var edebilir ve doğada tek bir damla su bile boşa akmaz.

-Suyun özelleştirilmesi ve suya efendi atanması kabul edilemez.

-Sürdürülebilir kalkınma, koruma, kullanma dengesi gibi ilkeler doğanın sömürülmesi için gerekçe gösterilemez.

-Yaşamın yegane kaynağı olan doğanın “Çevre” diye tanımlanarak hayatın dışına çıkarılması kabul edilemez. Su boşa akmaz !                       

Özcan Yüksek kimdir?

Rize Pazar-1963 doğumlu Özcan Yüksek, ilk, orta, lise ve üniversiteyi İstanbul’da okudu. İ.Ü. Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. M.Ü Uluslararası ilişkiler Bölümü’nde mastır yaptı.

Gazetecilik

Öğrencilik yıllarında gazeteciliğe başladı. Hep mutfakta çalıştı. Hürriyet gazetesi dış haberler, yazı işleri, Güneş Gazetesi’nde Sorumlu Yazı İşleri Müdürlüğü gibi.

Atlas

1993 tarihinde yayın hayatına giren coğrafya kültürü dergisi Atlas’ın kurucuları arasında yer aldı. İlk Yazı İşleri Müdürüydü. On yedi yıldır yayınlanan derginin, Yayın Yönetmenliği’ni yapıyor.

Bu süre içinde pek çok ülkede uzun süreli yolculuklar, araştırmalar gerçekleştirdi, bunları derginin sayfalarına fotoğraf ve yazı olarak aktardı.

Son olarak Mevlana’nın babası Bahaeddin ile birlikte küçük bir çocukken Belh’ten Konya’ya yaptığı göç yolculuğunu iki yılda tamamladı.

Mevlana Yolu, Atlas Dergisi’nde yazı ve fotoğraflar olarak yayınlandı. Yüksek, ilk kitabını Sessizce Dön olarak, iki yıl önce yayınladı ve Mevlana’nın yolculuğunu anlattı.

Özcan Yüksek’in, bir üçleme olacağını duyurduğu Binbir Gece Masalları ile ilgili kitabı Hakikatçi de 2008’de yayınlandı.

Bu serinin ikinci kitabı da Mart ayında yayınlanmış olacak.

Özcan Yüksek, Doğa Derneği ve Buğday Derneği’nin de yönetim kurulu üyesidir.

 

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics