Logo EurActiv.com.tr

2012 Sonrası Kervanı Ponzan virajını devrilmeden atlattı, artık tüm yollar Kopenhag’a çıkacak!

Bookmark and Share

Bölgesel Çevre Örgütü (REC) Türkiye 1-12 Aralık 2008 tarihlerinde Polonya Poznan'da gerçekleşen BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 14. Taraflar Konferansı (COP14) ve Kyoto Protokolü 4. Taraflar Buluşması 'na(COP/MOP4) ilişkin izlenimlerini paylaşıyor.

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 14. Taraflar Konferansı (COP14) ve Kyoto Protokolü’nün 4. Taraflar Buluşması (COP/MOP4), yaklaşık 9 saatlik bir sarkmanın ardından, 13 Aralık 2008 Cumartesi sabah 03:00’te sonuçlandı.

TEMEL ÇIKTILAR

Poznan’da toplam 6 resmi sürecin birbiriyle iç içe ilerlediği düşünüldüğünde, “çok başarılı” ya da “hiçbir sonuç çıkmadı” gibi uç noktalardaki değerlendirmelerin gerçekçi bir yaklaşım olmayacağı dikkate alınmalıdır.  

Poznan, Bali’de başlayan ve Kopenhag’da sonlanması düşünülen 2012 Sonrası maratonun tam ortasında; müzakere sürecin kesilmemesini garantilemesi, 2009 yılında kıran kırana geçecek müzakerelerin çerçevesini belirlemesi, bu zorlu süreç öncesi tarafların birbirilerinin beklentilerini daha açık bir şekilde öğrenmeleri ve halen uygulaması devam eden karbon düzeneklerinin daha iyileştirilmesi açısından önemli çıktılar elde edilmesini sağladı.

GÖZLER POZNAN’DA, KULAKLAR BRÜKSEL’DE

Poznan Konferansı’nın son 2 günü ile kesişen AB Zirvesi’nde, Avrupalı Hükümet Başkanlarının, 20-20-20 hedefini kabul etmeleri, hem Poznan katılımcılarına rahat nefes aldırdı hem de 2009 müzakerelerinin daha sağlam temeller üzerine oturmasını sağladı.

Ancak, Avrupa Birliği ülkelerinin,  Brüksel Zirvesi’nde, her ne kadar 27 Üyeli Birlik hedefilerini değiştirmeseler de, Birlik içinde uzlaşmaya varabilmek için ulusal ve sektörel alanda bazı tavizler vermeleri, kabul edilen hedeflerin çevresel tutarlılığının sorgulanmasına neden oldu.

Aslında, küresel mali kriz nedeniyle pek çok hükümetin özel sektöre milyarlarca dolar destek aktardığı günümüzde, AB hükümetlerinin, firmaların AB Salım Ticareti’nde kullanacakları kotalarını açık arttırma ile elde etmelerini istemeleri, çok gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktı.

Brüksel Zirvesi’nde, AB’nin 27 üyeli birlik içerisinde eski Doğu Bloku ülkeleri üzerindeki yükün hafifletilmesi de, 2012 sonrasına yönelik küresel müzakerelerde izlenebilecek model olması açısından  önemli ve olumlu bir uygulama olarak değerlendirilebilir.

Bununla beraber, AB içerisinde paydaş danışma ve geri besleme düzeneklerinin çok etkin bir şekilde çalıştığı düşünülürse, bugün “geri adım” olarak nitelenen özellikle iş dünyasına verilen tavizlerin, uluslararası alanda kalıcı bir sistem oluşturulması halinde, orta vadede atılacak yeni adımlarla giderilebilmesi olası.

Özellikle, Poznan toplantıları sırasında Avrupa Parlamentosu’nun 2050’ye yönelik uzun vadeli ve geniş perspektifli vizyonunu açıklaması, Avrupa Birliği’nin 21. yüzyılda düşük karbon ekonomisine geçiş yolunda kararlı olduğunun da göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Tüm bunların ötesinde, Brüksel Zirvesi sonucunda Avrupa Birliği, kendisinden beklenen liderlik görevine sadık kalarak, 2012 sonrası için temel liderlik misyonunun, 20 Ocak 2009’da ABD Başkanlığı görevini devralacak Seçilmiş Başkan Barack Obama tarafından yerine getirilmesinin önünü açmış oldu.

2012 SONRASI İÇİN GÜNDEME GELEN ÖNERİLER

10-12 Aralık 2008 tarihinde gerçekleşen üst düzey oturum ve bu kapsamda 11 Aralık 2008 öğleden sonra gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısı, yeni fikirlerin tartışılması için önemli bir zemin hazırladı.

BM Genel Sekreteri Ban Kİ-MOON, ekolojik ve ekonomik krizin aşılması için, 1929 krizine benzer şekilde, “yeni bir yeşil anlaşma” hazırlanmasını önerdi. Genel Sekreter, 2009 yılı Eylül ayında 2007 yılındakine benzer bir iklim değişikliği liderler zirvesini düzenleyeceğini belirterek Kopenhag’ın başarısını riske atmayacağı yönündeki kararlılığını ortaya koydu.

İsviçre’nin küresel karbon vergisi, Brezilya’nın piyasa-dışı araçların kullanılması, Bolivya Devlet Başkanı Eva Morales’in serbest piyasa sistemini sorgulayan manifesto niteliğindeki 5 sayfalık uzun mektubu, Poznan’da gündeme gelen çeşitli yeni ve önemli açılımlar olarak değerlendirilebilir.

Bütün bu açılımlar, 1990lı yılların serbest piyasa ekonomisinin altın çağının yaşandığı dönemde hazırlanan Kyoto Protokolü’nün ardından, 2012 sonrasını düzenleyecek yeni anlaşmada, günümüz ekonomik krizinin de etkisiyle, kamusal politika ve önlemlere daha etkin bir rol verileceği beklentisini ortaya koyuyor.

İklim değişikliği ile savaşım için; İsviçre, AB’ye paralel şekilde, 2020 yılı itibarı ile 1990 yılına göre %20 azaltma hedefini açıklarken, Küçük Ada Devletleri atmosferdeki sera gazı birikimlerinin 350 ppm düzeyinde sabitlenmesini talep ettiler.

Meksika ise, gelişmekte olan ülkeler arasında bir ilke imza atarak, 2050 yılı itibarı ile salımlarını 2002 yılına göre %50 azaltabileceğini belirtti. İsviçre ve G.Kore ile beraber Çevresel Bütünleşme Grubu’nun (EIG) önemli üyelerinden birisi olan Meksika, 2006 yılında da yükümlülük almaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Avrupa Komisyonu’nun, tüm “gelişmiş ülkelerin” Mart ayında yapılacak oturumlarda, somut salım azaltım hedeflerini belirleme çağrısı, sürecin giderecek netlik kazanması için önemliydi.

İzlanda ise 2050 yılı itibarı ile karbon dostu (carbon neutral) ülke hedefini yineleyerek, iflasın eşiğine gelen bir ülke olmalarına rağmen iklim değişikliği alanındaki kararlılıklarının değişmediğini vurguladı.

AL GORE DESTEĞİNİ YİNELEDİ

ABD eski Başkan Yardımcısı ve 2007 Nobel Barış Ödülü sahibi Al Gore tarafından gerçekleştirilen 45 dakikalık konuşma, Poznan Konferansının hoş süprizlerinden birisini oluşturdu. Bir yıl önce Bali’de delegelere “sakın mevcut ABD heyetine uyarak geri adım atmayın, ABD için bir paragraf boşluk bırakın, o boşluk seneye gelecek yeni yönetim tarafından doldurulacak” dediğini hatırlatan Al Gore, öngörüsünün gerçekleşmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Poznan öncesi seçilmiş Başkan Obama ile ikili bir görüşme yaptığını ve Obama’nın ABD’nin uluslararası iklim değişikliği müzakerelerine tekrar geri döneceği konusunda kararlı olduğunu belirtti.

Al Gore konuşmasında gelişmekte olan ülkelerdeki pek çok önemli ilerlemeye dikkat çekerek tüm katılımcılara umut aşıladı. Bununla beraber, iklimde yaşanan olumsuzluklar dikkate alınarak, artık 450 değil 350 ppm hedefinin belirlenmesi gerektiğine inandığını ancak siyasilerin ve bürokratların böylesi bir hedefi kabul etmelerinin zor olduğunun farkında olduğunu, fiili önlemler açısından ise 350 ile 450 arasında bir fark bulunmadığını, önümüzdeki kısa vadede en önemli hedefin kararlı bir şekilde yola çıkmak olduğunu, orta vadeli hedeflere bu kararlılık sayesinde daha kolay varılabileceğini vurguladı.

Al Gore, 2009 yılında hükümet ve devlet başkanlarının 2012 sonrası süreç ile ilgili olarak en az birkaç defa biraraya gelerek yürütülecek müzakerelere siyasi destek vermeleri gerektiğini de belirterek, Amerikan halkının “Evet, Yapabiliriz”  mesajının küresel iklim değişikliği çabaları için de geçerli olduğunu vurguladı.

2009’DA NELER YAŞANACAK?

Sözleşme kapsamındaki müzakere grubu (AWG-LCA) ve Kyoto Protokolü kapsamındaki Ek-I Ülkelerinin 2012 sonrası yükümlülüklerinin belirleneceği müzakere grubu (AWG-KP), Mart sonu, Haziran başı, Ağustos/Eylül ve Aralık olmak üzere 4 defa daha toplanacak. İlk 2 toplantı Bonn’da, sonuncusu ise Kopenhag’da düzenlenecek toplantıların 3.sünün yeri belli değil.

AWG-LCA kapsamında, ülkeler ve gözlemci kuruluşlardan 1000 sayfaya yaklaşan görüşler; ortak vizyon, savaşım, uyum, teknoloji transferi ve finansman başlıklarında sentezlenecek.

AWG-KP ise, 2012 sonrası dönem için, Ek-I Ülkelerinin ortak bir salım azaltım hedefi belirlemelerini, daha sonra bu hedefin Ek-I ülkeleri arasında belirlenecek çeşitli kriterlere göre paylaşılmasını öngörüyor.

Bu koşulda, 1997 yılında BMİDÇS’ye taraf olmadığı için KP Ek-B’de adı bulunmayan Türkiye, 2004 yılından bu yana BMİDÇS Ek-I ülkesi olduğu için, 2012 sonrasında, 1990 yılına göre mutlak bir salım azaltım hedefi ile karşılaşabilir.

Buna karşın, Türkiye’nin KP’ye bir an önce taraf olarak 26/CP7 numaralı karara göre diğer Ek-I ülkelerinden farklılığını vurgulaması ve AWG-KP kapsamında alınacak kararlara müdahele etme hakkını elde etmesi, Türkiye’nin 1990 yılına göre mutlak sayısal sera gazı salım azaltım hedefi yerine, farklı bir yılı referans alabilmesi ve/veya sektörel hedefler başta olmak üzere daha esnek hedefler alabilmesinin en olası seçeneklerinden birisi olarak ortaya çıkıyor.

 

COP14'TEN ALINTILAR

“Ulusal heyetlerimize buradan sesleniyoruz, Kopenhag’da karar alamayacaksanız, eve dönmeyin!” David Cayman, ICLEI Başkanı, Vancouver Belediye Başkanı, Yerel Yönetimler Yol Haritası Tanıtımında delegelere sesleniyor

 

“Çin’in İklim Değişikliği Ulusal Programı’nın uygulanması halinde, 2010 yılı itibarı ile elde edeceği karbon tasarrufunun AB’den bile daha fazla olacağını düşünürseniz, ABD’nin harekete geçmesi için yeterli bir gerekçe oluşturmuyor mu?” ABD Senatosu danışmanlarının toplantısında katılımcılardan bir soru

 

“Ne yazık ki, Amerikan toplumunun dünyadaki gelişmeler hakkında doğru bilgilendirildiğini düşünmüyorum. Pek çoğumuz daha hala Çin’deki araçların çevre standartlarının ABD’den daha yüksek olduğunu bilmiyor.” Yukarıdaki soruya danışmanlardan birisinin yanıtı

 

“20-20-20 hedefi sadece romantik ya da duygusal bir hedef değil, aynı zamanda ekonomimiz ve toplulumuz için gerçekçi ve bilinçli bir hedeftir.” AB Çevre Komisyoneri Stavros Dimas, yan etkinlikte AB’nin Enerji ve İklim Paketi’nin kabulü öncesi bir yan etkinlikte

 

“Gelecek, bugünden kurulur!” Avrupa Parlamentosu Geçici İklim Değişikliği Komitesinin yaklaşık 2 yıllık bir çalışma sonunda hazırladığı 2050 Vizyon Belgesinin tanıtım afişinden.

 

AYRINTILI BİLGİ İÇİN

 

BMİDÇS Resmi sitesi: www.unfccc.int

 

Yeryüzü Müzakereleri Bülteni (ENB) http://www.iisd.ca/climate/cop14/

 

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics