Avrupa Birliği’nin Büyüyen Enerji Açığı ve Türkiye’nin Artan Önemi
2030 yılına yapılan projeksiyonlarda, AB’nin dışa bağımlılığının, petrolde yaklaşık % 90’a, gazda % 80’e, katı yakıtlarda ise % 65’e ulaşacağı tahmin ediliyor. AB, doğal gaz gereksiniminin halen % 53’ünü kendi kaynaklarıyla karşılarken, geri kalanını Norveç (% 14), Rusya (% 18), Cezayir (% 12) ve diğer ülkelerden karşılıyor. Avrupa Komisyonu, ithalatta herhangi bir ülkeye bağımlılığı % 30 ile sınırlamayı hedeflediğinden, özellikle Rusya’ya bağımlılığını azaltmaya büyük önem atfediyor. Bu noktada Türkiye, önemli bir geçiş güzergahı ve alternatif yol olarak öne çıkıyor. Bu nedenle de son zamanlarda, AB’nin enerjiyle ilgili birçok belgesinde, Türkiye’nin önemine işaret edildiğine ve dördüncü “arter” olarak tanımlandığına şahit oluyoruz. Proje’nin gerçekleşmesi halinde, Türkiye’nin stratejik öneminin artması, mütevazı da olsa geçiş geliri sağlaması, arz güvenliği noktasında avantaj sağlaması ve nihayet, AB nezdinde ağırlığının artması da gerçekleşmiş olacaktır. Bu hattın gerçekleştirilmesi halinde, Türkiye’nin AB açısından stratejik öneminin artacağı yalın bir gerçek olmakla birlikte, bunu, “Türkiye’yi AB’ye almasınlar da görelim” türünden bir kuru avuntuya altlık olarak değerlendirmemek gerekir. Olsa olsa, “ilişkilerimizin çok daha akılcı ve uygar düzeyde gitmesine katkısı olur” diye değerlendirmek daha doğru olur kanısındayım.
AB’nin hızla artan gaz ithalat gereksinimine çözüm arama noktasında, NABUCCO Doğal Gaz Boru Hattı Projesi, AB’nin hızla artan gaz ithalat gereksinimini karşılamak ve özellikle de Rus gazına olan bağımlılığını, farklı kaynaklardan gaz temin ederek dengelemek amacı ile ortaya konulmuş olan bir projedir. Yılda 31 milyar metreküp gaz taşıması planlanan hattın, Türkiye üzerinden geçerek Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’ya gaz sağlaması hedeflenmektedir. Bu amaçla, söz konusu ülkelerin ilgili şirketleri olan BOTAŞ, Bulgargaz, Transgaz, MOL ve OMV, eşit hisselerle, 2004 yılında Viyana’da bir ortak şirket oluşturmuşlar ve AB’den alınan proje hibesi ile de fizibiliteyi tamamlamışlardır. İnşaatın, 2008 yılında başlayarak, 2010 yılında tamamlanması planlanmaktadır. Hattın uzunluğunun 3,300 kilometre olması ve yaklaşık 4.6 milyar avroya mal olması beklenmektedir. Son dönemde, Fransız Gaz de France ile Alman RWE şirketleri de projeye ortak olma taleplerini iletmişlerdir. Ancak, Fransa Parlamentosu’nda sözde Ermeni Soykırımı yasası kabul edilmiş olduğundan, Gaz de France’ın talebi, BOTAŞ’ın vetosu nedeniyle dikkate alınmamıştır. RWE’nin talebinin kabul edildiği bazı basın organlarına yansımış, ancak ilk aşamada ilgili şirket tarafından teyit edilmemiştir.
NABUCCO’nun Hedeflediği Kaynaklar
NABUCCO ortak şirketinin resmi belgelerine bakıldığında, Rusya’nın dışındaki alternatif kaynaklar olarak; Azerbaycan, İran, Irak ve Mısır sıralanmaktadır. Bu kaynaklardan Mısır hariç diğerlerinin temininde ise, bazı önemli sorunlarla karşılaşılacağı hususu, kanımca ilgili taraflarca yeterince dikkate alınmamıştır.
Azerbaycan’dan yılda 10-14 milyar metreküplük bir katkı hedeflenmektedir. Ancak gerek mevcut projelerin durumu ve gerekse Rusya’nın doğal gaz alanında uyguladığı politikalar nedeniyle, Azerbaycan gazının kısa ve orta erimde bu projeye katkısı, sınırlı görünmektedir. Azerbaycan halen yılda 11 milyar metreküp gaz tüketmekte, bunun 4.5 milyar metreküpünü, Rusya’dan ithalatla karşılamaktadır. Rusya, 2006 başından itibaren, Azerbaycan ve Gürcistan’a, o tarihe kadar bin metreküpünü 110 dolardan sattığı gazın fiyatını 230 dolara yükselttiğini açıklamıştır. Bu nedenle, Azerbaycan’ın Şah Deniz sahasından üretilen gazın, anlaşma gereği, Güney Kafkasya Gaz Boru Hattı( GKGBH) ile, Gürcistan üzerinden Temmuz 2006’da Türkiye’ye ulaşması gerekirken, bu yükümlülük ancak bir yıl gecikme ile 2007 Temmuz ayında yerine getirilebilmiştir. Gerek Azerbaycan ve gerekse Gürcistan, Rus gazına 230 dolar vermektense, daha ucuz maliyetli Azerbaycan gazını kullanmak için, Türkiye ile pazarlık yapmışlar ve gazın ülkemize ulaşması, öne sürülen teknik nedenlerden ziyade, Rusya Federasyonu’nun bahsi geçen politikası nedeniyle gecikmiştir. Azerbaycan’dan GKGBH ile alınacak gaz miktarı, mevcut anlaşmaya göre, en çok yılda 6.6 milyar metreküpe ulaşacaktır. Azerbaycan gazının, yalnız Türkiye’yi değil, inşaatı tamamlanan Türkiye-Yunanistan Boru Hattı ile Yunanistan’ı da beslemesi hedeflenmektedir. Yunanistan, bu hattan yılda 3-4 milyar metreküp gaz alacaktır. Bu hattın daha sonra İtalya’ya uzatılması ve ek olarak bu ülkeye de yılda 8 milyar metreküp gaz sağlaması için çalışmalar sürmektedir. Dolayısı ile, gerek mevcut sahalardan elde edilecek gazın miktarı ve gerekse Rus politikaları nedeniyle, Azerbaycan seçeneğinin farklı bir hat olan NABUCCO hattına yeterince katkı sağlaması, kısa erimde sorunlu görünmektedir.
NABUCCO Projesi’nde adı geçmeyen, ancak basında, alternatif kaynaklar arasında, kimi zaman sözü edilen Türkmenistan gazının da benzer sorunları vardır. Bu ülkede zengin gaz rezervleri olmakla birlikte, mevcut sahalardan elde edilen gazın önemli miktarı (yılda 80 milyar metreküp), 2003 yılında imzalanan bir anlaşma kapsamında Rusya’ya (Gazprom) taahhüt edilmiş durumdadır. Bir miktar gaz da, Hindistan ve Pakistan’a yönelmesi hedeflenen Trans-Afgan hattı için ayrılmıştır. Türkmenistan gazının Türkiye’ye ve oradan da Avrupa’ya geçişi için 2 yol vardır. Bunlardan ilki, Hazar’ın altından geçecek bir boruhattı ile önce Azerbaycan’a oradan da Bakü-Tiflis-Ceyhan hattına paralel olarak ülkemize ve Avrupa’ya ulaşacak bir güzergahtır. Bu projenin gerçekleşebilmesinin önündeki diğer engellerin yanı sıra, bir diğer önemli engel de, henüz çözümlenememiş olan ve Rusya’ya rağmen çözümlenmesi de pek olası görünmeyen “Hazar’ın Statüsü” sorunudur. İkinci güzergah ise, İran üzerinden geçecek güzergahtır. Bunun önündeki en büyük engel de, İran’ı nükleer alandaki çalışmaları nedeniyle, mutlaka “cezalandırmaya” kararlı görünen ABD yönetiminin politikalarıdır. Bu sorunlar aşılmadıkça, Türkmenistan gazı ile ilgili yapılacak açıklamaların “demeç”ten ve iç politikaya yönelik yönlendirme/avutma çabalarından öteye bir anlamı yoktur.
Bir diğer seçenek, İran gazıdır. Bu ülkeden NABUCCO için, yılda 10-20 milyar metreküplük bir katkı beklenmektedir. Ancak, daha önce de dile getirilen nedenlerle, Avrupa’nın niyet ve iradesi olsa da, Türkiye’deki hükümetin mevcut dış politika öncelikleri ve ABD yönetimiyle angajmanları nedeniyle, İran seçeneğinin gerçekleşme olanağı da, düşük bir olasılık olarak değerlendirilmektedir. Nitekim Türkiye’nin, 13 Temmuz 2007’de İran ile imzaladığı ve içinde İran gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya gaz taşıyacak bir boru hattının yapımı hususu da yer alan mutabakat zaptı ile ilgili açıklamalarının hemen ardından ABD yönetimi tarafından çeşitli kademelerde yapılan “uyarı” niteliğindeki açıklamalar, ABD’nin bu konudaki tavrını ortaya koyması bakımından, bir anlamda malumun ilanı biçiminde olmuştur. Türkiye, bir başka ülkenin onayına tabi olmadan, komşuları ile, karşılıklı yarara dayanan ortak yatırımlar yapması gereken, bağımsız bir devlettir. Ne var ki, gerek mevcut hükümetin dış politikadaki ABD endeksli diye tanımlanabilecek “politikası” ve gerekse, Türk şirketlerinin güçsüz finansal yapıları, İran ile böylesi bir hat inşası olasılığını zayıflatmaktadır. ABD Yönetimi, birkaç gün önce Temsilciler Meclisi’nde kabul ederek süresini uzattığı yasa ile (ILSA: Iran Libya Sanctions Act), başka ülkelerin şirketlerini de kapsayacak biçimde, İran’ın petrol ve gaz sektörüne 20 milyon dolardan fazla yatırım yapacak şirketlere, mali yaptırımlar uygulama kararı almıştır. Her ne kadar Fransız TOTAL, İtalyan ENİ ve Çin’li CNPC gibi şirketler, İran’ın dev Güney Pars sahasını geliştirmek için yatırımlarını sürdürmekte iseler de, bu şirketlerin finansal yapıları, bizim BOTAŞ ve TPAO gibi şirketlerimizle kıyaslanmayacak kadar güçlüdür ve bu nedenle de, yatırımlarını öz kaynaklarından veya “ABD onayına” gereksinim duymadan (icazet almadan) sürdürebilecek konumdadırlar. Söz konusu ülkelerin dış politikaları da, gene mevcut hükümetimizin politikaları ile kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Bu nedenlerle, Türk tarafının “kararlı” açıklamalarına karşın, ABD’ye rağmen İran ile ortak yatırım en azından yakın süreçte düşük bir olasılık olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’nin ABD tepkisine rağmen, ısrarlı görünen kimi açıklamaları ise, ABD’de onay için bekleyen sözde Ermeni Soykırım Yasa Tasarısı’na ve ABD’nin Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığına sessiz kalan ve hatta onu dolaylı olarak destekleyen tutumuna karşı bir açılım olarak değerlendirilmesi de mümkündür. Ancak son tahlilde, tarafların karşılıklı hamleleri durulduğunda, sonucun İran gaz hattının inşası yönünde olması daha düşük bir olasılıktır.
Irak gazı da önemli bir seçenektir. Ulusal şirketimiz TPAO, 10 yıla yakın bir zamandan beri bu ülkenin bazı petrol ve gaz sahalarında saha geliştirme ve doğal gaz boru hattı inşa etme hedeflerine yönelik hak alma çabası içindedir. Ne var ki, Saddam döneminde uluslararası ambargo ve ABD politikaları nedeniyle gerçekleştirilemeyen bu niyet, ABD’nin Irak’ı işgalinden bu yana da başarılı olamamıştır. Geçtiğimiz günlerde Maliki’nin ziyareti nedeniyle imzalandığı açıklanan mutabakat metninde, söz konusu sahaların (Garaf petrol, Mansuriye gaz sahaları) adlarının da yer aldığı ifade edilmektedir. Ne var ki, bugün “Maliki Başbakanlığındaki hükümetin Irak’ı ne ölçüde temsil ettiği ve ömrünün ne kadar olacağı” sorularına tatmin edici bir yanıt verilebilirse, bu zaptın da ne kadar yaşama geçme şansı bulacağı yanıtlanmış olur.
NABUCCO için düşünülen bir diğer seçenek, Mısır gazıdır. Gene ilgili şirketin verilerine göre, bu ülkeden de 8-10 milyar metre küplük bir katkı beklenmektedir.
NABUCCO Ortakları Ne Kadar Kararlı?
Arz kaynakları açısından dile getirmeye çalıştığımız sorunların yanı sıra, başta Rusya’nın uyguladığı enerji politikaları olmak üzere, çeşitli etkenler, NABUCCO ortakları arasında, zaman zaman artan ikilemler yaratmaktadır. Her ne kadar NABUCCO’nun ardında AB’nin politik ve finansal desteği varsa da, ülkelerin farklı çıkarları ve doğal gaz tüketimlerinde, büyük oranlarda Rusya’ya bağımlılıkları, projenin gerçekleşmesini kimi zaman tehdit edebilecek boyutlara ulaşmaktadır. Bir fikir vermesi bakımından, projenin ortağı olan ülkelerin toplam gaz ithalatları ve bunun içinde Rusya’dan yapılan ithalatı gösteren aşağıdaki tablonun yararı olacağını umuyorum.
Ülke | Toplam Gaz İthalatı (milyar metreküp/yıl) | Rusya’dan Gaz İthalatı (milyar metreküp/yıl) |
Avusturya | 8.73 | 6.85 |
Macaristan | 10.95 | 8.32 |
Romanya | 6.25 | 3.95 |
Bulgaristan | 2.85 | 2.85 |
Türkiye | 30.50 | 19.65 |
Rusya, Avusturya’yı bir yandan NABUCCO’ya alternatif olarak önerdiği (Türkiye’yi “by-pass” eden) Güney Akım Projesi’ne dahil etmeye çalışırken, bir yandan da NABUCCO’nun terminal noktası olan Baumgarten’ı Rus gazının Orta Avrupa’ya sevkinde en büyük merkez (hub) yapma teklifi ile gönlünü çelmeye çalışmaktadır. Macaristan, NABUCCO ile Güney Akım Projesi arasında, değişik yetkililerinin ağzından, birbiriyle çelişen açıklamalar yapmayı sürdürmektedir. Rusya, Türkiye’ye de NABUCCO ve Türkiye-Yunanistan hatlarına da gazı biz verelim demektedir. Oysa NABUCCO’nun hedeflerinden biri ve belki de en önemlisi, Rus gazına olan mevcut bağımlılık oranını aşağı çekmektir. Diğer yandan, Putin’in Haziran 2007’de önce Türkmenistan ve Kazakistan’la gaz ve petrol alanında anlaştıklarını açıklaması ve bunu takiben de İtalyan ENİ şirketi ile, NABUCCO’ya alternatif olarak değerlendirilen Güney Akım Projesi konusunda anlaşmaya vardıklarını beyan etmesi de “pişmiş aşa su katabilecek” bir diğer gelişmeye işaret etmektedir. Bulgaristan da benzer konumdadır. Her ne kadar 14-15 Eylül 2007’de Budapeşte’de bir araya gelen NABUCCO ortakları, projeye bağlılıklarını ve kararlılıklarını açıkladılarsa da, ülkelerin farklı çıkarları ve Rusya’ya bağımlılıkları, mutlaka dikkate alınması gereken bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Gerek alternatif arz kaynakları tarafındaki olası sorunları ve gerekse proje ortaklarının farklılaşabilecek tercihlerini “yok” sayarak proje gerçekleştirmek mümkün değildir. Bu nedenle, bir yandan bu sorunları özenle not edip, günü gününe takip ederek, diğer yandan da ilgili tüm taraflarla bir mekik diplomasisi çerçevesinde çalışmakta zorunluluk vardır. Türkiye tarafında ise, tüm bu iç içe geçmiş konu ve sorunları kavrayabilecek ve çözüm yaratabilecek nitelikli, deneyimli ve liyakatli kadrolara her zamankinden fazla gereksinim vardır.
Nabucco Gas Pipeline Project (İng.) (PDF)
ÖNEMLİ: “Analizler” diğer kişi ve kuruluşların yaptığı yorumlardır. EurActiv.com.tr, tarafsız bir platform olarak kendi görüşünü belirtmez. “Analizler” kısmındaki herhangi bir dokümanda yer alan fikirler, yazara aittir.








