Selim Atalay - Star
Saab konusu sürüyor. İsveç merkezli Saab Otomobil iflasta. Saab son 10 yılda Amerikan GM’in parçasıydı.
Marka geçen yıl GM’den ayrıldı. El değiştirdi ve sonuçta tekrar zora girdi. Saab’ın Türkiye’den alıcı aradığı anlaşılıyor. Bu işlerde adet olduğu üzere bir-iki Çinli firma da Saab ile ilgilendiklerini söylediler. Nerede bir oto şirketi satılacak olsa, mutlaka bir-iki Çin şirketi ilgilenir.
Ve İsveç basını önceki gün bir Türk heyetinin Trollhättan’daki Saab fabrikasına gelip inceleme yapacağını yazdı. Heyetin, şirketin iflasını yöneten kayyum heyeti ve avukatlarla ve Saab CEO’su Victor Muller ile görüşeceği de bildiriliyor. Heyetin kimlerden oluştuğunu henüz çözemedik. Ancak İsveç medyası Türk heyetinin seçeneklerini de tartışmaya başlamış. Onlara göre sorun: Türkiye fabrikayı yeniden mi işletecek, yoksa imalat hattını sökülüp Türkiye’ye mi götürülecek?
Her oto fabrikası olduğu yer için iş ve aş demek olduğundan, yerel basının heyecanını anlamak mümkün. Hele şirket iflastayken, ortak çaba, tesisin bir an önce hayırlı bir kısmet bulup, baş göz edilmesidir. Saab’ın Türkiye için uygun olup olmadığı, ticari bir karardır. Saab ABD yollarında yakın zamana dek güvenle kullanılan şık bir marka idi. Hatta iflas öncesinde GM, Saab’ı hayli değiştirmiş, modelleri uyarlamıştı, yani Saab’ın kökünde bir GM teknolojisi var... Türkiye’de yerli oto üretmek de tercih meselesidir. Ancak son 3 yılın dünya otomotiv krizinden öğrenilecek bir şey varsa, o da şudur: Sadece küresel üretim ve satış yapan markalar ayakta kalabiliyor. Ancak küresel üretim verim sağlıyor. Hatta bu konuda alt limit, yılda en az 1 milyon araç üretmek. Üretince bunları satmak da gerekiyor. Saab konusuna bakarken, Saab’ın savunma teknolojsi üreten, jet ve askeri-sivil uçak yapan birimlerine de bakmakta fayda var. O şirketler Saab otomobilden ayrı, ancak alıcı olana fiyat ya da hisse sormak serbest. Saab’ın yabana atılmayacak bir silah, elektronik ve uçak teknolojisi birikimi var. Belki araba şirketini alınca, diğer şirketlerden de bir nevi bir fayda gelebilir. Türkiye için Avrupa krizi, teknoloji ve knowhow parkını genişletme fırsatıdır. Ve bütün seçenekler ciddi alıcı olarak konuşulabilir. Zaman, tok alıcının zamanı.
Velev ki gaz kaçmadı ve bulundu
Kıbrıs’ta Rum tarafında ilk aşamada 200 milyar metreküp gaz bulunmuş. Bu miktar Türkiye’nin 5 yıllık ihtiyacına denk imiş... Rumlar başka yerlerde de arayacaklar. Oralarda da diyelim bir 200 daha bulunsun... Ama bunların fazla önemli yok. Çünkü gazı bulmak değil, gazı satmak ve taşımak marifet.
Eğer bir jeolojik şaka sonucu gaz adanın yalnızca güneydoğusunda toplanmadıysa, Kıbrıs’ın kuzeyine yakın bölgelerde de gaz olması muhtemeldir. Madem güney önce bulmuş, ona bakalım: Mevcut siyasi belirsizlikte güneyin bu gazı tek başına nasıl çıkarıp satacağı bir soru işaretidir. Kıbrıs bütünse, benim gazım-senin gazın olmaz. Kıbrıs ayrı ise o zaman gazdan önce ayrılacak ve paylaşacak başka şeyler var.
Yalnızca enerji tarafından bakarsak. Bulunan gazın hepsini adada yakmaya imkan yok. Satılması iki yolla olur: 1- Sıvılaştırılmış gaz, LNG haline dönüştürülmesi ve tankere yüklenip yollanması gerek. Bu, satan için de alan için de maliyetli. 2- Boru hattıyla, doğalgaz olarak pompalamak. Bu yolla satışta kâr daha yüksek ve tercih edilen yol bu. Ancak boru hattı kurmaya değecek kadar çok gaz bulmak gerekiyor ve Rum kesimi sondajları daha bunu kanıtlamadı. Rum kesiminin tek başına LNG tesisi kurması sonra da ihracata geçmesi en az 5-7 yıllık iş. O zamana dek zaten Kıbrıs’ta siyaseten neyin ne olduğu anlaşılır. Doğu Akdeniz’den gaz satılacaksa, Kıbrıs’ın çevresindeki herkesin bulunmuş ya da bulunmamış, kendi gazı var. Yani normal bir ortamda Doğu Akdeniz’de gaz fazlası var... O zaman Rum Kesimi bu gazı nereye satacak? Üstelik boru hattı kuracak kadar gaz bulursa, boruyu nereye kuracağı sorusu var. Gönüllerinden ilk Yunanistan geçer, ama Kıbrıs’tan Yunanistan’a boru döşemek, olur iş değil... Avrupa’ya gaz satacaksa, AB hatlarının geçtiği ya da geçeceği tek bir ülke var: O da Türkiye... Bu gerçeği bazı Rum siyasiler dillendirdi, ama tepki görünce sustular... Rum tarafında gaz çıkacak da, boru lazım gelecek de, Avrupa’da o gazı yakacak ekonomik talep olacak da... O gaz satılacak... Ayrıca bölünmüş Kıbrıs gazı mı, Birleşik Kıbrıs gazı mı, ayrı mesele... Yani gazı bulmak dert değil. Dert sonra başlıyor... Peki -Gaz rezervinin üzerinde oturmak nasıl bir his- denirse, pek bir his tarafı yok. Siz mutfaktaki tüp gaza ne his duyuyorunuz ki? Onlarınki de öyle işte..














