Haber
Dünya enerji tüketimindeki payı yüzde 15’in üzerinde olan Avrupa Birliği, mevcut durumu ile dünyanın en büyük enerji ithalatçısı ve ABD’den sonra ikince ikinci büyük enerji tüketicisi konumunda. Birliğin enerji alanında yüzde 50’ye varan dışa bağımlılığın, 2030 yılında yüzde 68’e çıkacağı tahmin ediliyor.
Fosil yakıt rezervleri çok az olan Avrupa, dünya genelindeki kömür rezervlerinin yüzde 7’sine, doğalgazın yüzde 2’sine ve petrolün yüzde 6’sına sahip. AB'de tüketilen petrolün yüzde 45’i Ortadoğu’dan gelirken, tüm Avrupa’nın tükettiği gazın yüzde 40’ı Rusya’dan, yüzde 30’u Cezayir’den, yüzde 25’i ise Norveç’ten elde edilmekte. Uzmanlar 2030 yılına kadar AB gazının yüzde 60’ının Rusya’dan elde edileceğini ileri sürüyorlar. Bu yüzden enerji konusunda dışa bağımlılık AB’nin geleceğine yönelik en büyük sorunlardan birisi.
AB’nin enerji konusunda kendini güvende hissetmemesinin birçok nedeni var:
Bunlardan birisi Rusya’nın enerji politikasının belirsizliği ve enerjiyi politik bir araç olarak kullanmaktan çekinmemesi. Rusya 2005 yılı sonundan itibaren Moldova, Ukrayna, Gürcistan, Beyaz Rusya, Azerbaycan gibi eski Sovyetler Birliği ülkelerine sattığı doğalgazın fiyatını 2-3 kat artırdı ve bu ülkelere giden doğalgaz akışını aralıklarla kesti. Rusya Başkanı Medvedev, geçtiğimiz ay gerçekleştirdiği birkaç konuşma sırasında da, Avrupa’da Rusya’yı dahil eden yeni bir güvenlik anlayışı oluşturulmadığı takdirde, Rusya’nın sahip olduğu doğal kaynaklarını kendi kararları doğrultusunda istediği gibi kullanacağını açıklamıştı. Yani bir tür, “benim istediğim gibi olmazsa, ben de Petrolü kesedim” tehdidiydi bu.
Rusya dışında AB’nin kendini rahat hissetmediği bir diğer konu da, dünya petrol rezervlerinin yüzde 60’ının bulunduğu Ortodoğu’da yaşanan istikrarsızlık.
Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelerde petrol talebinin hızla artması da, AB’yi petrol arzının yeterliliği ve güvenliği konusunda endişeye düşüren bir diğer unsur.
Tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi önemli
AB enerji politikasının hedeflerinden biri, arzın kesintiye uğramasını engellemek. Dolayısıyla tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi AB için çok önemli. Gürcistan’ın önemi de işte bu noktada gündeme geliyor. Hazar petrolü oldukça uzun bir süredir Rusya ve Ortadoğu petrolüne en sağlam alternatif olarak kabul ediliyor. Azerbaycan’dan ve Hazar Havzası’ndan Avrupa’ya uzanacak enerji boru hatları, AB’nin Rusya’nın tekeline son vermesi ve alternatif enerji kaynakları yaratması açısından oldukça önemli. Diğer açıdan bakıldığında ise, bu ilişkiler, Azerbaycan başta olmak üzere, Gürcistan gibi transit ülkelerin de AB’ye yakınlaşması açısından da önem taşımakta. Gürcistan petrol üreten bir ülke değil, fakat enerji için çok önemli bir transit ülke konumunda. Bölgenin en önemli özelliği, Azerbaycan gazını Batı Avrupa’ya taşıyan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının geçiş noktası olması. Batılı ülkeler Azerbaycan gazının Batı Avrupa’ya taşınması amacıyla bu ülkeye çok önemli yatırımlar yaptılar. BTC boru hattının ortakları arasında BP; Chevron ve ConocoPhillips gibi piyasa liderleri bulunuyor.
BTC zarar görmez
Rusya’nın Gürcistan’a saldırısı da bu anlamda çok önem taşıyor AB için ve AB’nin enerji güvenliği açısından yeni bir dönemi işaret ediyor.
Petrol piyasası uzmanları, boru hatlarının Rusya saldırısından etkilenmeyeceğini belirtirken, meydana gelebilecek bir iki haftalık kesintinin de küresel petrol arzını etkilemeyeceğini ifade ediyorlar.
Boru hatlarının hedef alınması gibi bir duruma ihtimal vermeyen uzmanlar, böyle bir durum yaşandığı takdirde, NATO’nun askeri müdahale hakkının doğacağını ifade ediyorlar.
Rusya, AB’deki hiçbir ülkenin sırtını dönebileceği bir ülke değil. Bununla birlikte AB, enerji politikası konusunda tek bir sesle hareket edebilmiş değil şu ana kadar.
Dolayısıyla Çarşamba günü Brüksel’de gerçekleşecek olan zirveden çıkacak sonuç, hem bölge istikrarı hem de AB’nin enerji güvenliğinin geleceği açısından çok önem taşıyor. Bu noktada AB’nin son derece kararlı ve ortak bir tutum içinde olması da çok belirleyici olacak. 















