Logo EurActiv.com.tr

Loç Vadisi Topluluğu Üyesi Kar: HES’lerle birlikte bir kültür yok olacak

Bookmark and Share

17.08.2010
Loç Vadisi Topluluğu platformundan Necati Kar, Karadeniz’deki Hidroelektrik Santralleri (HES) ve bu santrallerin yapımının özellikle de Loç Vadisi’ne olan zararlarına değinerek EurActiv’in sorularını yanıtladı. Kar, bölgede inşa edilecek HES’lerle yalnızca doğanın zarar görmeyeceğini, aynı zamanda bir kültürün de yok olacağını kaydetti.

EurActiv.com.tr

EurActiv: Öncelikle, HES'lere neden tepki gösteriliyor? Sadece doğa değil ekonomik anlamda da bir zarar söz konusu mu?


Necati Kar: Kastamonu Cide tarihinin en büyük doğal ve kültürel yıkımıyla karşı karşıya. 2000 yılında milli park ilan edildi ve dünyanın 4. büyük kanyonu olan Valla Kanyonu bu bölgede. Turizm açısından, özellikle de kanyon turizmi açısından bir cazibe merkezi haline getirilebilir. Kanyon araştırma derneği kanyonlarımızın haritalarını çıkarmış ama Türkiye’de maalesef Avrupa’da olduğu gibi Kanyon turizmi gelişmiş değil. Doğal yapısı gereği kanyon turizmine yeterli tanıtımlar yapılırsa getirisi HES’lerden daha fazla olacaktır. Ama bundan faydalanılması yerine büyük bir çevre katliamı planlanmaktadır.

EurActiv: HES'lerin kurulmasına ilişkin uluslararası standartlar var mı, bunlar Türkiye'de uygulanıyor mu? Avrupa Birliği ülkelerindeki HES uygulamaları ve varsa onlara olan tepkilerle ilgili bir bilginiz var mı?

Necati Kar: Uluslararası net standartlar yok. Pek çok ülkede HES kurulum gücü bizden daha düşük. Almanya ve İrlanda 5 MW’a kadar, İsviçre 1.5 MW diğer AB ülkeleri ise 10 MW’a kadar HES’leri yenilenebilir enerji sınıfına dahil ederken, Türkiye’de bu oran 50 MW’ı buluyor. Enerji nakil hatları Avrupa’da yerleşim yerlerinin 600 metre uzağından geçer, Türkiye’de ise 100 m bile değil. Uluslararası standart  olsa bile bunun pek bir şey ifade edeceğini sanmıyoruz, zira sonuçta proje belli nasıl yapılacağı da belli. Uluslararası standart belki “daha çok can suyu verin” diyecek yada “daha az ağaç kesin” diyecek. Sonuçta ortada bir fark olmayacaktır, bizim için yıkımın küçüğü büyüğü yok. Kaldı ki burası Türkiye, kazanılmış hukuksal mücadeleler bile yok sayılırken Avrupa standartlarını kim umursar?
Nitekim başka ülkelerde de zorluklar yaşanıyor. Geçtiğimiz yaz İstanbul’da yapılan Avrupa Sosyal forumundaki bir etkinlikte Brezilya’dan gelen baraj mağdurları ülkelerinde yaşanan baraj karşıtı eylemlerin 20 yıldır devam ettiğini ve mücadelenin çok sert geçtiğini dile getirmişti.
 
EurActiv: Size göre en çok tartışılan HES projeleri hangileri? Loç, Senoz ve İkizdere'nin dışında sizin özellikle gündeme taşınmasının gerektiğini düşündüğünüz isimler var mı?

Necati Kar: Bizler bölgemizi savunmaya başladığımızda pek çok bölgedeki HES karşıtları ile bir araya geldik pek çok bölgedeki direnişleri gördük tanıştık. Karadeniz’deki HES projeleri dışında doğuda batıda doğanın ve kültürün yıkımlara uğratılacağı bölgelerle birlikte hareket ettik. Türkiye’de bugün barajların getireceği yıkımlara karşı yıllardan beri mücadele eden MUNZUR, Hasankeyf ve ALLİANOİ bölgeleri büyük başarılar kazanmış ve hala mücadele etmektedir. Erzurum Aksu vadisi bundan sonraki sürece dahil olacak ve yakın zamanda ortak mücadeleye girişeceğimize inandığımız bir yapılanmadır. 

EurActiv: Tartışmalı HES'lerin olduğu yerlerde tam olarak ne yapılmak isteniyor, çevreye zarar ne boyutta olacak?


Necati Kar: Loç Vadisi Akdeniz mikrokliması ve bitki örtüsü özellikleriyle de eşsiz. Küresel ölçekteki önemi nedeniyle bölge 2000 yılında Milli Park ilan edilmişti. Ancak planlanan HES projesi, 4 bin 800 metre boyunca Devrekani Çayı’ndaki suyun en az yüzde 85’ini tünellere hapsedecek. Suyun akmadığı bölgeler kuruyacak tarım alanları sulanamayacak, bölgede barınan pek çok hayvanın nesli tükenecek. Çayın yok oluşu ile birlikte kültürümüz de zarar görecek. Loç Vadisi çoğunluğunun İstanbul’da yaşadığı halkı bir araya getiren tek unsurdur. Bayramlarda ve tatillerde bölgedeki bütün köylüler çay kenarlarında toplanır. İstanbul’da birbirini tanımayan genç nesiller çay kenarında tanışmış kaynaşmıştır. Dereler insanları buluşturur Loç Vadi’li gençlerin gurbette bir arada oluşunun en önemli sebebidir budur. Çoğu için basit gibi görünen bu etkinlikler Loç Vadi’sinin yüzyıllardan beri sürdürdüğü bir gelenektir. Çaya gitmek şehirleşmenin getirdiği yozlaşmadan arınmanın akrabalık insanlık ilişkilerinin pekiştirildiği bir gelenektir.

EurActiv: Tepki amaçlı eylemleriniz oldu mu, evetse yankıları ne boyutta oldu, amaca ne kadar ulaşıldı?
Necati Kar: Bizler alanlara çok zor çıktık, tepki göstermeye korkuyorduk. Zira eylem yapmak bir nevi devle karşı gelmekti. Ama başka çaremizde yoktu, sesimizi duyurmalıydık. Bizler durdukça iş makineleri çalışmaya devam edecekti. Farklı bölgede yapılan baraj ve HES karşıtı eylemlere katıldık ama ilk olarak Kadıköy’de “ Yaşamı yok eden enerjilere karşı” yapılan 25 Nisan mitinginde kendi ismimizle ve bölgemiz için olan taleplerimizle görünür hale geldik. “Sarı Yazma isyanda” pankartımızla Köçeklerimiz davulumuz zurnamızla mitingin belki de en dikkat çekici grubu idik. Çünkü bizler halktan gelenlerdik, kadınımız çocuğumuz yöresel müziğimiz ve kıyafetlerimizle yani samimiyetimizle orda idik. Bugüne kadar da pek çok etkinliğe katıldık, pek çok eylem yaptık. Kazanımımız tanınırlılığımız ve kendimize güvenimiz de bu süre içinde arttı. Artık Loç Vadisi diye bir yerin olduğunu herkes biliyor ve Loç Vadisi köylüleri alanlardan, sesini duyurmaktan korkmuyor. Hukuksal mücadelenin yanında sokaklarda da var olmamız gerektiğini biliyoruz. Bu nedenle gerek İstanbul’da gerekse Loç’ta kurduğumuz çadır kentte eylemliliğimiz devam edecek.

 

http://EurActiv.com.tr

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics