Logo EurActiv.com.tr

Pamir: 'Enerjide Rusya'ya bağımlılık artıyor'

Bookmark and Share

04.01.2012
CHP Enerji Komisyonu Başkanı Necdet Pamir; geçtiğimiz hafta Rusya’ya verilen Güney Akım Doğalgaz Boru Hattı inşası izni, iznin Nabucco üzerinde olası etkileri ve yakın zamanda Azerbaycan ile Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı üzerinde varılan anlaşma ile ilgili olarak EurActiv Türkiye’nin sorularını yanıtladı. Enerjinin yalnızca ticari değil, aynı zamanda stratejik bir konu olarak ele alınması gerektiğine dikkat çeken Pamir, enerjide halihazırda Rusya’ya aşırı bağımlı olan Türkiye’nin, bu bağımlılığının giderek artmakta olduğunu ifade etti.

CHP Enerji Komisyonu Başkanı Necdet Pamir, enerji sektöründe geçtiğimiz haftalarda birbiri ardına gerçekleşen gelişmeleri EurActiv Türkiye için değerlendirdi.

Pamir aynı zamanda, basında yer alan Rusya ile Güney Akım üzerine varılan anlaşmada, Türkiye’nin Fransa’ya tepkisinin de payının bulunduğuna dair haberlerin gerçeği yansıtmadığını belirtti.

Güney Akım üzerinde Rusya ile varılan anlaşma ne anlama geliyor?

Güney Akım Projesi, halen Avrupa doğalgaz piyasasına gaz tedarik eden en önemli aktör olan Rusya’nın, mevcut konumunu önümüzdeki yıllara dönük olarak daha da perçinlemeyi amaçlayan projesidir. Yılda 61 milyar metreküp Rus gazını, 900 kilometresi Karadeniz’in altından geçmesi planlanan bir boru hattı ile Avrupa’ya taşımayı hedeflemektedir.

Boru hattının deniz tabanına döşenecek kesiminin ortakları Gazprom (% 50 hisse), ENI (% 20), Wintershall (% 15) ve EDF’tir (% 15). Karasal bölümü için hükümetler arası anlaşma imzalayan ülkeler ise Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan, Avusturya, Macaristan, Slovenya ve Hırvatistan’dır.

Türkiye daha önce bu proje için Rusya Federasyonu’na Karadeniz tabanında kendi münhasır ekonomik bölgesinde çevre etki değerlendirme ve zemin etüdü çalışmaları için izin vermişti. Son olarak verilen izin ise, Güney Akım için Türkiye münhasır ekonomik bölgesi sınırları içinde inşaat ve işletme faaliyetlerini kapsamaktadır. Bu, öncekilerden çok farklı ve yeni bir durumdur ve Rusya’ya çok önemli, stratejik bir avantaj verilmiş olmaktadır. Nitekim gerek Gazprom Başkanı Miller ve gerekse Başbakan Putin, bu adımı Türkiye’nin verdiği bir yeni yıl hediyesi olarak değerlendirmektedirler.

AB halen yılda 288 milyar metreküp gaz ithal etmektedir. Eurostat’ın 2010 verilerine göre AB’nin doğalgaz ithalatının % 40’ı Rusya’dan gerçekleştirilmektedir ve Avrupa Komisyonu bu oranın % 30’un altına çekilmesini Avrupa Parlamentosu’na önermektedir. Komisyon’un Enerji Genel Direktörlüğü’nün ‘2030 Enerji Trendleri’ çalışmasına göre gaz ithalatının 2020’de 301, 2030’da 318 milyar metreküpe erişeceği tahmin edilmektedir.

Bu çerçevede AB, Nabucco ile başlayan bir dizi alternatif proje ile, bazıları Türkiye üzerinden geçecek (ya da Türkiye’yi by-pass edecek) gaz boru hattı ve LNG projeleriyle (örneğin “Güney Gaz Koridoru” kapsamındaki Nabucco ve diğer projeler), alternatif yaratarak, üye ülkelerin arz güvenliklerini garantiye almak ve Rusya’ya aşırı bağımlılıklarını azaltmayı hedeflemektedir.

Rusya ise bu hamleleri boşa çıkarmak ve gelecekte de AB gaz piyasasındaki en önemli tedarikçi olma konumunu pekiştirerek sürdürmek için Güney Akım Projesi’ni başarılı bir “enstruman” olarak kullanmaktadır. Rusya’ya göre 15,5 milyar Euro maliyeti olan bu ihtiraslı proje, Avrupalı uzmanlara göre 25 milyar Euro’yu bulacaktır. Ekonomik kriz ortamında bu rakamın aktarılmasının kolay olmayacağı haklı olarak düşünülebilirse de, projenin gerçekleşme olasılığı “sıfır” değildir. Nitekim, en azından Nabucco ortaklarından Macaristan, Bulgaristan, Avusturya, Türkiye ve (farklı şirketlerle olsa da Almanya) bir biçimde Güney Akım’a, yani rakip projeye dahil edilmişlerdir.

Bu projenin Nabucco'ya rakip olarak hayata geçirilerek Nabucco'nun işlevini fiilen sonlandırdığı ne kadar doğrudur?

Önceki açıklamalar, bu sorunun yanıtının bir kısmını oluşturmaktadır. Nüans olarak şunlar söylenebilir: Nabucco zaten gaz tedarikinde yaşanan darboğazlar, jeopolitik olumsuzluklar ve ekonomik kısıtlamalarla oksijen çadırındaydı (ya da bitkisel hayattaydı). 'Öldü' demeye birilerinin dili varmıyordu. Güney Gaz Koridoru kapsamındaki ITGI (Interconnector Turkey-Greece-Italy) gibi projeler ve kısmen TAP’dan (Trans Adriatic Pipeline) söz etmek daha gerçekçiydi. Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin Azerbaycan Milli Petrol Şirketi ile imzaladığı TANAP (Trans Anatolian Pipeline) da Nabucco’yu bir anlamda bitirmişti. Yani Güney Akım ile ilgili imzaya gerek kalmamıştı.

Ancak, dar anlamı ile Nabucco yerine, Rusya’ya alternatif oluşturarak AB’yi besleyecek alternatif tüm projeler açısından bakıldığında, Güney Akım için atılan imzanın, söz konusu projeleri olumsuz etkileyeceği söylenebilir.

AB halen yüksek miktarda gaz tüketmekte ve gene yüksek oranda ithalata gereksinim duymaktadır. 2008’de %68 olan gazda ithalata bağımlılığın, 2030’da %83’e erişmesi beklenmektedir. Ancak, 2010 ile 2030 arasındaki ek ithalat gereksinimi toplam 30 milyar metreküptür (288 milyar metreküpten 318’e).Bu nedenle de hem TANAP, hem Güney Akım hem de NABUCCO, ya da benzeri bir hattın bir arada gerçekleşmesini,  gerek talep rakamları ve gerekse ekonomik gerçeklikler olur kılmamaktadır. 2005 yılında 4,6 milyar Euro olarak açıklanan Nabucco maliyeti 2009’da 7,9 milyar Euro’ya, Oettinger’in son açıklamaları dikkate alınırsa 15 milyar Euro’ya yükseldiği göz önünde bulundurulursa, bu olumsuzluğun gerekçesi daha da iyi anlaşılacaktır.

Basında çıkan, bu anlaşmanın Fransa ve Sarkozy'ye tepki olarak imzalanarak Nabucco'yu devre dışı bıraktığına dair yorumlarda doğruluk payı var mıdır?

Rus basınında yer alan bir yorumdan türetilerek bizim basınımızda da yer alan bu iddianın hiçbir dayanağı ve anlamı yoktur. Bir kere Fransa, Nabucco ortağı değildir. Nabucco ortakları; BOTAŞ (Türkiye), Bulgar Energy Holding, Transgaz (Romanya), MOL (Macaristan), OMV (Avusturya) ve RWE’dir (Almanya). Görüldüğü gibi bu projenin Fransa ile bağlantısı yoktur. Daha önceleri başvurusu da Fransa’nın Ermeni meselesindeki çirkin tutumu nedeniyle Türkiye tarafından reddedilmiştir.

Ancak işin ilginci ve ironik yanı, Fransa’nın EDF şirketi, izin verdiğimiz Güney Akım Projesi’nin %15 hisse ile ortağıdır! Fransa’nın kararına tepki olarak, Fransa’nın % 15 hisse ile içinde yer aldığı projeye hayat öpücüğü vermek nasıl bir tepki oluşturuyor onu da bu desteksiz iddianın sahiplerine sormakta yarar vardır. Konuların bu kadar çarpıtılması da cehaletten kaynaklanmıyorsa, bunun ardında kasıt ve dezenformasyon arasak haksız sayılmayız. Rus medyası bilerek ya da bilmeyerek bu çarpıtmayı yapabilirse de bizlerin bu konuda biraz daha özenli olmamız gerekir.

Geçtiğimiz günlerde üzerinde Azerbaycan ile anlaşmaya varılan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı'nı, Türkiye'nin transit rolünün bulunduğu bu projeler kapsamında nasıl değerlendirmek gerekir?

Bu projenin hem olumlu hem de olumsuz yönleri vardır. Nabucco ile ilgili olarak 13 Temmuz 2009’da imzalanan ve iktidar partisi tarafından “asrın anlaşması “ diye sunulan Hükümetler Arası Anlaşma (HAA) ile kıyaslanırsa bazı daha olumlu yanlarından bahsedilebilir.  Örneğin Nabucco HAA’nda diğer ortaklar haklarından vazgeçmedikleri takdirde en çok 2,5 milyar metreküp gaz alma hakkımıza karşılık, bu anlaşmada (TANAP) 6 milyar metreküp Azerbaycan gazı almamızın önü açılmıştır. Rusya’ya bağımlılığımızı azaltmak açısından bu fark, önemli bir avantaj sayılmalıdır. Fiyat konusunda da görece avantaj sağladığımız söylenebilir. NABUCCO HAA’nda fiyat konusuna sadece “dibaçe” (Preamble) bölümünde, “Türkiye’nin doğal gazı daha ucuza alma arzusunu not ediyoruz” denilmektedir. TANAP’da ise, bildiğimiz kadarı ile İran ve Rusya anlaşmalarına göre biraz daha düşük bir fiyata zemin oluşturan bir fiyat formülü vardır.

Ancak Türkiye iç piyasasında Azerbaycan’ın doğrudan -önemli bir miktar- kendi gazını pazarlama hakkı alması, BOTAŞ’ın piyasasını daraltmaktadır. Yunanistan’a daha önce sembolik de olsa alıp sattığımız gaz için bu “re-export” hakkı ortadan kalkmış durumdadır. Anlaşmanın ayrıntıları ortaya çıktıkça daha somut ve yeni değerlendirmeler yapılabilecektir. Stratejik anlamda da, “Ermeni Açılımı” nedeniyle bozulan Azerbaycan Türkiye ilişkilerinde bir oranda yumuşama sağlanmıştır dememiz de mümkündür. Ancak bu konuda iktidar partisinin zikzaklar çizen dış politikası -Suriye, Libya, Irak ve İran örneklerinde olduğu gibi-, yeterince rahat olmamıza olanak sağlamamaktadır.

2012 ve önümüzdeki yıllar için Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacına dair rakamsal tahminler nedir? Bunun karşılanmasında sıkıntı beklenmeli midir?

BOTAŞ’ın önümüzdeki on yıllar için yaptığı tahminler, kimi zaman çok ciddi sapmalar göstermektedir. Nitekim 1997-98 yıllarında yapılan “tahminler” 2010 yılında 55 milyar metreküp tüketeceğimiz doğrultusunda idi! O dönem bunları eleştirdiğimiz için (Meslek Odaları, bizim gibi uzmanlar ve DPT) rahatsız olanlar (dönemin siyasileri ve bürokratları) olmuştu.

Ancak eleştirilerimiz ne yazık ki haklı çıktı ve 2010 yılında Türkiye, 55 değil sadece 38 milyar metreküp gaz tüketti. Bu abartılı “tahminler” nedeniyle milyarlarca dolar “al ya da öde” bedeli (tüketmediğimiz gaz için) ödedik, ödüyoruz. Her ne kadar ödenen milyarlarca dolarlık bedelin bir kısmı “mahsup” edilebiliyorsa da, yeterli gaz depo kapasitesi geliştirememiş olmamız; doğudan gelen gazı, daha fazla tüketim olan batı illerine aktaracak kompresör istasyonlarını zamanında inşa edememiş olmamız ve ekonomik krize bağlı olarak talebin daralması gibi nedenlerle, bu mahsup işlemlerinin de tam olarak yapılamayacağı ve ödenen bedelin bir kısmının kaybedileceği değerlendirilmektedir.

Bu saptamaları yaptıktan sonra, BOTAŞ’ın web sitesinde daha önceleri yer alan gaz talep senaryolarının bir süredir siteden kaldırılmış olduğunu da dikkatlere getirmekte yarar vardır. Diğer yandan BOTAŞ’ın daha önceki tekel konumu kırılmış ve piyasaya ithalatçı olarak yeni “oyuncular” da konulmaya başlamıştır. Örneğin, 2010 yılında tüketilen 38 milyar metreküp gazın 4 milyar metreküpü 4 ayrı özel şirket tarafından gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla, önümüzdeki yıllar için en azından “resmi” tahminler kadar resmi olmayan öngörüler de tartışmalı olmaktadır.

Diğer yandan Enerji Bakanlığı, yayınladığı Strateji Belgeleri’nde dışa bağımlılığımızı azaltmak için yerli kaynakların payını artacağını öne sürmektedir. Bu konuda bugüne dek önemli mesafe alındığı da 2012 hükümet programı ve bütçe görüşmeleri sırasında, yetkililer tarafından, birkaç kez dile getirilmiştir.  Ancak bu açıklamalar da yeterince inandırıcı değildir. Şöyle ki, 2002 yılında %67 olan enerjideki dışa bağımlılık oranımız 2010’da azalmamış, aksine %72’ye yükselmiştir. Ülkemizde doğalgazın kullanılmakta olduğu alanlar; elektrik üretimi, konutlar, sanayi ve gübre sanayi olarak sıralanabilir. Bunlar arasında en yüksek pay, elektrik üretim sektörünündür. Halen 16300 megawatt olan doğal gaza dayalı santral kapasitemiz, EPDK tarafından verilen ve verilmekte olan yeni santrallar nedeniyle hızla artmaktadır. EPDK’nın yeniş lisans verdiği gaz santrallarının toplam kapasitesi 8550 megawatt’tır. Lisans işlemleri sürmekte olan gaz santrallarının toplam kapasitesi ise 25740 mW’tır. Eğer bunlara da lisans verilirse, Türkiye’nin toplam kurulu gücü olan 52000 mW (termik + hidro + diğer) kapasiteye oranla % 75 oranında yeni doğal gaz santralı inşa edilecektir. Makine Mühendisleri Odası’nın değerlendirmelerine göre sadece bunların ek gereksinimi 40 milyar metreküptür.

Ancak tüm bunları söyledikten sonra, BOTAŞ’ın mevcut gaz talep tahminleri kapsamında, önümüzdeki yıllar için mevcut tahminler yaklaşık olarak şöyledir: 2011 yılı için 40 milyar metreküp, 2015 için 55, 2020 için 60, 2030 için 70 milyar metreküp.

Sonuç olarak; iktidarın enerji politikası, sadece ve sadece özelleştirme odaklıdır. Onlara göre enerji konusu stratejik değil, ticari bir konudur. Bu kanımca tamamen yanlıştır ve ülkemiz için büyük risk oluşturmaktadır.

Son anlaşma da bu anlayışın yansımasıdır. 2009 yılında Rusya ile bir dizi anlaşma imzalayan iktidar, o günden bu yana, Rusya’dan Batı hattı ile almakta olduğumuz toplam 14 milyar metreküplük gazın 6 milyar metreküpünü özel sektöre devretmek için hazırlık yapmaktadır.

Toplam sevkiyatın 6 milyar metreküplük bölümüyle ilgili anlaşmanın 25 yıllık süresi 2012 başında bitmekteydi. Anlaşma, Türkiye’nin talebi halinde uzatılacaktı. Ancak Bakanlık talimatıyla BOTAŞ “gaz fiyatında indirim yapılmadığı” gerekçesiyle -kamuoyunun tepkisini önlemek için-, anlaşmayı uzatmayacağını Rusya’ya (Gazprom) bildirdi. 20’yi aşkın özel şirket, bu yatırımları tamamlanmış ve müşterisi hazır anlaşmayı ele geçirmek için başvurdu. Ancak Türkiye’nin doğalgaz politikasını ve iletim sistemindeki kimi darboğazları çok iyi değerlendirebilen Rusya, alabileceklerinin hesabıyla, gaz talebinin hızla arttığı soğuk kış aylarına girilirken, özel şirketlere gaz vermede pek de istekli davranmadı! Batı Hattı’ndan günde 40-46 milyon metreküp gaz çekilebilirken, bunun önemli bir miktarından da yoksun kalma konumuna düşen Türkiye için Ege Gaz’dan (spot LNG) almak ve sınırlı depo kapasitesini kullanmak dışında yeterli alternatif yaratılamadı. Doğudan gelen gazın tüketimin en çok olduğu (sanayi, santrallar ve konutlar) Batı bölgesine iletimi gerçekleştirmede sorunlar yaşanması da durumu daha da zorlaştırdı. Zira BOTAŞ, çeşitli nedenlerle, doğudan batıya yeterli iletimi sağlayacak Kırşehir (Mucur) ve Erzincan kompresör istasyonlarını zamanında devreye alamamıştı. Bu zaafı değerlendiren Ruslar, Türkiye’ye karşı, tüm bu kozları profesyonelce kullandı. Enerji Bakanı program dışı biçimde acele olarak Rusya’ya gitti ve sadece bir yıl için sağlanan “çözüm” (5,6 milyar metreküp; onun da önemli bölümü zaten bedeli ödenmiş “al ya da öde” gazı) karşılığında, Güney Akım’a inşaat izni gibi büyük bir ödüle sahip oldular. Dünyada spot LNG fiyatlarının düştüğü bir ortamda; Almanların, İtalyanların böylesi ödünler vermeden elde ettikleri “fiyat indirimi” ve 1 yıllık geçici çözüm karşılığında, biz bu izni vermiş olduk.

İktidarın özel sektöre devir hesabındaki öngörüsüzlüğünün ve hesap hatasının bedeli, bu anlaşmanın imzalanması oldu. Bunun yanı sıra, “Türkiye’nin stratejik çıkarları açısından başka ne alındı?” denilirse, ya da uzun erimli bir formül değişikliği, minimum satın alma miktarlarında aşağı doğru bir revizyon, “off-set” hakkı ya da “re-export” hakkı alındı mı diye sorulursa, bunlara olumlu yanıt verilemeyeceğini düşünüyorum. Ancak, bu “tarihi” imza karşılığında, bazı şirketlerin projelerine (örneğin Samsun – Ceyhan Boru Hattı’na petrol, Ceyhan’a rafineri, gaz dağıtımında Gazprom’la ortaklık, vb…) avantaj da sağlanıp sağlanmadığını da zaman içinde göreceğiz. Zaten dış ticarette, doğalgaz alımlarında aşırı bağımlı olduğumuz Rusya’ya bir de bu projelerle ve inşaatından yakıt tedarikine, işletmesinden yakıt yönetimine % 100 Ruslar’a ait bir nükleerle iyice bağımlı hale geliyor olmamız da cabası! Ne demişler? Dostlar alışverişte görsün!

Röportaj: Can Girgiç

© EurActiv 2007-2012. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM
Web Analytics