Avrupa Birliği (AB) kaynak güvenliğini artırmak ve CO2 emisyonları için belirlenen indirim hedeflerine ulaşmak üzere oldukça iddialı bir enerji politikasını hayata geçiriyor. Ancak AB’nin enerjiyle ilgili konularda karar süreci nasıl işliyor? Ve sanayi sektörü ile çıkar gruplarının bu süreçteki rolü nedir?
Köşe taşları:
- 13 Temmuz 2009: Avrupa Parlamentosu (AP) ve Avrupa Konseyi’nin birlikte hazırladıkları ve enerji alanında hazırlanacak projelere malî yardım sağlanması yoluyla ekonomi iyileşmenin başarılmasına ilişkin programla ilgili düzenleme kabul edildi.
- 24 Haziran 2010: Avrupa Konseyi AB içerisinde enerji altyapı projelerine Komisyon’un yatırım yapmasıyla ilgili düzenlemeyi onayladı.
- 13 Ekim 2010: Karasal alan ve gaz platformu standartları Komisyon tarafından kabul edildi.
- 10 Kasım 2010: Enerji 2020: Komisyon Rekabet, sürdürülebilirlik ve enerji güvenliği stratejisini onayladı.
- 17 Kasım 2010: 2020 ve sonrası için enerji altyapı öncelikleri Komisyon tarafından kabul edildi.
- Mart 2011: Komisyon enerji tasarruf eylem planını sundu.
- Haziran 2011: Komisyon altyapı gereçleriyle ilgili düzenleme taslağını masaya yatırdı.
- Haziran 2011: Güney Gaz Koridoru’nun geleceği belirlendi.
- Eylül 2011: Komisyon, enerji politikasının dış boyutlarıyla ilgili ayrıntılı öneriler taslağını sundu.
- Kasım 2011: Komisyon 2050 enerji yol haritasını açıkladı.
Politika özeti:
Dünyanın diğer bölgeleri gibi Avrupa da kendini iklim değişikliği, enerji ithalatına giderek artan bağımlılık, enerji kaynak sıkıntısının artışı ile herkes için ucuz ve güvenli enerji erişimi sağlama ihtiyacı gibi zorluklarla karşı karşıya.
Bu hedeflere ulaşabilmek için AB geniş kapsamlı bir enerji politikası kaleme alırken, fosil yakıtından (petrol, gaz ve kömür) nükleer enerjiye ve yenilenebilir enerjiye (güneş, rüzgâr, biyokütle, jeotermal, hidroelektrik ve gelgit) kadar her alanda enerji kaynaklarını çeşitlendirmenin çarelerini arıyor.
Birliğin amacı düşük karbon ekonomisini hayata geçirirken enerji kaynaklarını daha güvenli ve sürdürülebilir hâle getirmek ve tüketiciye ucuz fiyat üzerinden enerji ulaşımını sağlamak.
1 Aralık 2009’da yürürlüğe giren Lizbon Anlaşması’na göre, enerji politikasına 194. Madde ile daha önceki anlaşmalarda bulunmayan yeni bir yasal temel hazırlanmış oldu.
Özellikle yeni yasal çerçevede birliğin 27 üye ülkede enerji kaynak güvenliğini temin etmesi, eneri ağları arasında işlerlik ve geçişkenlik sağlaması, enerji etkinliğini ve tasarrufunu artırması gerekiyor.
AB enerji politikası piyasa esaslı vergiler, teşvikleri ve CO2 emisyon ticaret şeması gibi bir takım enstrümanlarla desteklenirken özellikle enerji etkinliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve düşük karbonlı enerji gibi yeni enerji teknolojilerinin geliştirilmesi hedefleniyor.
Konu başlıkları
Piyasa
Hem kamu hem de özel sektör AB enerji politikalarına yüklü miktarda para akıtıyor. Avrupa Komisyonu’nun en son değerlendirmelerine göre, Avrupa’nın önümüzdeki on yılda gaz ve elektrik şebekelerinin modernizasyonu için €200 milyar gerekiyor.
Genel olarak Komisyon’un önümüzdeki on yıllardaki enerji stratejisi kapsamında birliğin enerji ihtiyaçlarının sürdürülebilir şekilde karşılanabilmesi için €1 trilyon civarında yatırıma ihtiyaç var.
Ve bu yatırımın büyük bir kısmını özel sektör yatırımları teşkil ediyor. AB bütçesinde enerji altyapısının bir yıllık bütçesi için (Avrupa enerji ağı ya da TEN-E programı çerçevesinde) €250 milyar ayrılmış bulunuyor.
AB’nin belirlediği iklim değişikliği hedeflerine varabilmesi için AB Enerji Komiseri Günther Oettinger kısa bir süre önce yenilenebilir enerji kaynaklarına sermaye yatırımı çağırısında bulunarak miktarın €35 milyardan €70 milyara artırılmasını istedi.
AB bu amaçla Oettinger’in yakın çalışma arkadaşı Connie Hedegaard’ı AB İklim Komiser’liğine atadı.
Oettinger ve ekibi, AB enerji genel müdürüyle birlikte AB üyesi ülkelerin 2009 yılında kabul edilen ve 2011 son tarihiyle hayata geçirilmesi istenen 3. Enerji Paketi’ni uygulamaya almalarını sağlamak üzere harekete geçmiş bulunuyor.
Fransa, Almanya ve diğer bazı AB ülkelerindeki büyük, dikey bütüncül enerji şirketlerini parçalama girişimlerinin anlaşmayla sonuçlanması üzerine 3. Enerji Paketi rekabeti teşvik ederken gaz firmalarının kendi boru hatlarını muhafaza etmelerine ve tamamen ayrı varlıklarmış gibi işlevlerini sürdürmelerine müsaade ediyor.
Oyuncular
Ülkeler, ülke ittifakları, siyasî partiler, iş çevreleri ve çıkar gruplarının tamamı AB’nin enerji politikasını etkilemek için var güçleriyle çalışıyor.
Ülkelerin rolü sınır ötesi alt yapı projelerinin biçimlendirilmesi sırasında bariz bir şekilde fark ediliyor. Bu bağlamda en son örnek 4 Şubat 2011’de toplanan AB zirvesinde Güney Gaz Koridoru’yla ilgili anlaşma imzalanmadan önce birkaç başbakanın bir araya gelmesi oldu. Anlaşma kapsamında gaz aktarımında mevcut dar boğazların giderilmesi yer alıyordu.
Aynı zirvede, Fransa ve Çek Cumhuriyeti nükleer enerji gelişimiyle ilgili ortak bir tutum için fikir birliğine vardılar.
Diğer bazı girişimlerle de AB üyeleri teklif edilen çokuluslu projelere karşı gruplar oluşturdu. Örneğin Kuzey Akım boru hattı böyle bir gruplaşmanın ürünü olarak İsveç, Polonya ve Baltık ülkelerinin karasularına girmeyecek şekilde belirlenen bir rota üzerinden hayata geçirilmeye çalışılıyor.
Büyük enerji şirketleri sık sık büyük altyapı projelerinde ihale kazanma şanslarını artırmaz üzere konsorsiyumlar hâlinde birleşiyor.
Nabucco boru hattı projesini üstlenen konsorsiyum ve ITGI, TAP projeleri için oluşturulan diğerleri birbirine rakip oluyor. Desertec Projesi’ne de bir başka konsorsiyumun önderlik etmesi bekleniyor. Proje kapsamında Büyük Sahra Çölü’nden güneş enerjisi elde edilerek Avrupa’ya transfer edilmesi planlanıyor.
AB devlet ve hükümet başkanları Avrupa Konseyi adı altında toplanan zirvelerde sık sık bir araya geliyorlar. Avrupa Konseyi’nde varılan kararların genellikle enerji alanında olduğu görülüyor. 4 Şubat 2011’de toplanan AB zirvesi de enerji ve yenilikçilik konularına yoğunlaşırken zirve sonuçları yatırımdan yenilenebilir enerjiye kadar gaz transferi için stratejik koridorların oluşturulmasını kolaylaştırılması (Güney Koridoru’nda olduğu gibi) gibi enerjinin her alanındaydı.
AP’da enerjiyle ilgili tasarılara gösterilen ilgiyi ölçmenin bir yolu da ortak karar mekanizmalarıyla yeni AB mevzuatında sayıları giderek artan değişiklikler oluyor. Örneğin bu tür değişikliklerden biri gaz kaynaklarının güvenliğini garanti altına alacak tedbirlerle ilgiliyi ve 300 sayfadan fazla belgede birkaç yüz değişiklik yapılması gerekti.
Bir başka yöntem ise paydaşların karar mekanizmaları üzerinde nüfuzlarını enerji alanındaki kamuyla istişare toplantılarına katılarak artırma yoluna gitmeleri oldu. 2008 başından bugüne toplam 24 istişare gerçekleştirildi. İstişareler motorlu araç lastiklerinde enerji etiketlemesinden AB enerji politikasını dış boyutlarına kadar çeşitlilik arz eden alanlarda gerçekleştirildi.
Avrupa Komisyonu enerji alanında uzmanlaşan Avrupa Elektrik İletim Sistem Operatörleri (ENTSO), Avrupa Gaz İletim Sistem Operatörleri ve Gaz Eşgüdüm Grubu ile Petrol Kaynak Grubu gibi kurumlarla yakın çalışmalarda bulunuyor.
Çevre grupları enerjiyle ilgili konularda da önemli rol oynamaktadır. Çevre grupları AB kurumlarıyla iş çevreleriyle aynı düzeyde istişarelerde bulunuyor.
Kısa bir süre önce AB düzenleyicilerden altyapı öncelik planı belirlemelerini istedi. Ve Slovenya’da bu amaçla enerji düzenleyicileri (ACER) iş birliği kurumu oluşturuluyor.
Çevre gruplarının liderliğiyle iklimin korunması yönünde ilgili politikaya vurgu yapılmasına iş çevreleri çevrecileri maliyeti ne olursa olsun itirazlar yükseltmelerinin anlamsız olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyor.
Tüketici örgütleri de keza enerji konularında karar merciinde önemli rol oynamakta. Komisyon tarafından yapılan bir çalışmada enerji fiyatlarıyla ilgili pazarlık yaparak kendileri için en uygun fiyatlandırmayı seçmeleri durumunda AB’li tüketicilerin her yıl €13 milyar (ya da hane başına €100) tasarruf edebileceklerini ortaya koydu.
Ülkeler, iş çevreleri ve federasyonlar da keza AB kurumları için farklı anlamlarda da olsa lobicilik faaliyetlerini sürdürüyor. Bu faaliyetler arasında toplumu ilgilendiren çeşitli faaliyetler, konferanslar, akşam yemekleri ve reklâm kampanyaları yer alıyor.
Komisyon sık sık konferanslar ve özel haftalar düzenlerken diğer bazı toplumsal faaliyetler çerçevesinde enerji konularına ağırlık veriyor. Komisyon ayrıca yayımladığı yeşil tebliğlerle danışma süreçleri için birlik düzeyinde özellikle iklim ve enerji konularında tartışmalar başlatıyor. Bir Komisyon beyaz tebliğini genellikle bir yeşil tebliğ izler ve beyaz tebliğde ilgili alanlarda AB eylem tekliflerine yer veriyor.
Benzer şekilde AP da çeşitli faaliyetler ve tartışmalar düzenlerken iklim ve enerji konularında çeşitli anketler yaptırılıyor.
AP sanayi, araştırma ve enerji komitesi (ITER) teklif ve tasarıların iskeletini oluşturan çalışma belgeleri ve raporlar yayınlıyor, fiiliyatta kanun tasarısına dönüştürülen Komisyon mevzuatlarında değişiklikler yapıyor.
Krizlerden ders almak
Geçmiş hatalardan ders almak karar verme mekanizmasının önemli bir gücüdür. Ocak 2009 doğal gaz krizi Komisyon’un sektörle ilgili bakışı üzerinde katalizör etkisi gösterdi; gaz kaçakları ve gaz arabağlantılarına yatırım konusunda AB’ye eşgüdüm rolü biçildi. Bu bağlamda, AB bütçesinde €1,44 milyar atıl duran fon benzer 16 projeye aktarıldı.
Ancak enerji uzmanları ve iş çevreleri paranın ara bağlantı inşasında kullanılıp kullanılamayacağı konusunda bir mutabakata varabilmiş değiller, anlaşmaya varsalar da ne kadar bütçe ayrılması konusu ise belirsizliğini korumaya devam ediyor.
Gaz krizi depolama kapasitesinin geliştirilmesi ve Güney Gaz Koridoru gibi alternatif boru hatlarının inşasında ilerleme kaydedilmesi için de önemli bir etken oldu.
AB keza Meksika Körfezi’nde meydana gelen petrol sızıntısından da kendine dersler çıkardı. Çevre gruplarının çağırılarıyla Komisyon 13 Ekim 2010’da hazırladığı mevzuat taslağında petrol platformlarında en üst düzeyde standartların gözetilmesi yolunda adım attı. Petrol ve gaz faaliyetlerinde güvenlik konulu bildiride ise Komisyon delme izni, teçhizat kontrolleri ve güvenlik kontrol mekanizmaları gibi yeni AB standartları belirlediklerini duyurdu.
Bayrağı dalgalandırmak
İş çevrelerinin AB bayrağını dalgalandırmaları gereken durumlarda birliğin kurumları giderek daha etkin rol alıyor. Bununla ilgili iyi bir örnek Komisyon Başkanı José Manuel Barroso’nun kısa bir süre önce gerçekleştirdiği Azerbaycan ve Türkmenistan ziyaretleri sırasında yaşandı.
Barroso ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in imzaladıkları Güney Gaz Koridor’una ilişkin anlaşmada sonuca varılamamasına rağmen on milyar metreküp Azerî gazının Avrupa’ya taşınmasıyla ilgili karar sürecine siyasî saikler son derece yardımcı oldu.
Dış boyut
Rekabetin sağlanması, sürdürülebilir ve güvenli enerji hedeflerine ulaşılması söz konusu olduğunda AB diğer ülkelerle gerek üretici, gerek transit ve gerekse de işbirliği çerçevesinde devreye giriyor. Tutarlılık ve etkinlik için AB ve üye devletlerin uluslararası enerji görüşmelerinde tek ses olmaları gerekiyor.
Kendisine sık sık “AB’nin babası” şeklinde göndermede bulunulan eski Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors, birlik ülkelerinin ortak enerji politikasını gecikmeden vücuda getirmeleri çağırısında bulunuyor.
Delors’un kurucusu olduğu Notre Europe adındaki düşünce kuruluşu tarafından hazırlanan bir politika tebliğinde Delors bizzat kendisi AB üyesi ülkelerin bu konuda nasıl ilerlemeleri gerektiğine yer veriyor:
- Alternatif enerji kaynaklarıyla ilgili ortak AR-GE projelerinin finansmanı için iddialı ekonomik araçların geliştirilmesi;
- Avrupa çapında enerji ağlarında işbirliğinin kurulması ve derinleştirilmesi;
- Yabancı kaynak tedarikçilerinden ihalelerin alınabilmesini kolaylaştırmak için petrol ve gaz satın alma gruplarının oluşturulması ve bu şekilde AB dış politikasının bu alana odaklanmasının ve güçlendirilmesinin sağlanması.
Delors’a göre, bu adımlar teknik ve sınırlı gibi görünse de belirleyici bir takım değişikliklere yol açarak enerji alanında daha fazla dayanışma ve işbirliğine imkân verecek.
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Jerzy Buzek, Delors’un fikirlerini paylaşıyor. Barroso da benzer görüşlerini dile getiriyor. Birkaç kez Barroso AB’nin iklim değişikliği ve enerji güvenliğinin artırılmasına ilişkin politikalarını İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın kendi içinde uzlaşı arayışlarına cevaben geliştirdiği Kömür ve Çelik Topluluğu’na benzettiğini ifade etmişti.
Enerji Komiseri Günther Oettinger de son zamanlarda yaptığı konuşmalarda Enerji 2020 stratejisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğundan söz ediyor.
Oettinger bu konuda “Enerji sistemimizi dönüştürmek için uzun soluklu bir perspektife ihtiyacımız var. Enerji Yol Haritası 2050 kapsamında yalnızca sera gazı emisyonlarımızın indirim hedefinin 1990’lardaki düzeyin yüzde 80-90’ına çekilmesini değil aynı zamanda enerjinin rekabete açık fiyatlar üzerinden güvenlikli hâle getirilmesi için farkı yollar izlenmesinden yanayım. Farklı senaryolara göre bu bize önümüzdeki yıllarda enerji sektörünü doğru bir düzleme oturtmak için gerekli politika tedbirlerini sunmamızı sağlayacak” şeklinde konuşuyor.
Taraflar:
“Lizbon Kanunları çerçevesinde AB Enerji Politikası” adı verilen bir araştırma tebliğinde 2010’da yaşanan kurumsal sıkıntılarla birlikte bir takım belli akımların AB enerji politikasında daha belirginleştiğini ortaya koyuyor.
Metni hazırlayan Osnabrueck Üniversitesi öğretim görevlisi Jan Frederik Braun, bu eğilimlerin enerji politikalarını oluşturma sürecinde ve birlik ile üye devletler arasında uyumun mümkün olduğu alanlarda uygulanabileceğini belirtiyor.
Braun söz konusu eğilimleri aşağıdaki gibi özetliyor:
- Bölüm ve yetkelerin rollerinin yenilenmesi;
- Kurumlar arasında güven artırmanın ve bireysel ilişkilerin giderek önem kazanması ve
- Lizbon sonrasında kurumlar arasındaki algılama ve yorumlama farklılıkları.
Lizbon anlaşmasında bu konuda bir başlık olsa bile enerji alanında yatay politikaların söz konusu olduğunu kaydeden Braun AB’nin enerji politikasının bir takım başka politika alanlarının bir bileşeni olduğunu ileri sürüyor:
- Dış politika (yani bir “paket yaklaşımla” kaynak sağlayan ve transit ülkelerle teknolojik yenilikle bağlantıların ve uzun vadeli ilişkilerin geliştirilmesi );
- Çevre/iklim değişikliği (yani CO2 salınımlarının azaltılmasında kilit unsurun yenilenebilir enerjiler olması ve bu alanda yatırımların teşvik edilmesi);
- Rekabet (yani Avrupa sanayi sektöründe uluslar arası rekabetin temin edilmesi için makul fiyat üzerinden enerji kaynaklarına erişim).
Delors aynı çalışmada, üçüncü ülkelerin enerji kaynaklarını azaltmasını engellemek için AB’nin hem üretici hem de transit ülkeler olarak dış ortaklarıyla ilişkilerde tek bir ara bağlantı sunması gerektiğine dikkat çekiyor.
“Avrupa Enerji Topluluğuna Doğru” adı verilen politika taslağında uyumlu ve erkin bir ortak politikanın hemen kaleme alınması gerektiğine işaret ediliyor.
Yine aynı metinde bunun bir takım politika unsurlarını gecikmeksizin geliştirmek ve bunu tercihen 20. Madde’de belirlenen geliştirilmiş işbirliği çerçevesinde yapılmasının gerektiğine dikkat çekiliyor.














