Haber
Küresel kredi krizinin Avrupa üzerindeki etkisini artırdığı bugünlerde Avrupa Merkez Bankası (AMB) elindeki tüm imkanları kullanarak krize karşı savaşıyor. Kredi sıkışıklığı çeken piyasalara milyarlarca euro aktarılırken, faiz indirim silahı da devreye girdi. Önceki gün faiz oranları yarım puan aşağıya çekilerek yüzde 3,75 seviyesine indirildi. AB ülkelerinde sorunlu bankalara müdahale söz konusu olduğunda çoğu zaman bizzat AMB Başkanı Jean-Claude Trichet de devreye giriyor ve görüşmelere katılıyor.
Bütün bu özverili çalışmalara karşın AMB'nin yetkilerinin sınırlı oluşu ve geniş bir hareket alanının olmayışı Trichet'nin mücadelede başarı şansını azaltıyor. Krizin çözümünde temel dayanak olan gösterilen vergi mükelleflerine ait mevduatlar hakkında söz söyleme yetkisinin hükümetlerde olması, ülkeler arasındaki fikir ayrılığı, koordineli hareket eksikliği, AB'nin bir türlü entegre olamaması, mali krizlere karşı dayanıklı bir yapı geliştirmekten uzak oluşu ve en önemlisi politikacıların AMB'yi ulusal çıkarları doğrultusunda etkilemek istemeleri Trichet'yi fazlasıyla zorluyor.
Bernanke gibi rahat hareket edemiyor
Der Spiegel Dergisi "AMB Neden Avrupa'nın Mali Krizini Çözemez" başlıklı yazısında bu konuyu ele aldı. Yazıda Trichet'nin para politikasını yönlendirebileceği ancak krizin çözülmesi için adres olarak gösterilen vergi mükelleflerinin paraları üzerinde yetkisinin bulunmadığı belirtiliyor. Bunun yanı sıra Trichet birçok konuda ABD Merkez Barkası (FED) Başkanı Ben Bernanke gibi tek başına hareket edebilme şansına sahip değil. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi politikacılar sık sık müdahale ederek ne yapması ya da ne yapmaması gerektiği konusunda fikir beyan edip üzerinde baskı oluşturuyor.
Merkezi Almanya'nın Frankfurt kentinde bunan AMB, euronun korunmasından ve bu para birimini kullanan 15 Avrupa ülkesi için faiz oranlarının belirlenmesinden sorumlu. Banka birbirlerine güvenmeyen finans kuruluşlarının kredi vermek istememeleri nedeniyle kredi daralması yaşayan Avrupa finans sistemine nakit enjeksiyonu yaparak likidite sorununu hafifletmeye çalışıyor. Barclays Capital'in Frankfurt'taki ekonomistlerinden Thorsten Polleit bu durumu "Sistemde güvenin yok oluşunu para piyasalarındaki faiz oranlarından ve iş hacimlerindeki gerilemeden açık bir şekilde görmek mümkün" sözleriyle dile getirdi. Ekonomistler bu süreçte AMB'nin, para piyasalarının rolünü üstlenerek kısa vadede oluşan likidite sorununun çözülmesinde etkin bir rol oynadığını söylüyor.
Teknik açıdan AMB bu işlevini sürdürebilir ve hiçbir engelle karşılaşmadan faizleri indirmeye devam edebilir. Ancak yatırımcı güveninin kaybolması sonucunda borsalarda işlem gören hisse senetlerinin değerinde dramatik düşüşler yaşanırken bu durum bankaları tehlikeye atıyor ve ekonomistler büyük bankaları kurtaracak tek şeyin vergi mükelleflerinin parasının teminat altına alınması olduğunu söylüyorlar. Bu paralarla ilgili yetki de hükümetlerin elinde.
ABD'deki gibi bir koordinasyon yok
Avrupa'da geçen hafta bazı bankaların batma noktasına gelmesi ve kurtarmaya yönelik devlet müdahaleleriyle yaşanan kaos ortamı yaşlı kıtadaki finans sisteminin zayıflığını ortaya çıkardı. Bazı merkez bankası yöneticileri AMB'nin 1999 yılında kurulmasından bu yana bu sorunu dile getiriyorlardı. Merkez bankalarının yöneticileri sık sık yaptıkları uyarılarla AB hükümetlerinin bütçe açıklarını dizginlemelerini ve sistemde dengesizlikten kaçınmak için mali politikalarını koordine etmelerini istediler. Ancak onlarca yıla yayılan bütünleşme sürecine rağmen, Avrupa Birliği (AB), farklı vergi ve harcama rejimlerini kullanan bağımsız devletlerin oluşturduğu bir blok olarak kalmaya devam etti. Bu da tüm Avrupa'yı kapsayacak anlaşmalara varılmasını fazlasıyla zorlaştırdı.
Ekonomistlere göre, sonuç olarak Avrupa kaçınılmaz bir şekilde finansal krizlere karşı ABD kadar iyi bir donanıma sahip olamadı. Tarihte Avrupalı hükümetlerin bu tür krizlerde fikir birliğine varamadığına dikkat çeken uzmanlar, yaşlı kıtada sorunun çözümüne yönelik çok farklı düşünce biçimleri olduğunu, ABD'deki gibi koordine edilmiş bir politikanın üretilemediğini söylüyor. Paris'te Fransa, Almanya, İngiltere ve İtalya liderlerinin katıldığı zirvede fikir birliğine varılamaması da Avrupa'daki bölünmüşlüğü yansıtan tipik bir örnek oldu. Banka kurtarmak için AB genelinde fon oluşturulmasına karşı çıkan Merkel'in ülkesinde mevduatlara devlet güvencesi vermesi sürpriz bir u-dönüşü oldu. European Journal Editörü Jim McConalogue Yorkshire Post gazetesinde yayımlanan yazısında Avrupa'nın bu krizi çözemeyeceğini çünkü gerçekte sorunun bir parçası olduğunu yazdı.
Credit Lyonnais skandalında aklanmıştı
20 Aralık 1942 yılında Fransa'nın Lyon kentinde doğan Jean-Claude Trichet, 1966 yılında Paris Üniversitesi'nin ekonomi bölümünden mezun oldu. Eğitimine siyaset ve kamu yönetimi alanında devam eden Trichet, 1987 yılında Washington merkezli mali danışmanlık kuruluşu Group of Thirty'nin (Otuzlar Grubu) üyesi oldu. 1993 yılında ise Fransa Merkez Bankası Banque de France'ın başkanlığına getirildi. 1 Kasım 2003'te ise Wim Duisenberg'ten boşalan Avrupa Merkez Bankası (AMB) başkanlığına seçildi. Trichet 2003 yılında Hazine'den sorumlu iken Fransa'nın en büyük bankalarından biri olan Credit Lyonnais'teki usülsüzlüklerle ilgili olarak 8 kişi ile birlikte suçlanmış, ancak bir kaç ay sonra aklanmıştı. Bu da ona AMB başkanlığının yolunu açmıştı.









