Logo EurActiv.com.tr

21. Dönem Avrupa Konvansiyonu Parlamento Üyesi Emre Kocaoğlu: “Sendikacılık bir Avrupa düşüncesidir”

16.07.2008

21. Dönem Avrupa Konvansiyonu Parlamento Üyesi Emre Kocaoğlu, Türk sendikacılığının dünyaya örnek gösterilen tarafları olduğunu söyledi. Türk sendikacılığının son zamanlarda Avrupa’ya nazaran geri kaldığını ifade eden Kocaoğlu, Türk sendikacılığının Avrupa’da yaşanan teknolojik dönüşümü yakalayamadığını belirtti. Avrupa ‘nın uluslararası şirketlerinin bünyesinde kurulan iş konseylerine de değinen Kocaoğlu, Türkiye’de ilk iş konseyini Yapı Kredi’nin oluşturduğunu açıkladı.

AB’nin sosyal boyutu ihmal ediliyor. Bu boyutlar nelerdir?

AB, esas olarak bir ekonomik birleşme. Siyasal ve sosyal boyut da yemeğin salçası. Anlaşılan hep de böyle gidecek.  Fakat mesela 2. derece olmasına rağmen AB’nin siyasal etkileri devamlı konuşulur. Ama Türkiye’de hiç kimse sosyal etkilerden konuşmaz. Bu sosyal etkiler aslında Türkiye’de çok büyük değişiklikler meydana getirecek. Bazı kavramlarda değişiklik olacak. İşçi ve işveren ilişkilerine kesin bir diyalog getirecek. Şimdi bizde işçi işveren ilişkilerinde diyalogsuzluk yüzünden, diyalog sadece sendikalar arasında olur anlayışı yüzünden sendikalaşma düştü. İşçilerin son derece küçük bir kısmı sendikalara üye. Sendika güvencesi de yok. Kimse de buna bir şey demiyor. Avrupa Birliği’ne üye olunduğu zaman işçilerin sendikalı olup olmaması bir kriter olmayacak; ama tartışma konusu olacak. Çünkü sendika aracılığıyla diyalog kuruluyor.  Sadece sendika da değil. Örneğin bütün Avrupa’daki  iş yerlerinde iş konseyleri var. İş konseylerinde sendikaların temsilcileri yerine işçilerin seçtiği temsilciler yer alıyor. İşçilerin sendikadan da hoşnut olmamaları ihtimalini de göze alan Avrupa, işçiler kendi aralarında toplanıp ayrı temsilci seçmelerini talep ediyor. Fakat güçlü olan sendikalar kendi temsilcilerini seçtiriyor, güçlü olmayan seçtiremiyor.

Sosyal diyalog kavramı Avrupa’da işçi işveren ilişkilerinin, sosyal Avrupa’nın temeli. Sosyal diyalog bizdeki gibi herkesin biraraya gelip, her kafadan bir sesin çıktığı, hangi ortamda yapıldığı belli olmayan bir toplantı değil. Bizde belki de bilerek saptırıldı. Avrupa’da sosyal diyalog deyince sadece işçi işveren ilişkileri anlaşılır. Bizde buna benzer başka kavramlar da vardır. Mesela eşit işe, eşit ücret kavramı, bizde aynı işi yapan insanların aynı ücreti alması demektir. Asıl anlamı bu değildir. Sadece aynı işi yapan kadın ve erkeklerin eşit ücret alması demektir. Aynı şekilde böyle kavram kargaşaları bizde başka şeylerde de var. Bu yüzden de kavramlar yerine oturmuyor.

Sosyal diyalog kesinlikle işçi işveren tarafların diyaloğudur. Bunun bir devamı da sosyal ve ekonomik konseydir. Sosyal ve ekonomik konsey de bizdeki gibi düzinelerce sivil toplum veya meslek örgütünün bir araya gelip, ne olduğu anlaşılmayan  konuşmalar yapması değildir. Sosyal ve ekonomik konsey, ILO’nun (International Labor Organisation)  üçlü yapısından esinlenerek oluşturulan bir Avrupa modelidir. Üçlü bir kurumdur. Hükümet, işçi ve işveren temsicilerinden oluşur. Sosyal ve ekonomik konseyde bir başka kuruluş yoktur. Türkiye’de sosyal ve ekonomik konsey kuralım diye herkesi içine sokmuşuz. İşçi işveren diyaloğundan sapılmış. Avrupa ile bizim aramızdaki bir başka önemli fark da sivil toplum farkı. STK’ların tarif gereği bazı özelliklerinin olması gerekiyor. Bunların bir tanesi, siyasetin tamamen dışında olması lazım. Mecburi üyeliğin olmaması lazım. Özel kanunla korunmamış olması lazım. Bu açıdan bakarsanız bizde odalar birliği, barolar, tabip odaları sivil toplum kuruluşu değildir. Meslek kuruluşudur. Ama sendika, bir sivil toplum kuruluşudur çünkü gönüllü bir üyeliktir. Devlet kanunu ile kurulmuş odalar birliğine de sivil toplum kuruluşu diyorlar. Devlet denetliyor. Yani bu tür orgizasyonları dışarı çıkartıp gerçekten sivil toplum kuruluşu olanları ile bir sivil toplum kurgulamalıyız. Bunu kurgulamadığımız için de böyle komik bir şey oluyor. Başka ülkelerde buna çok dikkat ederler. Resmi olmayacak, gerçekten sivil toplum kuruluşu olacak, tamamen bağımsız olacak ve üyeliği gönüllü olacak. Bu şartlar olmazsa sivil toplum kuruluşu olmuyor. Türkiye’de bu da karmaşık. Bu durum sosyal diyaloğa da yansıyor. Dolayısıyla Avrupa’nın istediği anlamda bir sosyal diyalog kurulamıyor.

Sosyal diyalog nasıl olacak?

Sivil toplum tanımına uygun temsilci örgütler olması lazım. Bu da sendikalaşmanın kolaylaştırılması, sendikalaşma hakkının kullanılmasıyla mümkün olur. Bu arada Avrupa Birliği’nin işçi işveren ilişkilerinde kesin standartları yok. Nedir bu standartlar? AB, ILO’nun sözleşmelerini veya kanunlarını esas alır. Ondan sonra bunun uygulamasını ülkelere bırakır. Bu ILO kanunlarından bir tanesi örgütlenme özgürlüğüdür. Bu örgütlenme özgürlüğü sınırlı olduğu için bizde, sendikalar yok.

Avrupa sendikacılığında yeni bir yöntem geliştirdiler. Örneğin diversification of services (hizmet çeşitliği), birincisi bu. İkincisi, Personalisational Services (hizmetlerin kişiselleştirilmesi), üçüncüsü Computersational Services (Hizmetlerin bilgisayar ortamına taşınması). Üç tane temel dönüşüm alanı buldular. Örneğin diversification of services dediğiniz zaman çocuğuna eğitim rehberliği yapacak kadar, çocuğuna burs arayacak kadar, evinde musluğunun tamirinde başvuracağın yere kadar, yani ne istiyorsan bunu yapabiliyorsun. Ondan sonra personalisation of services geliyor. Herkesin çocuğunun eğitim ihtiyacı farklı olduğu için o işçinin ailisine de bakarak eğitim rehberliği yapıyorlar. Standart bir paket yok. Üçünsü de Computersational Services. Diğer iki servisteki işlerin kağıt kalemle yürütülemeyeceğini anladıkları için işlemleri bilgisayar ortamına taşıdılar.

Bu değişimler Türk sendikacılığına yansımadı. Ama Türk sendikacılığının dünyaya örnek gösterilen tarafları da var. Örneğin, ana akım sendikacılık hiç yasa dışı baskıların altına girmedi. Avrupa ve özellikle Amerika’da mafya fevkalede önemli bir sorundur. Türkiye’de işçilikten gelmeyen bir insan sendikacı olmamıştır. Seçim sistemlerine bakarsanız son derece demokrattır. Bu çizgi dünya sendika literatüründe örnek gösterilir. Türk sendikalarını dışardan etki etmek isteyenler olmadı mı? Ama bunlara direndi. Yasa dışı örgütlenmelerin asla altına girmedi.

Türk sendikacılığı çok başarılı bir sendikacılıktı. Ne zamana kadar? İşte bu teknolojik dönüşüme kadar. O teknolojik dönüşümü Türk sendikacılığı yakalayamadı. Ama şimdi yakalayacak. Teknolojiye  Avrupa yoluyla geçiş olacak. Çünkü sendikacılık bir Avrupa düşüncesidir.

Sendikasız bir Avrupa düşünülemez. Sendikaların yönettiği bir Avrupa da düşünülemez. Burada sendikalara tanınan hak şudur: sadece örgütlenme ve kendini koruma hakkı verilir. Yani oyunun tarafı olma hakkı verilir. İyi oynarsan kazanırsın. Avrupa’nın sosyal diyalog anlayışı budur.

Avrupa Birliği’nin de etkileriyle Türkiye’deki sendikacılıkta güçlenecektir. Bu dönüşümle başa çıkabilecek sendikacılıkta gelişecektir.

Avrupa’da sosyal diyaloğun bir uzantısı olarak Avrupa iş yerlerinde works council (iş konseyi) şeklinde bir oluşum var. Türkiye, mutluka buna hazır olmalı. Türkiye’de bu hiç bilinmez. İş verenler haklı olarak konuyu açmak istemezler başımıza iş açılacak diye. Bazı sendikalarda farkında olmadıkları için bilmezler. Büyük işyerlerinde mutlaka seçimle gelmiş işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan bir kurul yılda iki defa toplanır. Kaşılıklı olarak işçi ve işveren sorunlarını görüşürler. Burada işçi temsilcileri sendikalar tarafından tayin edilmez. İşçiler tarafından ayrıca seçilir.

Her ülkenin uluslararası bazda çalışan şirketlerinde  ilk  önce ulusal ölçekte bir iş konseyi kuruluyor sonra ulusal iş konseyleri içinden seçilen temsilciler yine ayrı ayrı her şirketin uluslararası merkezinde toplanıyor. Uluslararsı bu oluşuma da “European Works Council (EWC) (Avrupa İş Konseyi)” adı veriliyor.

Türkiye’de bu anlamda şubesi olan bir yer var mı?

Yapı Kredi Bankası’nı UniCredito alınca , Yapı Kredi Finansa yüzde 50 ortak oldu. UNI adlı bir de uluslararası sendika var. Merkezi İsviçre’de. BASİSEN’de bu kuruma üye. BASİSEN’in Başkanı Metin Tiryakioğlu, iş konseyini Türkiye’de de oluşturalım dedi. Avrupa Birliği ilk önce bu oluşuma karşı çıktı. Bu uygulama Türkiye’de olmaz dedi. Sonra UniCredito’nun Yapı Kredi’yi alması kesinleşince; BASİSEN’in de etkisiyle İtalyan sendikaları UniCredito’yo gidip baskı yaptılar. Edgardo Iozia, Italyan sendikacılarının kurduğu bir komitenin Başkanı ve aynı zaman UniCredito İş Konseyi’nin de başkanı, Metin Tiryakioğlu ile uzun uzun görüşmeler yaptı. Yapı Kredi ile de konuşuldu. Yapı Kredi’de bu uygulama nasıl olsa Türkiye’ye gelecek diyerek;  Türkiye’de bunun şartlarına uyacağız sözü verdi. Bunun üzerine uluslararası alanda kabul edildi ve bir kaç ay önce Milano’da yapılan UniCredito’nun Avrupa İş Konseyi toplantısına Yapı Kredi’den iki tane işveren ve iki tane de işçi temsilcisi katıldı. Her işletmenin kendine özgü EWC tarzı örgütlenmesi var. Her işletmenin tavsiye kurulu gibi işliyor. İşverenle çalışanın samimi olması ve diyalog kurması amaç. Gündem tamamen sosyal diyalog. Karşılıklık tarafların birbirini tanıması.

 

 

© EurActiv 2007-2008. Bütün hakları saklıdır
Teknoloji ve Dizayn MONOGRAM